Peygamber Efendimiz için -haşa- akıl hastası olduğu, paranoyak olduğu gibi iftiralar ediliyor; bunlara nasıl cevap vermeliyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bir kısım inançsız insanlar Peygamberimizin (a.s.m.) -haşa- akıl hastası olduğunu iddia ediyor, "paranoya" gibi bazı akıl hastalıklarını O'na -haşa- yakıştırıyorlar. Meleklerin görünmesi, vahiy gelmesi gibi olayları da halüsinasyon (akıl hastalarının gerçekte olmayan sesler duyması, görüntüler görmesi) olarak değerlendiriyorlar.

Bu şüpheleri psikiyatrik açıdan ele alalım:

1. Akıl hastalığı iddiası sadece Peygamberimiz (asm) için değil, gelmiş geçmiş bütün peygamberler için, hatta pek çok veli insanlar için de ileri sürülmüştür. Bu seçkin insanların hepsi mi mecnundur? Acaba daha akla yakın olanı, aslında onların hepsine mecnun diyenlerin mecnun olmaları değil midir?

2. Akıl hastalarının hezeyanları karmakarışık, bazen kendi içinde bile tutarsızdır ve hastadan hastaya da çok değişir.

Hatta, bir hasta hezeyanını, garip fikirlerini anlatsa, diğerleri "Amma saçmaladın ha!.." diye gülerler. Ardından o gülen hasta hezeyanını anlatınca, bu sefer de diğerlerinden kahkahalar yükselir. Yani hiçbir hasta diğerinin hezeyanını paylaşmaz. Bunun tek istisnası "paylaşılmış paranoya" denilen ve çoğunlukla iki kadın ya da bir kadın, bir erkek arasında benzer hezeyanlarla seyreden hastalıktır ki; hem nadir görülür hem de iki üç kişiden fazla topluluklarda görülmez.

Bu adamlara sormak lazım:

Bu nasıl bir cinnettir ki, farklı asırlarda, farklı ülkelerde yaşamış bunca seçkin insan, hep beraber aynı hakikatleri; Allah'ın varlığını, birliğini, ahiretin, cennet ve cehennemin insanı beklediğini, kaderi, melekleri vs. iman esaslarını, güzel ahlak kaidelerini insanlara anlatmış ve bütün esaslarda hemfikir olmuşlardır? Böyle bir akıl hastalığı var mıdır?

Psikiyatriye az çok aşina olanlar bunun bir zırva olduğunu bilirler.

3. Kaldı ki; Peygamberimize (asm) elçilik görevi kırk yaşında verilmiş. Ve o yaşına dek, çevresinde Muhammedü'l-Emin lakabıyla, yani doğru, güvenilir bir insan olarak tanınmış. Hâlinde, tavrında hiçbir aşırılık, gariplik görülmemiş. Oysa tıbben biliyoruz ki; akıl hastalıklarının hemen hepsi kırk yaşına kadar mutlaka bir belirti verir. Zira kırk yaşında artık huy sabitleşir. Kırk yaşından sonra başlayan akıl hastalığı ise çok nadirdir. Ancak bunama veya kaza geçirmeye bağlı gelişen hastalıklar gibi birkaç örnek verilebilir.

Hatta en ağır akıl hastalığı olan ve hayaller görme, sesler işitme (yani halüsinasyon) ve garip fikirlere saplanma (yani hezeyan) gibi belirtilerle seyreden şizofreni hastalığının teşhisini koymak için bir çok otorite, hastalığın kırk yaşından önce başlamış olması şartını aramaktadır.

Oysa O (asm) zatın kırk yaşına kadar olan hayatında, kendisini eleştirecek tek bir noktayı bile düşmanları dahi bulamamışlar. O'nun için ne "ahlaksızdır" ne "yalancıdır" ne "şüphecidir" dememiş, diyememişler.

4. Paranoya iddiası için bir de şöyle bir cevap verilebilir:

Büyüklük paranoyasına yakalanmış bir kişi, kendisini mesela "Ben cumhurbaşkanıyım, Amerikan büyükelçisiyim,.." vs. diye tanıtabilir. Arada türeyen ve kendisini peygamber olarak gören yalancı insanlar da zaten bu türden hastalardır. Ancak unutmamak gereken bir şey var ki, mesela "Ben Amerika büyükelçisiyim." diyen herkesi "hastadır" diye akıl hastanesine yatırırsanız, gerçek büyükelçiyi de yanlışlıkla hastaneye kaldırabilirsiniz. O zaman hata yapmamak için "Delilin nedir, ispat edecek bir evrakın var mı?" dersiniz.

Aynen öyle de; bir insanın "Ben peygamberim!.." dediğinde, delil olarak mucizelerini, evrak olarak da vahyedilmiş kitabını görmek lazımdır. İşte O Zat (a.s.m.) delillerini sunmuş, yüzlerce mucize göstermiş, ferman olarak da yine her yönü ile mucize olan Kur’an'ı göstermiş ve davasını ispat etmiş...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR