Cinsellik kadının hakkı değil mi?
Cinsel terapi alanında çalışan kadın psikoloğum. Kadın danışanlarla çalışıyorum. Danışanlarımın büyük bir kısmı muhafazakar/dindar kişiler. Danışanlar genelde vajinusmus ya da cinsel isteksizlik şikayetiyle ve bu yüzden evliliklerin yaşadıkları sıkıntılar sebebiyle geliyorlar. Bunu bir değil iki değil çok sık müşahede ettim. Özellikle dindar çevrede muhitte yetişen genç kızların ve kadınların çoğunda hatta hepsinde bunların olduğunu farkettim ve diğer danışanlara kıyasla tedaviye de daha dirençli oluyorlar. Bu konuda bazı sormak istediğim sorular var hem İslam hem insan açısından- danışanlar genelde her zaman küçüklüklerinden beri cinselliğin kirli bir şey olduğu, kadının cinsellik talebinin olamayacağı, edepli bir kıza yakışmayacağı şeklinde büyümüşler. Âdet olmak onlara kirlenmek şeklinde cinsellik de saflığını kaybetmek şeklinde anlatılmış. Çocukluklarında (11-12 yaşlarda) özellikle anneleri (kızlık zarını kastederek) aman oraya bir şey olmasın atlama zıplama demişler, çocuk oldukları için anlamamışlar ama hep özel bölgeleri kirli pis ayıp yer olarak öğretilmiş. Hepsine de cinsellik "erkeğin hakkı önceliklidir kadın dediğin susar icabet eder, kadın dediğin cinsellik istemez" şeklinde anlatılmış. Hiçbiri kendi kadınlık bölgeleriyle barışık değiller haliyle evlilikte de çok büyük krizler patlak vermiş. Onlara hem onların dilinden konuşarak hem de bunları nasıl anlatmalıyım? Çünkü bir fıkıh kitabını açıp okuduğumuzda "cinsellik erkeğe öncelikli kadınlar için ihtiyaç çok değildir ihtiyaç olsa bile sadece hamile kalmaya yetecek kadar olsa da olur, ya da 4 ayda bir, her temizlik dönemi başında bir defa tarzında söylemlerle karşılaşınca tabiri caizse "elimiz kolumuz bağlanıyor". Mesela bir hoca, bir erkeğin yılda minimum 115 kez cinsellik hakkı/sınırı vardır kadınların bu kadar hissetmez ya da bastırırlar ama onların da vardır tarzında daha görece ucu açık bir cümle kurmuş daha önce, ama günümüz tıbbı farklı söylüyor. Ne yapmamız lazım?
Değerli kardeşimiz,
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki bazı örf, âdet ve toplumsal kabuller, zamanla dinin açık hükümleriymiş gibi algılanabilmektedir. Özellikle kadınların cinselliği söz konusu olduğunda, toplumda yerleşmiş bazı anlayışların dinî hükümlerle karıştırıldığı görülmektedir. Bu nedenle dinin ne söylediğiyle toplumun din adına ne söylediğini birbirinden ayırmak gerekir.
İnsanı yaratan Allah, elbette onun maddî ve manevî ihtiyaçlarını, biyolojik yapısını ve psikolojik özelliklerini en iyi bilendir. İslam'ın temel kaynakları, kadın ve erkeğin birbirlerine karşı sorumluluklarını, evlilik hayatının ahlaki esaslarını ve cinselliğin meşru sınırlarını belirler.
Bu tür konuları değerlendirirken Kur'an'ın genel ahlak anlayışına, Hz. Peygamber (asm) Efendimizin aile hayatına ilişkin öğütlerine ve eşler arasındaki karşılıklı sorumluluklara da bakmak gerekir.
1. Cinsellik kirli veya utanılması gereken bir şey midir?
İslam'da cinsellik, evlilik çerçevesinde meşru kabul edilen insanî bir ihtiyaçtır. Cinselliğin meşru sınırları bulunması, onun başlı başına kirli, aşağı veya utanılması gereken bir şey olduğu anlamına gelmez.
Kadının âdet görmesi de biyolojik bir süreçtir. Âdet döneminde cinsel ilişkinin belirli hükümleri bulunması, kadının kendisinin kirli olduğu anlamına gelmez. Kur'an'da Bakara suresinin 222. ayetinde adet hali bir “eza” yani rahatsızlık veren bir durum olarak nitelendirilir. Hüküm, kadının kişiliğine veya bedeninin bütünüyle değersizleştirilmesine değil, bu dönemdeki cinsel ilişkiye ilişkindir.
Dolayısıyla kız çocuklarına bedenlerinin kirli, cinsel organlarının pis veya kadınlıklarının utanılacak bir durum olduğu şeklinde bir anlayış hem İslam’a hem de Müslümanlara iftira olur. Temizlik hükümleriyle bedenin değersiz olduğu düşüncesi birbirinden ayrılmalıdır.
Bir kız çocuğuna mahremiyet, beden sınırları ve kendini koruma bilinci kazandırmak elbette önemlidir. Ancak bu eğitim korkutma, utandırma ve bedeninden nefret ettirme yoluyla verilmemelidir.
2. Kadının cinsel isteği olması ayıp mıdır?
Kadının cinsel arzu duyması, eşine yakınlık istemesi veya cinsel birliktelikten haz almayı arzulaması, tek başına dinî ya da ahlaki bir kusur değildir.
Toplumda bazen erkek cinselliği doğal bir ihtiyaç, kadın cinselliği ise bastırılması gereken bir arzu olarak sunulmaktadır. Oysa kadınların da cinsel istek, uyarılma, haz ve yakınlık ihtiyaçları olabilir. Bunların düzeyi kişiden kişiye, yaşam dönemlerine, sağlık durumuna, ilişki dinamiklerine ve psikolojik koşullara göre değişebilir.
Bu nedenle her kadının aynı düzeyde cinsel istek duyması beklenemeyeceği gibi, kadınların genel olarak az cinsel istek duydukları veya isteklerini mutlaka bastırmaları gerektiği de söylenemez.
Cinsel isteği dile getirmek, evlilik içinde yakınlık aramak veya eşinden kendisini gözetmesini istemek, kadının iffetine ve edebine aykırı değildir. İffet, insanın kendi meşru ihtiyaçlarını inkar etmesi anlamına gelmez.
3. Kur'an ve sünnet eşler arasındaki cinsellik nasıl ele alınır?
Bakara suresinin 223. ayetinde şöyle buyrulur:
Kadınlar sizin ekeneğinizdir; ekeneğinize nasıl isterseniz öyle yaklaşın. Kendiniz için de önceden hazırlık yapın. Allah’tan sakının ve bilin ki O’na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele. (Bakara, 2/223)
“Kadınlarınız sizin ekeneğinizdir” cümlesi hem cinsel ilişkinin şekilleri konusundaki hükmün gerekçesidir hem de üreme hadisesinde kadının rolüyle ilgili bir benzetmedir. Doğum yoluyla üreme, insanlığın devamı için Allah Teâlâ’nın koyduğu bir kanundur. İslâm’a göre bunun meşruiyeti (helal, hukuk ve ahlâka göre geçerli, makbul olması), anne-babanın evlilik içinde birleşmesine bağlanmıştır. Bilindiği üzere rahimdeki çocuğun (cenin) ilk aşaması, erkeğin spermi ile kadının yumurtasının birleşmesidir. Bu birleşmede sperm tohuma, kadının yumurtası ve rahimi de ekeneğe ve tarlaya benzetilmiştir.
Cinsî birleşmenin yolu ve şekli konusunda insanlık âleminin farklı anlayış, tutum ve uygulamaları vardır. İslâm’a göre meşru cinsel ilişki, birbiriyle evli bulunan bir kadınla bir erkek arasında olacak (kadın kadına ve erkek erkeğe olamaz); birleşme kadının üreme organından yapılacaktır. Sapık cinsel ilişki (arkadan, anal seks) câiz değildir. (ilgili hadisleri tahlilleriyle görmek için bk. İbn Kesîr, 1/380-389)
Hayız ve lohusalık durumlarında olmayan zevce ile bu sınırlar içinde yapılan cinsel ilişki câizdir, şekil (pozisyon) konusunda bir sınırlama yoktur. “... Hangi taraftan isterseniz oradan varın” cümlesi, cinsî temasın yoluyla değil (çünkü bu tektir ve bellidir) şekliyle (pozisyonlar) ilgilidir. Yahudiler “Kadının üreme organına arka taraftan yaklaşılırsa doğacak çocuk şaşı olur” gibi bâtıl inançlara sahip idiler; ayet bu gibi hurafeleri reddetmektedir. (Buhârî, “Tefsîr”, 2/39)
“Tohum” ve “tarla” benzetmesi de cinsel ilişkinin nereden yapılacağına ışık tutmaktadır. Çünkü birleşmenin ürünü olan çocuğu alabilmek için tohum, ürün mahalli olan tarlaya atılır.
Ayetlerdeki "hangi şekilde”, “hangi taraftan” kayıtları hadislerde “Kadının üreme organından olmak şartıyla hangi şekilde olursa olsun” diye açıklanmıştır (Müsned, 1/268)
“Kendiniz için de önceden hazırlık yapın” cümlesi şöyle de açıklanmıştır:
“Eşinizle cinsel ilişki öncesinde ona uygun sözler söyleyin, okşayın, onu ve kendinizi güzel bir temas için hazırlayın, işi aceleye getirmeyin (onun da tatmin olmasını gözetin).”
4. Kadının cinsel tatmin hakkı var mıdır?
Evlilikte cinsel birlikteliği yalnızca erkeğin ihtiyacını gideren bir eylem olarak görmek, eşler arasındaki karşılıklı sorumluluk anlayışını eksik bırakır.
İslam düşüncesinde eşlerin birbirlerine karşı hak ve sorumlulukları vardır. Bu çerçevede kadının cinsel ihtiyaçlarının bütünüyle görmezden gelinmesi, onun yakınlık ve tatmin beklentilerinin önemsiz sayılması doğru bir evlilik anlayışı değildir.
İmam Gazali bu konuda önemli şeyler yazmıştır:
İmam Gazali, ünlü eseri İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn ve Kimya-yı Saadet adlı kitaplarında evlilik ve cinsel ilişki adabını ele alırken, kadının cinsel tatmin hakkının gözetilmesini net bir şekilde savunur. Gazali’ye göre evlilikteki cinsel birliktelik yalnızca erkeğin arzusunu tatmin ettiği tek taraflı bir eylem değil, karşılıklı bir hak ve sorumluluk ilişkisidir.
Gazali'nin erkeklere yönelik tavsiyeleri şu şekildedir:
Kadının Doyuma Ulaşmasını Beklemek: Gazali, erkeğin kendi işi bittiğinde hemen geri çekilmesini kesinlikle doğru bulmaz. Erkeğin boşaldıktan sonra, kadının da tatmin olmasına ve cinsel doyuma (orgazma) ulaşmasına kadar beklemesi gerektiğini önemle vurgular.
"Horoz Gibi" Davranmama Uyarısı: Hadislere ve İslam adabına atıfta bulunarak, erkeğin cinsel ilişkide aceleci davranıp "bir horoz gibi" hemen işini bitirip kalkmasını yasaklar.
Ön Sevişmenin Önemi: İlişkinin başında kadının da duygusal ve bedensel olarak hazırlanması gerektiğini, doğrudan ilişkiye girilmemesini, ön sevişme, öpme ve güzel sözlerle kadının hakkının verilmesini savunur.
İlişkinin Sıklığı ve Kadının Hakkı: Gazali, kadının iffetini korumak ve onu haramdan uzak tutmak için erkeğin eşiyle düzenli olarak ilişkiye girmesi gerektiğini belirtir. Cinsel birliktelik yaşanmasının kadının bir hakkı olduğunu ifade eder.
Azil (Geri Çekilme) ve Kadının Onayı: Gebeliği önlemek amacıyla yapılan geri çekilme yöntemi (azil) konusunda, bunun ancak kadının izni ve onayıyla caiz olabileceğini, çünkü kadının hem cinsel haz alma hem de çocuk sahibi olma hakkı bulunduğunu belirtir.
Özetle Gazali, cinsel birlikteliğin eşler arasında dengeli ve adil olması gerektiğini; erkeğin kendi zevkine odaklanıp kadını ihmal etmesinin evlilik ahlakına ve eşlerin karşılıklı haklarına aykırı olduğunu savunur.
5. Kadının cinsel ihtiyacı yalnızca hamile kalmak için midir?
Cinsel birlikteliğin tek amacının çocuk sahibi olmak olduğu söylenemez. Evlilikte cinsellik; üremenin yanı sıra yakınlık, haz, duygusal bağ ve eşler arasındaki mahrem ilişkinin bir parçası olabilir.
Kadının cinsel ihtiyacını yalnızca hamile kalmaya yetecek kadar bir birlikteliğe indirgemek, kadınların cinsel deneyimlerini ve bireysel farklılıklarını göz ardı eder.
Bununla birlikte, kadınların her birinin aynı sıklıkta cinsel ilişkiye ihtiyaç duyduğunu söylemek de doğru değildir. Bazı kadınların cinsel isteği yüksek, bazılarının daha düşük olabilir. Bazı dönemlerde istek azalabilir; hastalık, stres, doğum sonrası değişiklikler, ilaçlar, ilişki sorunları veya psikolojik etkenler bu durumu etkileyebilir.
Burada önemli olan, bütün kadınlar için tek bir sayı belirlemek değil, eşlerin birbirlerinin ihtiyaçlarını tanımaları ve bu ihtiyaçları karşılıklı saygıyla ele almalarıdır.
6. Vajinismus ve cinsel isteksizlik dinî yetiştirilme biçimiyle ilişkili olabilir mi?
Çocuklukta cinselliğin sürekli olarak kirli, ayıp, tehlikeli veya utanç verici bir şey olarak anlatılması, bazı kişilerde yetişkinlik dönemindeki cinsel yaşantıyı olumsuz etkileyebilir.
Özellikle şu mesajlar üzerinde durulmalıdır:
- “Kadın cinsellik istemez.”
- “Cinsel isteğini dile getiren kadın edepli değildir.”
- “Kadın evlendikten sonra eşinin istediğine karşı çıkmamalıdır.”
- “Kadının cinsel organları kirli ve utanılacak yerlerdir.”
- “Cinsel birliktelik kadının katlanması gereken bir görevdir.”
Bu tür mesajlar, bazı kişilerde cinsellikle ilgili korku, suçluluk, utanç, kaygı veya bedenden uzaklaşma duygularını besleyebilir. Cinsel yakınlığın tehlikeli ya da kontrol dışı algılanması da cinsel yaşamı zorlaştırabilir.
Vajinismus olarak bilinen durum, güncel klinik terminolojide genito-pelvik ağrı/penetrasyon bozuklukları çerçevesinde ele alınabilir. Bu sorun yalnızca dinî yetiştirilme biçimine bağlanamaz. Ağrı beklentisi, istemsiz pelvik taban kasılmaları, geçmiş deneyimler, ilişkisel etkenler ve bazı tıbbî durumlar gibi farklı faktörler değerlendirilmelidir.
Cinsel isteksizlik de tek bir nedene indirgenemez. Psikolojik, ilişkisel, hormonal, tıbbî ve ilaçlarla ilişkili etkenler rol oynayabilir.
Bu nedenle danışanların dinî veya muhafazakâr bir çevrede yetişmiş olmaları, sorunun nedenini tek başına açıklamaz. Bir klinik gözlem önemli bir başlangıç noktasıdır; ancak daha geniş bir örneklem ve sistematik değerlendirme olmadan bütün bir gruba genellenmemelidir.
Dünya Sağlık Örgütü de cinsel sağlığı yalnızca bir bozukluğun bulunmaması şeklinde değil; fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal iyilik hâli çerçevesinde ele alır. Cinsel sağlığın güvenli, saygılı ve zorlamadan uzak ilişkilerle bağlantısını vurgular.
7. Dindar danışanlara bu konu nasıl anlatılabilir?
Danışanın inancıyla çatışmaya girmeden, onun dinî hassasiyetlerine saygı göstererek şu açıklamalar yapılabilir:
“İslam'da cinsellik bütünüyle yasaklanmış veya kirli kabul edilmiş değildir. Evlilik içinde meşru sınırları bulunan bir insanî ihtiyaçtır. Kadın olmanız, cinsel istek duymanızın ayıp olduğu anlamına gelmez. Eşinize yakınlık istemeniz veya cinsel yaşamınızda haz ve rahatlık aramanız, sizi daha az edepli ya da daha az dindar yapmaz.
Bedeninizi tanımak, bedeninizdeki değişimleri anlamak ve cinsel sağlık sorunları için yardım almak da utanılacak şeyler değildir. Çocukluğunuzda öğrendiğiniz bazı korkuların bugün sizi zorladığını fark ediyorsanız, bunları yavaş yavaş anlamlandırabilir ve yeniden değerlendirebilirsiniz.
Evlilikte cinsellik, yalnızca bir tarafın isteğinin yerine getirildiği bir alan olmamalıdır. Her iki eşin de duyguları, sınırları, ihtiyaçları ve sağlığı önemlidir. İlişkinin güvenli, karşılıklı ve özenli olması gerekir.”
Bu yaklaşımın amacı danışana kendi inançlarını terk ettirmek değil, din adına öğrendiği her düşüncenin, dinden kaynaklanmadığını ve değişmez hüküm olmadığını fark edebilmesine yardımcı olmaktır. Bu vesileyle doğrunun, hakların, Kur’an ve sünnete uygun olanın anlaşılmasına yardım etmektir.
8. Tedavide nelere dikkat edilmelidir?
Cinsel terapi sürecinde danışanın dinî değerlerini koruma isteğiyle cinsel yaşamında yaşadığı güçlükler arasında bir çatışma hissedip hissetmediği anlaşılmaya çalışılabilir.
- Danışanın cinsellik, beden, âdet ve evlilik hakkında çocukluğundan beri taşıdığı inançlar araştırılabilir.
- Cinsel isteğin ahlaki bir kusur olduğu düşüncesi, danışanın kendi değerleri çerçevesinde ele alınabilir.
- Vajinismus veya ağrı durumunda uygun jinekolojik değerlendirme ve pelvik taban alanında uzman desteği düşünülebilir.
- Cinsel isteksizlikte psikolojik ve ilişkisel etkenlerin yanı sıra tıbbî nedenler de değerlendirilmelidir.
- Eşin tutumu, baskı, korku, iletişim sorunları ve danışanın kendisini güvende hissedip hissetmediği göz önünde bulundurulmalıdır.
- Danışanın düşünceleri ve anlayışları küçümsenmemeli; dinî hükümler konusunda kesin olmayan iddialar, tartışmasız dinî gerçekler gibi sunulmamalıdır.
Tedavi sürecinde amaç, danışanı belirli bir cinsel istek düzeyine ulaştırmak veya mutlaka belirli bir sıklıkta cinsel ilişkiye yönlendirmek değildir. Amaç; yaşadığı sorunu anlamasına, sıkıntısını azaltmasına, kendi ihtiyaçlarını ifade edebilmesine ve güvenli, sağlıklı bir cinsel yaşam kurabilmesine yardımcı olmaktır.
Sonuç
Dinî hassasiyetlere sahip kadınların cinsel sorunları ele alınırken iki önemli noktayı birlikte korumak gerekir:
Birincisi, dinin hükümlerini örf ve âdetlerden ayırarak güvenilir kaynaklara dayanmak; ikincisi, kadınların bedensel ve psikolojik ihtiyaçlarını bilimsel bilgi ışığında ciddiye almak.
Kadının cinsel istek duyması utanılacak bir durum değildir. Cinsel ihtiyaçların kişiden kişiye değişmesi de doğaldır. Evlilikte karşılıklı hak ve sorumluluklar, yalnızca belirli bir cinsel ilişki sıklığına indirgenemez.
Dinî bir hükmün asgari sınırı belirlemesi, insanın bütün ihtiyaçlarının o sınırdan ibaret olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, güncel tıbbın ortaya koyduğu bilgiler de tek başına fıkhî hüküm belirlemez. Bu alanlarda dinî kaynakların dikkatli yorumlanması, bilimsel bulguların doğru anlaşılması ve danışanın bireysel durumunun gözetilmesi gerekir.
Hem İslami hassasiyetleri hem de insanın bedensel ve psikolojik gerçekliğini dikkate alan bir yaklaşım, danışanın kendisini suçlamadan sorununu anlamasına ve çözüm aramasına daha elverişli bir zemin sağlayabilir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Eşimin cinselliğe kayıtsız kalması doğru mu?
- Neden ikinci eş alamıyorum?
- Kadın danışman, erkek danışana nasıl bir denge kurmalıdır?
- Cinselliği yanlış kullanmanın ve fuhşun zararları nelerdir? Allah'ın gazabına sebep olur mu?
- Neden aynı cinsten birisiyle ilişki yasak?
- Eşlerin cinsel görevden kaçınması günah mıdır? Erkek veya kadın hasta iken eşinin cinsel isteğine hayır diyebilir mi?
- Bir kadın, kocası her isteği zaman onunla beraber olmak zorunda mıdır?
- Gerdek gecesinde neler yapmamız gerekir?
- Bakara Suresi 228. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Haya 10 kısımdır, 9'u kadına 1’i erkeğe aittir sözü gerçek mi?