Meşhur Hâtem-i Tai'nin kabilesi olan Tayy Kabilesi puthanesinin yıktırılması ve Hâtem-i Tai'nin kızı ve oğlu Adiyy bin Hâtem'in İslâm'la şereflenmesi nasıl olmuştur?

Tarih: 02.06.2006 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Tayy Kabilesi, fevkalâde cömertliği dillere destan olan meşhur Hâtem-i Tai'nin kabilesi idi. Yemen'de otururlardı.

Hicretin 8. senesinde Arabistan'ın her tarafı putlardan temizlenip, puthaneler yıktırılırken, bu kabilenin puthaneleri henüz duruyor ve Füls (Fels) adındaki putları da yıktırılmamış bulunuyordu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hicretin bu 9. yılı, Rebiülâhir ayında Hz. Ali'yi Ensarın ileri gelenlerinden yüz elli kişilik bir kuvvetle Füls'ü yıkmaya gönderdi.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:164; Zâdü'l-Mead, 2:227)

Hz. Ali, emrindeki mücahidlerle Tayy Kabilesi yurduna vardı. Tayyoğulları mücahidlere karşı koydular. Çarpışma meydana geldi. Düşman birçok kayıp verdi. Müslümanlar çarpışmadan galip çıktılar ve birçok esirle, bol miktarda ganimet malları elde ettiler. Bu arada, Tayyoğulları puthanesi de bir daha onarılmayacak bir şekilde mücahidler tarafından yıkıldı. Putları Füls ise parçalanarak yakıldı.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:164.)

Kabile reisi Adiyy bin Hatem, henüz Hz. Ali gelmeden durumu haber almış ve Suriye tarafına kaçmıştı. Bu sebeple de ele geçirilememişti. Ancak esirler arasında Hatem-i Tâi'nin Seffâne adındaki kızı vardı.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:164; Üsdü'l-Gâbe, 7:143.)

Seffâne'nin İsteği

Hz. Ali memur olduğu vazifeyi yerine getirdikten sonra, esirler ve ganimet mallarıyla birlikte Medine'ye döndü. Esirler arasında bulunan Seffâne, Mescid-i Nebevînin kapısında bir odaya konuldu. Oldukça zeki, ağır başlı bir kadındı. Günün birinde Resûl-i Ekrem bu odanın yanından geçerken, Seffâne ayağa kalkarak şöyle dedi:

"Yâ Resûlallah! Babam dünyadan göçmüş, kardeşim ise kaçmış bulunuyor. Kurtulmak için verecek bir şeyim yok. Hürriyete kavuşmam için yüksek affına, merhamet ve şefkatına sığınıyorum."(İbni Hişâm, Sîre, 4226; İbni Kesîr, 4:124)

Resûl-i Ekrem, kim olduğunu sorunca, Seffane kendisini şöyle tanıttı:

"Yâ Resûlallah! Ben, âileleri koruyan, esirlerin esaret bağlarını çözen, açları doyuran, çıplakları giydiren, misafirleri ağırlayan, yemekler yediren, selâmlaşmayı yayan Hâtem-i Tâî'nin kızıyım."

Seffâne'nin kendisini böyle tanıtmasından memnun olan Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:

"Ey kadın! Bu saydıkların gerçekten mü'minlerin sıfatındandır. Keşke baban Müslüman olsaydı da onu rahmetle ansaydık."(İnsanü'l-Uyûn, 3:224.)

Bu sözleriyle Peygamber Efendimiz mühim bir gerçeği ortaya koyuyordu. "Her kâfirin her vasfının kâfir olması gerekmediği" gerçeğini. Evet, Hâtem-i Tâî Müslüman değildi ve Müslüman olmadan da ölmüştü. Ama yukarıda zikredilen sıfatları Müslüman sıfatıydı. Resûl-i Ekrem de bu sözleriyle Hatem'in bu Müslümanca sıfatlarını takdirle karşılıyordu. Bunu takdir etmekle kalmayıp Seffâne'yi de serbest bırakarak hürriyetine kavuşturdu. Lâyık olandan şefkat ve merhametini, af ve safhını asla esirgemeyen Resûl-i Kibriyâ bununla da kalmadı. Seffane'ye bol bol ikramda da bulundu. Ona elbise ve yol harçlığı vererek, güvenilir bir kafile ile de Şam'a, kardeşinin yanına gönderdi.(İbni Hişâm, Sîse, 4:225-226; Taberî, 3:149)

Doğruca Şam'a varan Seffine derhal kardeşini buldu. Peygamberimiz (s.a.v.)'den gördüğü insanî muameleyi anlattı. Kızkardeşine yapılan bu şefkatli muamele, Adiyy'in mânâ âleminde dalgalanma meydana getirdi ve "Bu zât hakkındaki fikrin nedir?" diye sordu.

Fahri Âlemin mübârek simalarını bir kerecik gören ve onun bir tek insanî muamelesine mazhar olan Seffâne (Üsdü'l-Gâbe adlı eserde Seffâne'nin Müslüman olduğunu ve güzel amellerle İslâmiyetini geliştirdiğini kaydeder: bk., 7:143) tereddüt etmeden, "Bana sorarsan, hemen gidip ona tâbi olmanı tavsiye ederim." dedi.

Adiyy, bir müddet düşünceye dalınca, kızkardeşi buna hiç gerek olmadığını şu sözleriyle belirtti:

"Neden düşünüp duruyorsun? Eğer peygamberse, ona bir an evvel tâbi olur, büyük hayır ve fazilete erersin. Yok eğer hükümdar ise hiçbir şey kaybetmezsin. Yemen'deki saltanatın yine elinde kalır. Üstelik hor ve hakir de görülmezsin!"(İbni Hişâm, Sîre, 4:227; Taberî, 3:149.)

Adiyy, kızkardeşinin tavsiyesini uygun buldu. Derhal Medine'ye gelerek Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı. Babası gibi meşhur olan bu zâtı, Hz. Resûlullah evinde ağırlayıp, misafir etmek istiyordu.

Mescid'den çıkıp Hâne-i Saadetlerine doğru beraber yürüdüler. Bu sırada önlerine bir kadın çıktı. Kadın, ihtiyacı için uzun uzadıya konuştu. Hz. Resûlullah, sabırsızlık göstermeden ve rahatsızlık duymadan onu dinliyordu.

İhtiyar kadına karşı Peygamber Efendimizin (a.s.m.) bu güzel muâmelesi ve nezâketini müşâhede eden Adiyy, yalnız kendisine işittirmek istiyormuşcasına mırıldandı:

"Vallahi, o bir hükümdar değildir!"

Kala kala ikinci ihtimal kalmıştı: "Öyle ise peygamberdir." ihtimâli.

Beraberce Hâne-i Saadete vardılar. Efendimiz, Adiyy'i deriden bir şiltenin üzerine oturtmak istedi. Ancak o, buna razı olmadı. Oraya oturmağa kendisinin lâyık olduğunu söyledi. Fakat, Peygamberimiz (s.a.v.) oturmadı ve yine onun oturması için ısrar etti. Bu ısrar üzerine Adiyy deriden şiltenin üzerine geçip oturdu. Hz. Resûlullah ise, bu değerli misafiri karşısında çıplak yerde oturdu.

Efendimizin tevazuunu ve misafire karşı gösterdiği alâka ve nezaketini ortaya koyan bu davranışı Adiyy'in gönlünü biraz daha yumuşattı ve îmâna bir nebze daha yaklaştırdı.

Bundan sonra Hz. Resûlullah, onu Müslüman olmaya davet etti. Bu dâvetini üç defa tekrarladı. Ne var ki Adiyy, bu dâvete o anda müsbet cevap vermekten kaçındı:

"Ben Hristiyanım!" dedi.

Bunun üzerine Kâinatın Efendisi şöyle konuştu:

"Ey Adiyy! Belki de, 'Onun dinine insanların zâif, fakir ve güçsüzleri giriyor.' diye söylenmiş olmasından dolayı İslâma girmekten geri duruyorsun. Vallahi, öyle bir gün gelecek ki, o Müslümanlar, bol servete kavuşacaklar, hattâ mala talib olacak kimse bile bulamayacaklardır."

"Yine Müslümanlar az, düşmanları çok diye düşünmüş olabilir ve bunun için de Müslüman olmaktan çekiniyor olabilirsin! Sen Hîre'yi bilir misin? İşte bu din, öylesine bir emniyet, bir asayiş temin edecek ki, bir kadın tek başına Allah korkusundan başka hiçbir korku duymayarak, Hire'den kalkıp Kâbe'yi tavaf etmeye gidecektir!"(İsâbe, 2:468; Üsdü'l-Gabe, 3:393.)

Bu konuşma, Adiyy'in gönül kapısını İslâma açtı ve orada Müslüman olmakla şereflendi. Ashab-ı kirâmın büyüklerinden olan Adiyy bin Hâtem işte bu zâttır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun