İz bırakmadan yaşamak mümkün mü? E DNA Nedir?
Değerli kardeşimiz,
IS IT POSSIBLE TO LIVE WITHOUT LEAVING A TRACE? (WHAT IS ENVIRONMENTAL E DNA?)
Assoc. Prof. Dr. Ercan KAYA1, Asst. Prof. Dr. Selami YEŞİLYURT1 1Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi, Erzurum, Türkiye [email protected]
Abstract
First of all, if we try to understand the structure of the cell and DNA, there are about 100 cells in a visible spot that is 10 microns in diameter. About one thousandth of each cell is DNA. There is a structure in the DNA which is made up of about 3 billion bases. The DNA is located in the nucleus of the cell as tightly folded 2-meterlong DNA strands.
When we consider the DNAs of two people who are unlike each other, only one base out of every thousand is different in their DNAs. Even this small change in DNA causes thousands of changes. For example, this situation causes the eyes of the members of a family to be different from each other.
I wonder if it is possible for one to think that a living thing, especially a human, with such complexities in their genus and tiny differences in it, is turned adrift; or, if he is watched over under constant surveillance and supervision. Is there any proof for that a record of every step taken by them is kept?
Environmental DNA technology, a new technology, tells us what kind of living things live inside a water source with a very small sample taken from it.
Ryan Kelly, an expert in environmental science at Washington University in Seattle, examines the DNA in specimens taken from soil or air by using this new technology and expresses that every living creature constantly leaves its DNA, which is a kind of footprint or a trace, into its ecosystem.
Outcrops such as stool, mucus, gametes, spilled skin, hair and skeleton released by the organism, are the sources of the environmental DNA.
Key Words: DNA, Çevresel DNA, Leave a trace
İZ BIRAKMADAN YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ? (E DNA NEDİR?)
Doç. Dr. Ercan KAYA, Dr. Öğr. Üyesi Selami YEŞİLYURT
Özet
Öncelikle hücrenin ve DNA’nın nasıl bir yapı olduğunu anlamaya çalışacak olursak; gözle görülen bir noktada, yani 10 mikron çapında bir alanda yaklaşık 100 tane hücre vardır. Her hücrenin yaklaşık binde biri DNA dır. Binde biri oluşturan DNA içerisinde yaklaşık 3 milyar baz’dan oluşan bir yapı mevcuttur. Bu yapı hücrenin çekirdeğinde 2 metrelik DNA sarmalları şeklinde sımsıkı sarılıp katlanmış olarak bulunuyor.
Birbirine benzemeyen iki insanın DNA’ları göz önüne alındığında DNA’larındaki yaklaşık bin bazdan yalnızca bir baz farklıdır. Bu binde bir baz değişikliği dahi binlerce değişikliğe neden olmaktadır. Örneğin bu durum aile fertlerinin gözlerinin dahi birbirinden farklı olmasına neden olmaktadır.
Acaba herhangi bir canlının özellikle insanın genetiğinde bulunan komplekslikler ve ayrıntıdaki farklılıklarıyla beraber başıboş olması düşünülebilir mi? Yoksa sürekli bir gözetim ve denetim altında izlenmekte midir? Attıkları her bir adıma ait kaydın tutulduğu ve korunduğuna dair bir iz ve delil var mıdır?
Yeni bir teknoloji olan Çevresel DNA teknolojisi, artık hava ya da sudan alınan çok küçük bir örnek ile içinde ne gibi canlıların yaşadığını bizlere haber vermektedir.
Bu yeni teknolojiyi kullanan Seattle’daki Washington Üniversitesinden çevre bilimci uzmanlardan birisi olan Ryan Kelly, toprak ya da havadan aldığı örneklerin içindeki DNA’yı incelemekte ve yaşayan her canlının, bulunduğu ekosisteme sürekli olarak DNA’sını, yani bir anlamda kendine ait ipuçlarını, ayak izlerini bıraktığını ifade etmektedir.
Organizma tarafından salınan dışkılar, mukus, gametler, dökülen deri, saç ve iskelet çevresel DNA'nın kaynakları arasındadır.
Anahtar Kelimeler: DNA, Environmental DNA, İz bırakmak
GİRİŞ
Çıplak gözle görülebilen 10 mikron çapında bir alanda yaklaşık 100 tane hücre vardır (1 mm=1000 mikron). Her 100 hücrenin de yaklaşık binde biri DNA’dır. Binde biri oluşturan DNA içerisinde yaklaşık 3 milyar baz’dan oluşan bir yapı mevcuttur. Bu yapı hücrenin nukleusunda 2 metrelik DNA sarmalları şeklinde sımsıkı sarılıp katlanmış olarak bulunur. Bir genetik uzmanı olan Yüksel (2011) bu durumu: ''İnsanda binlerce gen var ancak genler öyle bir dizayn edilmiş ki, şu ana kadar 21 bin tanesi bulundu. Yaklaşık 25-26 bin gen var. Bu genleri bulmak oldukça zor bir iştir. Çünkü bir başka genin içinde bir başka gen var. Biz ekson ve intronlardan oluşuyor deyip genleri bulduk zannettik. İş bitti dedik. Sonra onu promotör bölgenin işlettiğini gördük. Promotör bölgeyi bulduk, 'İş bitti' dedik. Hâlbuki promotör bölgenin önünde birçok bölge var. Yani DNA böyle karmaşık bir yapıdır ki onu çözmek hiç de kolay değil. Yeni teknolojiler sayesinde çok sayıda DNA'yı okuyoruz ama ne anlama geldiğini çok iyi bilmiyoruz. Daha bulunacak çok şey var. DNA, gökyüzü, evren kadar büyük bir şeydir. DNA'yı bir çözebilsek, hastalıkları çok kolay tedavi edebiliriz, çok daha uzun yaşayabiliriz. Konuştuğumuz kelimeden soluduğumuz havaya, gördüğümüz olaylardan yaşadığımız strese, içtiğimiz sudan yediğimiz yemeğe kadar her şey DNA'ları değiştiriyor.'' sözleriyle açıklamaktadır
DNA tek bir molekül olduğundan farklı şekillerde katlanabilir. Bu keşfi yapan fizikçi Helmut Schiesel ve ekibi, hangi genlerin aktif, hangi genlerin suskun duruma geleceğinin, hücre içindeki DNA’nın katlanma şekliyle belirlendiğini bulmuş ve “Çevresel şartlar, stres, beslenme şekli gibi faktörler DNA’mızın nasıl katlanacağını belirlediğini, böylece bazı genler geçici olarak aktif olurken, bazıları suskun kaldığını” ifade etmiştir. Sonuç olarak genetik kodlarda herhangi bir değişim olmasa da epigenetik farklar oluşmaya başlamaktadır. Eğer katlanma şekli değişiyorsa önceki şekliyle yönettiği genlerle ilişkisini kesmekte, başka genlere emir vermeye başlayabilmektedir. Leiden Üniversitesi araştırmacıları (Hollanda), bu katlanma şekillerine ait yaptıkları simülasyonda daha önce farketmedikleri ikinci bir bilgi aktarım katmanı olduğunu görmüşlerdir. Bu simülasyonda maya mantarının DNA katlanma şeklini bazı genler için değiştirdiklerinde; farklı proteinleri üreten genlerin devreye girip, eskilerinin sustuğunu ortaya çıkarmışlardır. Böylece epigenomun DNA katlanmasıyla ilişkili olduğu, şekil değiştikçe epigenetik özelliklerin de değişime uğradığını tespit etmişlerdir (Bozyayla, 2017).
İki ayrı insanın DNA’ları göz önüne alındığında DNA’larındaki yaklaşık bin bazdan yalnızca bir baz farklıdır. Bu binde bir baz değişikliği dahi binlerce değişikliğe neden olmaktadır. Örneğin bu durum aile fertlerinin gözlerinin dahi birbirinden farklı olmasına neden olmaktadır (Yüksel, 2011).
Acaba herhangi bir canlının özellikle insanın genetiğinde bulunan komplekslikler ve ayrıntıdaki farklılıklarıyla beraber başıboş olması düşünülebilir mi? Yoksa sürekli bir gözetim ve denetim altında izlenmekte midir? Attıkları her bir adıma ait kaydın tutulduğu ve korunduğuna dair bir iz ve delil var mıdır?
Yeni bir teknoloji olan Çevresel DNA teknolojisi, hava ya da sudan alınan çok küçük bir örnek ile içinde ne gibi canlıların yaşadığının ipuçlarını bizlere bildirmektedir.
Çevresel DNA yöntemi tür dağılımını izlemek oldukça yeni bir yaklaşımdır. Bu yöntemle, canlı organizmanın atık veya salgılarından oluşan DNA ile veya canlının ölümü ile oluşan DNA parçalarından DNA barkodlama ve DNA bazlı tür tanımlama yapılarak, türlerin tespiti yapılmaya çalışılır (Valentini, Pompanon ve Taberlet,., 2009b). Böylece belirli bir yerde hangi canlıların yaşadığı ya da bir canlı türünün yaşayıp yaşamadığı anlaşılabilmektedir. Özellikle nesli tükenmekte olan ya da bir ekosistemi varlığıyla tehdit etmiş olan herhangi bir canlı türünün o bölgedeki varlığını anlamak için son derece işe yaramaktadır. Washington’daki bir üniversite bünyesinde faaliyet gösteren çevresel DNA laboratuvarının sorumlusu Caren Goldberg, çevresel DNA teknolojisini laboratuvar deneyi olmaktan çıkarıp pratik uygulamaya koyan ve özellikle bulunması çok zor olan canlıların izini sürmek için bu teknolojiyi kullanan ilk uzmanlardan biridir (Anonim 1, 2015).
Çevresel DNA teknolojisi sayesinde sudan alınan örneklerle bir ekosistemde eşine nadir rastlanan bitki ya da hayvan türleri olup olmadığı, canlı çeşitliliğini ölçmek mümkün olmaktadır (Herder vd., 2014). Bu yeni teknolojiyi kullanan Seattle’daki Washington Üniversitesinden çevre bilimci uzmanlardan birisi olan Ryan Kelly, toprak ya da havadan aldığı örneklerin içindeki DNA’yı incelemiş ve yaşayan her canlının, bulunduğu ekosisteme sürekli olarak DNA’sını, yani bir anlamda kendine ait ipuçlarını, ayak izlerini bıraktığını ve bu ipucu ve izleri de çevresel DNA teknolojisi sayesinde takip edebildiklerini ifade etmiştir (Anonim 1, 2015).
Acaba çevresel DNA ne kadar süre korunabilmektedir? Su ortamında, şartlara bağlı olarak, bir hafta ile bir ay zarfında suda seyreltilir ve dağıtılır. Kemikler ve dişler sert yapılarından dolayı dış etkenlere karşı korunaklı olduklarından içerdikleri DNA'yı uzun yıllar bozulmadan muhafaza edebilirler. Dolayısı ile kemikler ve dişler önemli eDNA kaynaklarındandır (Hagelberg ve Cleg, 1991; Higgins ve Austin, 2013; Tekeli ve Elma, 2016). Bununla birlikte, çevresel DNA’nın serin mağaralar ve donmuş toprağa gömülü tortullar içerisinde 700.000 yıla kadar hayatta kalabildiği ifade edilmektedir (Akçay G., 2019).
Soyu tükenmiş zebranın alt türü olan bir Quagga kalıntılarından 1984 yılında mitokondriyal DNA dizileri çıkarılmıştır. Daha sonra 1985 yılında Pääbo, M.Ö. 2300 yıllık 23 Mısır mumyası üzerinde sol alt bacağa ait kurumuş yumuşak dokudan örnek alarak DNA analizi yapmış ve nüklear DNA dizilimi elde edilmiştir (Pääbo, 1985). Genetik alanındaki teknolojilerin ilerlemesi ve farklı bilim dallarının bir araya gelmesi, gen teknolojisinin maliyetinin günümüzde büyük ölçüde düşmesi DNA taramalarını çok daha kolaylaştırmıştır. Son yıllarda hangi ekosistemde ne tür canlıların yaşadığını öğrenmek için çevresel DNA’ya başvuran ülkelerin sayısı da gittikçe artmaktadır. Mesela; Vietnam’da zoologlar, nesli tükenmekte olan yumuşak kabuklu dev bir kaplumbağa türünü (TSA, 2018), Trinidad’da bir araştırmacı yine nesli tükenme tehdidi altında olan altın renkli ağaç kurbağalarını, Madagaskar’da ise, uzmanlar amfibilerden bulaşan hastalıkları bu yeni teknolojiyle araştırmaktadır (Anonim 1, 2015).
Günümüzde çevresel DNA çalışmaları, populasyonlar arasındaki genetik farklılıkların ve gen akışının izlenmesinde, akrabalık ilişkilerinin oluşturulmasında ve dünyada zaman ile değişen diğer demografik süreçlerin belirlenmesinde kullanılmaktadır (Singh ve Garg, 2014; Tekeli ve Elma, 2016). Dolayısıyla bu teknoloji ile geçmişimiz hakkında daha fazla bilgi edinme imkânı doğmuştur.
Bu teknoloji acaba bize hangi bakış açılarını yakın etmektedir. İnsan başıboş mu yoksa izleniyor mu?
Saç, deri döküntüsü, bir tükürük vs. gibi atık ve kalıntılar onun orada olduğunun bir izi ve bir delil midir?
Günümüzde bilinmektedir ki, kriminal laboratuvarlarında bir sigara izmariti, suçlunun veya katilin tırnakları arasındaki mağdura veya maktule ait bir deri parçası, bir miktar tükürük veya salya, gametler (meni veya yumurta), kan, saç, tırnak veya parmak izi gibi birçok kalıntı suçlunun kanun karşısına çıkarılabilmesini sağlamaktadır.
Dolayısıyla tüm canlıların izinin sürülmesine imkân sağlayan bir güç; canlıların en kompleksi olan insanın izinin sürülmesini neden istemiş olabilir? Bu kayıtlar başka bir kaydın tutulduğunun işaretleri olabilir mi? Acaba bir hesaptan mı haber veriyor. Adeta “sizin dünyadaki en ufak bir DNA’nızdaki bir iz dahi kaybedilmiyor da, sizin yaptıklarınızın kaydedilmesi mi ihmal edilecek” mesajı mı veriliyor. Her yaşanan olayın değerlendirilmesi yapılırken ömrün değerlendirilmesi olmayacak mı? Tutulan her iz ve her kayıt hesaba çekileceğimizin bir delili olamaz mı?
Nitekim Kur’anda “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” (Kur’an Meali.org. 2008) şeklinde ifade edilerek bu hakikate dikkat çekilmektedir.
Bu noktada düşünülmesi gereken ömrün, daha bitmeden bir değerlendirilmesinin yapılmasının gereğidir. Bu değerlendirmenin gereğine İslam peygamberi Hz. Muhammed (sav) “Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” buyurarak açıklık getirmektedir (Sorularla İslamiyet, 2018).
SONUÇ
Netice itibariyle; çevresel DNA; bizim yaşadığımız her ortama bıraktığımız parmak izi hatta daha fazlasıdır. Bu delillerle hayatın hiçbir kesitini inkâr etme gibi bir lüksümüz yoktur. Hayatın son noktasından geri gidildikçe her anımızı kaydeden kudrete hakkımızda hüküm vermek oldukça kolay görülmektedir. Uyarılarda zaten bu yöndedir.
Zira Kur’anda; “Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Kur’an Meali. org. 2008) buyrularak bu hakikat haber verilmektedir.
KAYNAKLAR
- Akçay, G., 2017. Antik İnsanlara Dair Fosil Yoksa, Çamur DNA’sı Var. https://bilimfili.com/antikinsanlara-dairfosil-yoksacamur-dnasivar/Erişim Tarihi:19.10.2018
- Anonim 1. (2015); https://blogs.voanews.com/turkish/teknoloji/2015/01/26/dnateknolojisi-cevrebilimini-degistiriyor/Erişim Tarihi:19.10.2018
- Bozyayla, D. (2017) DNA Şaşırtmaya Devam Ediyor. Popular Science, Hagelberg, E., Clegg, J. (1991) “Isolation and characterisation of DNA from archaeological bone”. Proceeding of the Royal Society of London Series B244, s: 45-50
- Herder, J.E., A. Valentini, E. Bellemain, T. Dejean, J.J.C.W. van Delft, P.F. Thomsen and P. Taberlet, 2014. Environmental DNA a review of the possible applications for the detection of (invasive) species. Centre for GeoGenetics Natural History Museum of Denmark.
- Higgins, D., Austin, J.J. (2013), “Teeth as a source of DNA for forensic identification of human remains: a review”, Science & Justice 53(4), 433–441. https://popsci.com.tr/dnasasirtmaya-devamediyor/ Erişim tarihi: 18.10.2018
- Kur’anMeali.Org. (2008). http://www.kuranmeali.org/kuran/tekasursuresi/ayet-8/2-diyanet-islerimeali.aspx. Tekasür suresi, 8. Ayet meali. Erişim Tarihi:19.10.2018.
- Pääbo, S. (1985) “Molecular cloning of Ancient Egyptian mummy DNA”, Nature 314, 644-645.
- Singh, J. ve Garg, A. (2014) “Ancient DNA Analysis And Its Probable Applications In Forensic Anthropology”, J Punjab Acad Forensic Med Toxicol, 14(1), 43-50.
- Sorularla İslamiyet, 2018). https://sorularlaislamiyet.com/blog/nasilyasarsaniz-oyleolursunuz, Aliyyülkârî, Mirkâtü’l-mefâtîh 1/332, 7/375, 8/431. Erişim Tarihi:19.10.2018.
- Tekeli E. ve Elma C. (2016). Antropolojik Kemik Örneklerinden antik DNA çalışmaları, AÜDTCF, Antropoloji Dergisi, Sayı:32 (Aralık 2016), s.23-41.
- TSA, (2018), China and Vietnam to Cooperate on Saving World's Rarest Turtle, China and Vietnam to cooperate on saving the world’s rarest turtle. http://www.turtlesurvival.org/component/content/article/563/563#.W8m7VEszbIU,Erişim Tarihi:19.10.2018.
- Valentini, A., Pompanon, F., Taberlet, P., 2009b. DNA barcoding for ecologists. Trends Ecol. Evol. 24, 110–117.
- Yüksel, A. (2011) Konuşulan her kelime DNA'yı etkiliyor. https://www.ntv.com.tr/saglik/konusulanher-kelimednayi-etkiliyor,P0nn6zUoh0i5iZasSuh0Aw?_ref=infinite Erişim tarihi: 18.10.2018.
KaynaK: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Canlı yaratmak mümkün mü?
- Bakterilerdeki üreme evrim mi yaratılış mı?
- Tahılların başaklarda depolanmasının hikmeti nedir?
- DNA Molekülü hakkında bilgi verir misiniz? İnsanın çamurdan yaratılmasını nasıl anlamalıyız?
- Bitkilerin değişen çevreye uyum sağlamaları ne ile izah edilebilir?
- Gen ve Genom hakkında bilgi verir misiniz?
- Bilim ışığında Evrim Teorisi'nin kritiğini yapar mısınız?
- Protein genleri hakkında bilgi verir misiniz?
- Plasenta nedir?
- Mitokondri Nedir?