Abher namazı nedir ve faziletleri nelerdir? Bu isimle bilinen namaz, hadis ve fıkıh kaynaklarında var mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sufizade Seyyid Hulusi’nin “Mecmau’l-Adab” ile Seyyid Ali Zade’in "Şiratu'l-İslam" isimli kitaplarında, bu isimle açıklanan bir namazdan bahsediliyor:

İkinci rekatta, oturulunca Ettehıyyatü'den sonra salli barik okunur. İkindinin sünneti gibi üçücü rekata kalkınca sübhanekeden başlanır.

Her rekatta bir Fatiha, on defa Kadir suresi okunur. Sonra rükudan önce, on beş defa "Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber" tesbihi okunur, sonra rükua varılır, rükuda üç defa "Sübhane rabbiyel azim" dendikten sonra rükuda okunan tesbih üç defa okunur. Sonra doğrulup, ayakta iken aynı tesbih üç defa daha okunur. Secdeye varılır, üç "Sübhane Rabbiyel ala"dan sonra, aynı tesbih beş defa okunur. Daha sonra ikinci secdeye gidilir. İki secde arasında tesbih okunmaz.

Diğer üç rekat da böyle tamamlanır. Selamdan sonra konuşmadan Kadir suresi on defa okunur. Sonra aynı tesbih otuz üç defa okunup "Cezallahü Muhammeden anna ma hüve ehlühü" denir.

Hazret-i Ömer (ra) şöyle buyurdu:

"Bir mümin, Abher namazını kılıp da Resulullahı rüyasında görmezse, ben Ömer değilim. Yemin ederim ki, Allah Teâlâ, bu namazı kılanın işini görür, dilediğini verir, günahı ne kadar çok olsa da, hepsini affeder, ölürken susamaz, kabrine çiçekler döşenir. Kabrinden kalkarken de, başına keramet tacı konur."

Hazret-i Ali (ra) de “Resulullahı görmek istediğim zaman, Abher namazını kılarım.” buyurdu.

Bu iki kitapta geçen bilgiler özetle böyledir.

Ancak, böyle bir namazın Kur’an’da, hadis kaynaklarında, dört mezhep fıkıh kaynaklarında, hatta İhya gibi nasihat eserlerinde yer almaması, bu bilginin mesnetsiz olduğunun göstergesidir.

Özellikle bu haberde, Hz. Ömer (ra)’in “Yemin ederim ki, Allah Teâlâ, bu namazı kılanın işini görür, dilediğini verir, günahı ne kadar çok olsa da, hepsini affeder, ölürken susamaz, kabrine çiçekler döşenir.” dediğine dair bilginin yer alması, bu haberin uydurma olabileceğinin göstergesi sayılabilir.

Çünkü, Hz. Ömer (ra) gibi takvada çok hassas olan bir kimsenin, kitap ve sünnette yer almayan bir işin mutlaka olacağını hem de yemin ederek bunu söylemesi hiç de akıl ve izanın kabul ettiği bir şey değildir. Zira, hiç bir sünnet/nafile namaz bir farz namaz kadar Allah’ın rızasını kazandırmaz. Farz namazlarını kılan kimseler için verilmeyen bu taahhüdü “kaynağı bilinmeyen” bir habere bağlamak ve buna ciddi olarak bakmak doğru olmaz.

Özetle, bu her iki eser de bire meviza/nasihat kitaplarıdır. İçinde sahih hadisler yanında zayıf ve mevzu rivayetlerin de bulunduğunda şüphe yoktur. Bu hikaye de bu tür bir bilgi olabilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Okunan dualara, yapılan ibadetlere verilen sevaplarla ilgili rivayetler var. İbadetlere vadedilen netice ve sevaplara kavuşmanın şartları nelerdir? O duayı her okuyan ve o ibadeti yapan herkes o sevabı ve mükafatı alabilir mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR