Varlıklı Müslümanlar cennetin yüksek derecelerini aldılar mı?
- Fakir Müslümanlar zenginlerin cennetteki yerlerin iyilerini zenginlerin alacağını, fakirlerin ahirette de mağdur olacaklarını söylüyorlar.
- Varlıklı Müslümanlar cennetin yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler, dediler.
- Bu konudaki hadisi açıklar mısınız?
Değerli kardeşimiz,
Ebû Hüreyre (ra) şöyle dedi:
وعَن أبي هُريرة رضي اللَّه عنه أَنَّ فُقَرَاءَ المُهَاجِرِينَ أَتَوْا رسولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم . فقالوا : ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالدَّرَجاتِ العُلَى . والنَّعِيمِ المُقِيمِ . فَقَال : « ومَا ذَاكَ ؟ » فَقَالُوا : يُصَلُّونَ كمَا نُصَلِّي ، ويَصُومُونَ كمَا نَصُومُ . وَيَتَصَدَّقُونَ ولا نَتَصَدَّقُ ، ويَعتِقُونَ ولا نَعتقُ فقال رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « أَفَلا أُعَلِّمُكُمْ شَيئاً تُدرِكُونَ بِهِ مَنْ سبَقَكُمْ ، وتَسْبِقُونَ بِهِ مَنْ بَعْدَكُمْ وَلاَ يَكُونُ أَحَدٌ أَفْضَلَ مِنْكُم إِلاَّ مَنْ صَنَعَ مِثلَ ما صَنَعْتُم ؟ » قالوا : بَلَى يا رسولَ اللَّه ، قَالَ : « تُسبحُونَ ، وتحمَدُونَ وتُكَبِّرُونَ ، دُبُر كُلِّ صَلاة ثَلاثاً وثَلاثِينَ مَرَّةً » فَرَجَعَ فُقَرَاءُ المُهَاجِرِينَ إِلى رسولِ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَقَالُوا : سمِعَ إِخْوَانُنَا أَهْلُ الأَموَالِ بِمَا فَعلْنَا ، فَفَعَلوا مِثْلَهُ ؟ .قَالَ رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « ذلك فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يشَا ءُ
Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah’e (asm) gelerek:
- Varlıklı Müslümanlar cennetin yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler, dediler.
O zaman Resûl-i Ekrem (asm):
“Hayrola! Onlar ne yaptılar ki?” diye sordu.
Fakir muhâcirler:
- Bizim kıldığımız namazı onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Üstelik onlar sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz. Köle âzâd ediyorlar, biz edemiyoruz, dediler.
Resûlullah (asm) onlara:
“Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?” diye sordu.
- Evet, söyle yâ Resûlallah, dediler.
Resûl-i Ekrem (asm) şöyle buyurdu:
“Her farz namazın peşinden otuz üçer defa sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber dersiniz.”
Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah (asm)’e tekrar gelerek:
- Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız tesbihleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar, dediler.
Bunun üzerine Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:
“Ne yapalım! Artık bu Allah’ın bir lutfudur; Allah lutfunu dilediğine verir.” (Buhârî, Ezân 155; Daavât 18; Müslim, Mesâcid 142).
Ashâb-ı kirâm birer hayır yarışçısıydı. Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını daha çok kazandıran ibadetleri öğrenirler, onları herkesten çok yaparak kullukta en ön sırayı almak isterlerdi.
Fakir muhacirler dediğimiz kimselerin bir kısmı Mekke’de de fakir olmakla beraber, çoğu mallarını mülklerini Mekke’de bırakarak Hz. Peygamber’i (asm) ve İslâmiyet’i desteklemek için Medine’ye koşmuşlardı. Onların gözünde Allah rızâsını kazanmaktan daha önemli bir şey yoktu.
Ashâb-ı kirâmın yoksulları, fakirliğin bazı ibadetleri yapmaya engel olduğunu bildikleri için, o konularda geri kalmanın üzüntüsüyle Resûlullah Efendimiz’e (asm) gelerek:
- Zenginler, malları çok olduğu için hac ve umre yapıyorlar, savaşa gidiyorlar, köle âzâd ediyorlar, yoksula yardım ediyorlar. Dolayısıyla bütün sevapları alıp götürüyorlar. Biz bunları yapamadığımız için onlardan geri kalıyoruz, diye dert yanmışlardı.
Peygamber Efendimiz (asm) fakir muhâcirlerin hem gönlünü almak hem de sevabı çok olan bir ibadeti haber vermek üzere onlara hadis-i şerifte anlatılan zikirleri öğretti.
Hadîs-i şerîfin bazı rivayetlerinde “Allahü ekber” tesbihi ikinci olarak zikredilmiş olmakla beraber, diğer bazı rivayetlerde, bizim alışık olduğumuz şekilde üçüncü olarak söylenmiştir.
Sahîh-i Buhârî’deki rivayetten öğrendiğimize göre, sahâbîler tesbihlerin sayısında tereddüde düşerek Efendimiz’e başvurdular. O da bunlardan her birinin otuz üçer defa söyleneceğini ve peşinden: “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ-şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü vehüve alâ külli şey’in kadîr.” deneceğini belirtti. Ebû Dâvûd’daki rivâyette, tesbihleri çekip ardından bu “lâ ilâhe illallâhü” diye başlayan zikri söyleyen birinin, günahları deniz köpükleri kadar çok olsa bile bağışlanacağı belirtilmektedir (bk. Vitir, 24).
"Oturup tesbih çekenle, malıyla ve canıyla savaş eden ve servetini fakir fukaraya dağıtan kimse nasıl bir olur?" denebilir. Unutmamak gereken bir husus var: İbadetleri değerli kılan şey, onları yapanların niyeti ve samimiyetidir. İhlâsla yapılmayan hiçbir ibadetin değeri yoktur. Bir insanın malını, sırf Allah rızâsı için çıkarıp vermesi ne kadar zorsa, hiçbir çıkar gözetmeden oturup tesbih çekmek de aynı derecede zordur.
İbadetleri değerlendirecek olan Allah’tır. Zenginlerin tesbih çekerek yine kendilerini geçtiklerini söyleyen fakir muhâcirlere Resûlullah Efendimiz’in (asm) verdiği cevap ne kadar düşündürücüdür:
“Ne yapalım! Artık bu Allah’ın bir lutfudur; Allah lutfunu dilediğine verir.”
Demek ki herkes içinde bulunduğu şartlara göre ibadet ve tâatını, hayır ve hasenâtını yapacak, en yüksek derecelerin sadece ibadetlerle değil, ibadet ve ihlasla birlikte Allah’ın lutfuyla elde edileceğini bilecektir. Allah’ın lutfu ve yardımı olmadan onun cennetini ve cemâlini kazanmak mümkün değildir.
"Yokluğa sabreden fakir mi, yoksa malını Allah yolunda harcayarak şükreden zengin mi daha üstündür?" diye sorulabilir. Bu konuda çok şey söylenmiştir. İbadetlerinin yanı sıra zikir ve tesbih ile Allah’ı anan, aynı zamanda malını sarf edilmesi gereken yerlere harcayan zengin şüphesiz daha değerlidir.
Hz. Ömer (ra) ne güzel söylemiştir:
“Zenginlik de fakirlik de aynı şekilde birer binektir. Hangisine bineceğime aldırmıyorum.”
Hz. Ömer Efendimiz (ra) demek istiyor ki, servet ve fakirlik, binilmesi zor bir serkeş ata benzer. Her ikisini de kullanmak maharet ister. Önemli olan iyi bir binici olmaya çalışmaktır.
Kur’ân-ı Kerîm’de birkaç defa tekrarlanan âyetlerden biri şudur:
“Şüphesiz Rabbin kimi dilerse rızkını genişletir, dilediğine de daraltır.” (İsrâ, 17/30; Ra’d,13/26).
Şu halde fakirliği ve zenginliği dilediğine veren Cenâb-ı Hak’tır. Herkes şöyle veya böyle birer imtihandan geçmektedir. Önemli olan imtihanın şekli değil, sonucudur. Bize düşen sonunda kazanmaya bakmaktır.
Özetle:
- Herkesten çok sevap kazanmaya gayret etmek, makbul bir davranıştır.
- Namazlardan sonra, hadiste anlatıldığı şekilde zikir yapmak faziletli bir ameldir. Efendimiz’in (asm) büyük sevaplar vaad ederek tavsiye buyurduğu bu zikri her namazdan sonra söylemeye gayret etmelidir.
- Zenginler mallarını gerekli yerlere sarfetmekle kalmamalı, ashâb-ı kirâmın yaptığı gibi zikir ve ibadete de önem vermelidir.
- Fakirler de sadece ibadetle yetinmemeli, Allah yolunda para sarf etme bahtiyarlığına ermek için meşrû yoldan zengin olmaya çalışmalıdır.
- Zenginlik de fakirlik de birer imtihandır; önemli olan bu imtihanlarda başarılı olmaya gayret etmektir.
- Dünyayı hayır yarışlarının yapıldığı bir alan olarak görmeli ve bu yarışta ön sırada bulunma azmiyle ömrü değerlendirmelidir.
- Allah Teâlâ’nın bazı insanlara daha fazla sevap kazanma imkânı vermesi, onun bir lutfu ve ihsânı ve sadece kendisinin bileceği bir iştir.
(bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., H. No: 574 ve 1421).
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Fakirler, cennete zenginlerden önce mi girerler?
- Peygamberimiz kadınlardan hediye alır mıydı?
- Mirasçısının malını kendi malından daha çok seven kimdir?
- Peygamberimiz doyasıya yemek yemedi mi?
- Aylarca evimizde ateş yakılmaz, iki siyah ile geçinirdik ne demek?
- Sapan taşı av avlamaz... hadisini açıklar mısınız?
- Geçmiş ümmetler bana gösterildi, hadisini açıklar mısınız?
- Peygamberimizin yatağı nasıldı?
- Peygamberimiz zırhını arpa karşılığı rehin mi bırakmış?
- Hz. Peygamber çoğu zaman arpa ekmeği mi yerdi?