Peygamber Efendimiz cinlere mucize göstermiş midir?

Tarih: 04.12.2017 - 01:04 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Onlara nasıl tebliğ de bulunmuştur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, Peygamber Efendimiz (asm) cinlere mucize göstermiştir. Cinlerin Müslüman olması ve bununla ilgili bazı mucizeler şöyledir:

Konuyla ilgili ayetlerin mealleri şöyledir:

"Bir zamanlar cinlerden bir gurubu, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde: 'Susun dinleyin.' dediler. Okuma bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler." (Ahkaf, 46/29)

"De ki: Bana vahyolundu ki, cinlerden bir topluluk Kur'an dinlediler de şöyle dediler: Biz harikulade bir Kur'an dinledik." (Cin, 72/1)

Hadis alimleri sahih rivayet zincirleri ile İbni Mesud’dan naklediyorlar. İbni Mesud anlatıyor:

“Batn-ı Nahl denilen yerde, Nusaybin cinleri Müslüman olmak için Allah Resulünün yanına geldiklerinde bir ağaç cinlerin geldiklerini haber verdi.

İmam-ı Mücahid, aynı hadiste İbni Mesud’dan nakleder ki: O cinler bir delil yani mucize istediler. Allah Resulü (asm) bir ağaca emretti; ağaç yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti.” (Buharî, Menâkıbu’l-Ensâr: 32; Müslim, Salât: 150; Ali el-Karî, Şerhu’ş-Şifâ, 1/619)

İşte, cin taifesine bir tek mucize kâfi geldi. Acaba bu mucize gibi bin mucizeyi duyan bir insan imana gelmezse, cinlerin “Bizim beyinsizimiz ise Allah hakkında yalan yanlış şeyler söylüyor.” (Cin, 72/4) şeklinde tabir ettikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı?

Buhari ve Müslim İbn-i Abbas'tan şöyle naklederler:

"Resulüllah Efendimiz ashabından bazıları ile birlikte meşhur Ukaz panayırına gitmişti. Bu sırada şeytanların semavî haberleri dinlemesi yasaklanmıştı. Dinlenmeğe kalkışan olursa gönderilen alevlerle dinleme yerlerinden sürülüyorlardı."

"Şeytanlar kendileri arasında büyük bir toplantı yaparak durumun ne olduğunu görüşmek istemişler. Demişler ki: Semanın haberiyle bizim aramıza giren şeyin, çok mühim bir olay olduğunda şüphe yoktur. Acaba bu olay, ne olabilir?"

Bazıları bu soruya: "Dünyanın doğusunu batısını, her tarafını kontrol etmemiz gerekir" demiş ve araştırma yapmak üzere dağılmışlar.

Tihame taraflarına giden grup, Nahle denilen yere geldiklerinde Resulüllah Efendimizin ashabı ile birlikte namaz kıldıklarını görmüş.

Peygamberimizin okuduğu Kur'anı işitince: "Durun dinleyelim!" demişler. Dikkatle kulak verip dinlemişler ve demişler ki: "Vallahi bizimle semanın haberi arasına gerilen şey budur! O halde buna inanmamız gerekir."

Böyle deyip Kur'an'a iman etmişler ve buradan kavimlerine (diğer cin ve şeytanlara) döndükleri zaman da onlara hitaben demişler ki: "...Ey bizim kavmimiz, biz harikulade bir Kur'an dinledik. O Kur'an gerçekten doğru yola iletiyor, biz ona iman ettik. Artık bundan böyle Rabbimize hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız!"

İbn-i Cerir, sahihtir kaydıyla Hakim, Beyhakî ve Ebu Nuaym Ebu Osman el-Hudaî tarikiyle İbn-i Mesud'dan rivayet ederler, O demiştir ki:

"Resulüllah Efendimiz ashabına hitaben buyurdu ki: 'Bu gece cinlerin halini görmek isteyen benimle gelebilir.' Benden başka Peygamberimizle çıkan olmadı. İkimiz birlikte gittik Mekke'nin üst tarafına çıktığımız zaman ayağı ile bir yere çizgi çekti ve bana oraya oturmamı emretti. Sonra kendisi biraz ileri gitti ve Kur'an okumaya başladı. Sonra üzerini birtakım karaltılar kapladı. Artık O'nu hiç göremiyordum, sesini de duyamıyordum."

"Sonra bulut parçaları gibi gitmeye başladılar, ancak içlerinden bir grup kalmıştı. Sonra şafak attı. Peygamberimiz de oradan ayrılarak yanıma geldi: 'Hani o grup nerede?' diye seslendi. İşte oradalar dedim. Eline kemik ve tezek parçası alarak onlara verdi, sonra: 'Bu ikisi ile istinca yapmayınız, zira bunlar cin kardeşlerinizin yiyeceğidir.' buyurdular."

İbn-i Mesud'a ait bir rivayette, o gece toplanıp Kur'an dinleyen cinlerin sayısı on beş kadardı ve bunlar kardeş çocukları ve amcaoğulları idiler. Yine îbn-i Mesud'a ait bir diğer rivayette, o gece Resûlüllah ile birlikte gittikleri yer el-Hacûn idi. Cinlerin büyüğü Peygamber Efendimize: "Ben bunları sana hiçbir zarar vermeden alıp götürürüm" demişti. Peygamberimizin cevabı da: "Allah'tan bana gelecek olan bir zarardan, hiçbir kimse beni kurtaramaz!" olmuştu. Cinlerin büyüğünün adı ise Verdân idi.

Ebu Nuaym İbn-i Mesud'dan şöyle rivayet etmiştir: "Cinlerden bir grubun Resûlüllah Efendimize çevrildikleri gece, ben O'nun yanında idim. Cinlerden biri, elinde bir alev parçası ile Resûlüllah'ın üzerine yürüdü. Cebraîl de Peygamberimize: "Ya Muhammed sana bir dua öğreteyim ve sen bu şekilde dua ederek Allah'a sığın! Bu suretle onun alevi sönecek ve kendisi burnu üstüne yere yuvarlanacaktır.

Cebrail bir dua öğretti. Peygamberimiz duasını yaptı, Yüce Allah da şeytanları hezimete uğrattı. Dua şudur:

"De ki: Ben keremi sonsuz Allah'a, O'nun vechine, O'nun kelimatına (hiçbir kimse o kelimeleri geçemez) sığınırım; semadan inen ve semaya çıkan şeyin şerrinden, arza giren ve arzdan çıkan şeyin şerrinden, gecenin ve gündüzün şerrinden... (Ancak geceleyin ansızın gelen biri müstesnadır ki, o bana hayırla gelir.) işte bütün bu şerlerden, beni sen koru ey Rahman..."

Taberani, İbn-i Mesud'dan şöyle rivayet ederler:

"Biz Mekke'de Peygamberimizle birlikteydik. Peygamberimiz ashabına hitaben: "Tam bir ihlâs ve istekle benimle gelmek isteyen varsa, gelebilir" buyurdu. Ben kalkıp kendisiyle beraber yürüdüm, yanıma da bir su kabı aldım. Birlikte yürüyüp Mekke'nin üst tarafına vardık. Ben o sırada bulut gibi bir karaltı gördüm. Peygamberi­miz bana: "Ben gelinceye kadar şurada otur, bekle" buyurdu. Ben de beklemeye koyuldum. Peygamberimiz ileriye vardı, onlar O'na üşüşüyorlardı. Peygamberimiz kendileriyle geç vakte kadar müsamerede bulundu. Şafak atarken benim yanıma geldi. Bana: "Buradan hiç ayrılmadın değil mi?" dedi. Ben de: "Ayrılmadım" dedim. Sonra: "Abdest almak için yanında su var mı?" diye sordu. Ben de: "Ey Allah'ın Resulü var." dedim ve su kabını açtım. Fakat içinde nebiz (şerbet) varmış.

Ben bunu aldığım zaman, içinde su vardır zannıyla almıştım, fakat nebiz imiş, dedim. Resulüllah da: "Hurma temizdir, su temizleyicidir; bunun içinde ise bu ikisi vardır." buyurdu ve onunla abdest aldı.

Namazına duracağı zaman cinlerden ikisi O'nun yanına gelip: "Ey Allah'ın Resulü, biz senin bize imam olarak namaz kıldırmanı istiyoruz." dediler. Peygamberimiz de onları saf halinde dizdiler, sonra hepimize birden namaz kıldırdılar.

Sonra Mekke'ye dönüşe geçtik. Ben kendisine: "Bunlar kimlerdir ya Resulellah?" diye sordum. Buyurdular ki: "Bunlar, Nusaybin cinleridir. Kendi aralarında vukua gelen bir ihtilafa hakem olmam için bana geldiler. Bana ayrıca ne yiyeceklerini sordular, ben de kendilerine; deve ve sığır dışkısını kurumuş hurma olarak bulacaklarını, Allah'ın adiyle boğazlanmış hayvanların kemiklerini de rızık olarak bulacaklarını söyledim..."

İşte bu olaydan sonra Peygamber (asm), kemik ve tezekle taharetlenmeyi yasakladı." (bk. Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: I, 241-246)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun