Müteşabih hadisler hakkında bilgi verir misiniz? (Bacağını açıp baldırını gösterir; ressamlar; bulut içerisinde...)

Soru Detayı

1. "Allah ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir? (Müslim, İman 302; Buhari, 97/24,10/29; Hanbel, III/1)
2. Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır. (Buhari, Tesavir, 89)
3. Peygambere Allah'ın yerleri ve göğü yaratmadan önce nerede olduğu soruldu, Peygamber, "Bir bulut içerisinde idi, üstü hava, altı hava idi?" dedi. (Hanbel, VI/11).

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1. Bazı ayet ve hadislerde "Allah'ın eli, Allah'ın ipi, Allah'ın baldırı" gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu tür ayet ve hadisler müteşabihtir. Peygamber Efendimiz (asm) de bazı hadislerinde mütaşabih kelimeler kullanmıştır. Ta ki insanlar bu meseleleri daha iyi anlasın. Nitekim başka bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmaktadır:

"Ebu Said (ra) anlatıyor. Resulullah (aleyhisselatu vesselam)'ı dinledim,

"Baldırların açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği gün..."(Kalem, 68/42) mealindeki ayetle ilgili olarak şöyle diyordu:

"Rabbimiz baldırını açar, her mümin erkek ve her mümin kadın O'na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlarda secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler.)." [Buhari, Tefisr, Nun vel Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24; Müslim, İman 302. (183)]

Kalem suresinin 42. ayetinde "Keşfus - sak" tabiri geçmektedir. Lügat olarak baldırın açılması manasına gelir. Görüldüğü üzere ayeti kerimeden asıl maksat lügat maksadı değildir, belki bir mesaj söz konusudur. Hadis yukarıdaki rivayette baldır kelimesini "sakehu" şeklinde zamir olarak kaydeder. İbnu Hacer bir başka tarikde zamirsiz olarak "sake" şeklinde geldiğini ve bu şeklin -ayeti kerimeye uygunluk arzetmesi sebebiyle- daha doğru oldğunu söyler. Aksi takdirde yukarıki tercümede aslına muvafık olarak kaydettiğimiz üzere Cenab-ı Hakk'a baldır izafe ederek, insana teşbih etmek gibi te'vili tekellüflü bir durum ortaya çıkacağını belirtir.

Öyle ise, "baldırı açmaktan" murad nedir? Alimler bunu, "bütün hakikatkerin çırıl çıplak ortaya çıkması (sebebiyle) hesap ve cezanın bütün şiddet ve dehşetiyle hüküm sürmesi" şeklinde anlamışlardır. Nitekim hadiste, Resulullah (aleyhisselatu vesselam) Cenab-ı Hakk'ın bütün gerçekleri ortaya koyarak hesap verme hadisesinin dehşetini yaşattığı hengamda, dünyada iken kulluğunu samimiyetle yapanlarla, riyakar hareket edenleri tefrik edip mü'minleri dehşetten kurtaracağını, riyakarları da sırtları eğilmez bir hale sokarak cürümlerini yüzlerine vurmak suretiyle, dehşetlerine dehşet katacağını belirtmektedir. Meseleyi tasvir eden ayeti karimenin tam meali şöyledir:

"(Hatırla ki o gün) baldır(lar)ın açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği bir gündür. Fakat buna güç yetiremeyeceklerdir. Evet, secdeye davet edilecekler, gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye dünyada her şeyden salim ve sapasağlam iken davet ediliyorlardı." (Kalem, 68/42-43)

2. Cehennemdeki azaplar ayrı ayrıdır. İnanç açısından en şiddetli azaba uğratılacak kişiler müşriklerdir.

Ebedi olmasa da bazı müminler de cehenneme girecektir.

O halde bu hadisi iki şekilde anlamak mümkündür:

- Tapınmak maksadıyla bunları yapan müşrikler. Bunlar cehennemin en şiddetli azabına çarpılacaklar.

- Müslüman ve mümin olduğu halde İslam inanç, ahlak ve adabına aykırı resim ve heykel yapanlar. Bunlar, günahları nedeniyle cehenneme girip şiddetli azaba çarpılacak olanlardandır.

3. Bu hadisle ilgili olarak Nevevî de şu durumu dermeyan eder: "Bu, sıfat hadislerindendir. Bu hadisler hakkında iki görüş vardır:

     a. Manâsına hiç girmeden -Allah'ın hiçbir benzeri olmadığına, O'nun mahlukâta ait vasıflardan münezzeh olduğuna itikad ile birlikte- îman etmek.

     b. Hadîse, olduğu gibi değil, (iman esaslarına) uygun şekilde te'vil ederek iman etmek. Kim bu şekilde söylerse sadedinde olduğumuz hadis hakkında şunu demiş olur:

"Bundan murad imtihandır. Bu kişiler tevhid akidesinde midir, yaratıcı, tedbir edici, faal olan tek bir Allah'a olan itikadı ikrâr ediyor mu? Bu ilah, duâ eden kimsenin, semâya yöneldiği zaman müracaat ettiği ilah mıdır; bu yöneliş, O'nun için namaz kılan kimsenin de Ka'beye yönelmesi mahiyetinde midir? Aslında bu yöneliş, O'nun münhasıran semâda olmasından ileri gelmez, aynen Ka'be cihetine yönelmesi de münhasıran o cihette bulunmasından ileri gelmediği gibi. Böyle yapılması, semanın duâ edenlerin kıblesi olmasındandır, tıpkı Kabe'nin de musallilerin kıblesi olması gibi."

Kadı İyâz da şunları söylemiştir:

"Fakih, muhaddis, mütekellim, mütefekkir, mukallid, hangi ihtisasa mensup olursa olsun, bütün Müslümanlar şunu söylemekte müttefiktirler:

"Semâda olandan emin misiniz?" (Mülk, 67/16) âyetinde olduğu üzere Allah'ın semada olduğunu zikretme sadedinde vârid olan bütün nasslar zâhir ma'nâsı üzere değildirler, bunları, hepsi te'vil ederek anlamıştır. Söz gelimi muhaddislerden, fakihlerden, mütekellimlerden her kim, tahdîd ve keyfiyet beyan etmeksizin üst (fevk) cihetinden varlığından söz etmişse "semânın içinde " ibâresini, "semanın üstünde" şeklinde te'vil etmiştir."

"Kim de Allah hakkında hadd'i nefyedip, cihetin müstahîlliğine (akla aykırılığına) hükmetmişse onu (cihet'i) muktezâsına göre farklı te'villere tâbi tutmuştur."

Sindî'nin kaydettiği te'vil şöyle:

"Allah nerede?"nin ma'nâsı hakkında âlimler şöyle demiştir: "Allah'a yönelenler hangi cihete yönelirler?" Semâ'da sözü de şu ma'nâyı ifade eder: "(Allah'a yönelenler) semâ cihetine yönelirler." Bu sorudan maksad, bu kişilerin Allah'ın varlığını itiraf etmesidir, Allah hakkında cihet'in varlığını isbat etmek değildir."

İlave bilgi için tıklayınız:

İnsan resmi yapmak neden doğru değildir?..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR