Allah neden sebepsiz iş görmüyor veya sebepsiz iş görmüyor mu?
Mesela bir insan ölüyor uykusunda diyelim. Şu sebeple öldü deniyor. Allah sebepler mi iş görüyor, sebepsiz iş görmez mi? Allah sebepleri biz anlayalım diye mi yaratıyor. Sebeple iş görmesinden anlamamız gereken şey sebeplerin kendi başına bağımsız iş gördüğü müdür yoksa sebeplerin aslında kendi başına tesirsiz olduğu mudur?
Değerli kardeşimiz,
Sebeplerin, Allah’ın işlerinde ve icraatlarında aracı olarak kullanılmasındaki gaye ve hikmet, bazı haksız ve yersiz şikâyetlerin hedefini değiştirmek ve Allah’ın azamet ve izzetinin önünde bir paratoner vazifesini görmek içindir.
Evet, izzet ve azamet, sebeplerin haksız ve yersiz şikâyetlere hedef ve perde olmasını iktiza ediyor. Ta ki zahiri çirkin ve zararlı gibi görünen fiiller ve işler Allah’a isnat edilmesin. Aslında, hakikatte, o çirkin ve merhametsiz gibi görünen şeyler, çirkin ve merhametsiz değiller. İnsan dar aklı, aciz ve tahammülsüz fıtratından dolayı ağlama ve sızlamaya müsait olduğu için, şikâyet ve tenkidinin hedefini sebeplere yönlendiriyor. Sebepler olmasa, o haksız tenkit ve serzenişler direkt Allah’a gidecektir. Onun için Allah, araya sebepleri koymuş ki, haksız ve yersiz şikâyetlere maruz kalmasın.
Bu kısa bilgiden sonra detaya gelince.
Bu soru aslında tek bir düğüme bağlanıyor: “Allah sebeplere muhtaç mı, yoksa sebepler sadece bir perde mi?” Bunu net ve akıcı şekilde açalım.
Allah sebepsiz iş yapmaz mı?
Burada “sebepsiz” ifadesini iki şekilde anlamak gerekir:
a) Bizim açımızdan: Evet, biz dünyada her şeyi sebepler zinciri içinde görürüz. Hastalık, mikrop; ölüm, kalp durması, yaşlılık, kaza; rızık, çalışma, ticaret…
Bu düzen, Allah’ın koyduğu adetullah (sünnetullah) sistemidir, kanunudur.
b) Allah’ın fiili açısından: Allah için hiçbir şey “zorunlu sebep zincirine bağlı” değildir. O dilerse sebepsiz de yaratır
Allah dilerse sebepleri vesile yaparak yaratır. Yani: Sebepler Allah’ı bağlamaz, Allah sebepleri bağlar.
Peki Allah niçin sebeplerle iş görüyor, hikmeti nedir?
- İzzet ve azamet perdesi
Allah’ın fiilleri doğrudan görünseydi, Her olayda “doğrudan ilahî kudret” görülürdü. Bu da imtihanı kaldırırdı.
Allah hikmeti gereği, kudretini perde arkasından yürütür.
- Haksız şikâyetleri engellemek
İnsanın “Beni hasta eden Allah’tır” demesi uygun gelmiyor. Ama “mikrop yaptı” demek psikolojik olarak daha kolay. Bu yüzden, sebepler “şikâyet hedefini değiştirir”
Ama, bu, Allah’ı perdelemek değil, insan psikolojisini imtihan içinde tutmaktır
3. İmtihan ve sorumluluk
Eğer sebepler olmasaydı, her şey doğrudan Allah’a bağlanırdı. İnsan “zorunlu” hale gelirdi. Sorumluluk anlamını kaybederdi.
Sebep sistemi sayesinde, insan çalışır, tedbir alır, sonucu Allah’a bırakır.
4) Ölüm örneği (uykuda ölmek)
Bir insan uykuda ölünce, tıbben: kalp krizi, beyin durması vb. olabilir. Ama iman bakımından ecelin gelmesi esastır.
Bu durumda, sebep, görünen mekanizma; ecel, Allah’ın takdiri; ölüm, Allah’ın yaratmasıdır. Yani “Sebep öldürdü” değil, “Allah, sebep üzerinden ölümünü yarattı”
Demek ki:
Sebepler bağımsız fail değildir, sebepler Allah’ın kudretine perdedir. Allah isterse sebepsiz de yaratır. Ama hikmeti gereği genelde sebeplerle yaratır
Bu sistem, imtihanı korur, azameti gizler, insanı sorumlu kılar, şikayetleri perdeye yönlendirir
Sebepleri tamamen yok saymak (sebep yoktur demek) yanlış, sebepleri bağımsız güç sanmak da yanlış. Doğrusu, “Sebepler vardır ama etkisizdir; tesir Allah’ındır.”
Sebepler sadece bir perde mi?
Neticeleri yaratan sebepler olamaz. Çünkü sebeple netice arasında bir uyumsuzluk vardır. Bir misalle bu uyumsuzluğu anlatalım:
Bir çocuğun uzun bir treni çektiğini görseniz şöyle dersiniz: Bu treni bu çocuk çekemez. Çünkü bu treni çekmek için büyük bir kuvvete ihtiyaç vardır. Bu çocukta ise bu kuvvet yoktur. Bu durumda, bu çekme fiilinin faili bu çocuk olamaz. Olsa olsa bu çocuk bir perdedir. Treni çeken başkasıdır. Bu çocuk benim göremediğim o kuvvetli zata bir perde olmuştur. Benim treni çeken o zatı görmemem yokluğuna delalet etmez. Bilakis bu çekme faaliyeti onun varlığına delalet eder.
Aynen bunun gibi, şu alemde de acayip faaliyetler sebepler eliyle yapılmaktadır. Ancak sebeplerle neticeler arasında büyük bir uyumsuzluk vardır. İşte bu uyumsuzluk bu işleri sebeplerin yapmadığını ve sebeplerin arkasında başka bir zatın varlığını ispat eder.
Mesela yumurtadan çıkan bir kuşu düşünelim: Burada yumurta sebep, kuş neticedir. Şimdi, sebeple netice arasındaki uyuma bakalım: (Sebep dediğimizde yumurtayı, netice dediğimizde de kuşu kastediyoruz.)
1. Sebebin hayatı yoktur, cansızdır. Neticenin ise bir hayatı vardır. Sebep kendinde olmayan hayatı neticeye nasıl verecek?
2. Sebebin ilmi yoktur ama neticede ilmin eseri gözükmektedir. Neticeyi yaratabilmek için nihayetsiz bir ilim sahibi olmak gerekir. İlmi olmayan hatta kendinden dahi haberi olmayan sebep neticeyi nasıl yaratacak ve neticede gözüken ilme nasıl sahip olacak?
3. Sebebin kudreti de yoktur, son derece âcizdir. Ancak neticede kudretin izi vardır. Kuş ancak sonsuz bir kudretle icat edilebilir. Kudreti olmayan sebep, varlığı için sonsuz bir kudrete ihtiyaç duyan neticeye yani kuşa nasıl sahiplik iddiasında bulunacak?
4. Sebebin iradesi de yoktur ama neticede irade gözükmektedir. Kulun varlığı yokluğuna tercih edilmiş ve ona onlarca cihaz ve duygu takılmıştır. Bütün bunlar ancak bir tercih edenin tercihiyle olabilir. Tercih edebilmek için de irade sıfatına sahip olunması şarttır. Sebebin hayatı yoktur ki iradesi olsun. Bu durumda, iradesi olmayan sebep, kuşun varlığını yokluğuna nasıl tercih edecek ve ona onlarca cihazı nasıl takacak?
Daha bunlar gibi, sebeple netice arasında onlarca uyumsuzluk vardır. İşte bu uyumsuzluklar ispat eder ki hakiki mal sahibi esbab değil, o sebepler arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir.
Tevekkül etmek ile sebeplere sarılmak nasıl aynı anda olur?
Tevekkül ile sebeplere sarılma meselesi genelde karıştırılır; biri “her şeyi Allah’a bırakmak”, diğeri “sebebi devre dışı bırakmak” gibi yanlış anlaşılabiliyor. Oysa İslam’da bu ikisi birbirine zıt değil, birbirini tamamlayan iki boyut.
1) Tevekkül nedir?
Tevekkül, kalben sonucu Allah’tan bilmek ve güveni O’na bağlamak. Yani, ben elimden geleni yaparım, sonucu Allah’a bırakırım demektir. Tevekkül, kalbin Allah’a dayanmasıdır.
2) Sebeplere sarılmak nedir?
Sebebe sarılmak, Allah’ın koyduğu düzen içinde gerekli adımı atmaktır.
Örneğin:
Hastalıkta doktora gitmek, rızık için çalışmak, güvenlik için tedbir almaktır.
Sebeplere sarılmak, ilahi düzeni uygulamaktır.
3) En önemli denge: İkisi birlikte yürür
İslam anlayışına göre, sebebi terk etmek, tembelliktir. Sebebi Allah’tan bağımsız görmek, şirk riski taşır.
Sebebi Allah’ın koyduğu bir “kanun” olarak kullanmak ise istikamettir.
Çalışmak sebep, rızkı veren Allah’tır.
“Çalışmasam da Allah verir” demek tembelliktir. Beni işim kazandırıyor demek sebepleri ilahlaştırmak gibi riskli bir durumdur.
Çalışıyorum çünkü Allah böyle emretmiş; rızkı O veriyor, demek ise istikamettir.
Hastalıkta doktora gitmek sebep, şifa Allah’tantır.
“Doktor iyileştirir” demek ve sebepleri bağımsız görmek de, “Hiç gitmeyeyim, Allah bakar” deyip tedbiri terk etmek de yanlıştır.
“Tedavi olurum, ama şifayı Allah’tan beklerim.” demek ise istikamettir.
Demek ki, tevekkül, “Hiçbir şey yapmamak” değildir, “Her şeyi Allah’a yüklemek” değildir. Tevekkül maddi-manevi sebeplere uyup elimizden geleni yapmak ve kalben Allah’a güvenmek, sonucu Ondan beklemektir ve bilmektir.
Peygamberlerin yolu
Peygamberler hep sebeplere sarılır:
Hz. Yusuf, ekonomi planı yapar; Hz. Musa, yol ve tedbir alır, Hz. Peygamber (asm), hicrette iz sürücüsü tutar, mağaraya saklanır. Ama hepsinde ortak nokta, sonucu Allah’tan bilirler.
Özetle:
Sebeplere sarılmak, Allah’ın koyduğu düzeni işletmektir.
Tevekkül, sonucu Allah’a havale etmek, ondan beklemek ve ondan bilmektir.
İkisi birlikte, İman, akıl ve sorumluluk dengesidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Sebeplerin yaratılışta tesiri var mı?
- Dünyadaki sebeplere sarılmak teslimiyete aykırı mı?
- Allah'a güvenmek ne demek?
- Teslimiyet ve tedbir arasındaki ince çizginin ayrımını nasıl yapabiliriz?
- İnsanın korktuğu şey başına mı gelir?
- Allah, eşyaya tesir etme gücünü başkasına da verebilir mi?
- Rabbimize hakkıyla nasıl teslim olalım?
- Sulamadığım için kurudu demek günah mı?
- Tevekkül nasıl olmalıdır? İslam'da tevekkülün sınırları nelerdir?
- Maide 67. ayeti "Tedbir almana gerek yok." şeklinde anlayabilir miyiz?