Medeni hukuka göre savunma yapmak günah mı?
1. İslama göre paylı mülkiyet halinde paydaşlardan biri payını satmak istiyor diğerleri satın almak istemiyorsa hakim yoluyla taşınmazın satılması caiz mi? Miras olsa bile kadın erkek payını hakimler kanuna göre belirliyor. Biz avukatlar sadece satış yapılsın veya satış yapılmasın diyoruz paylaştırma kısmını yapmıyoruz.
2. Şu an günümüzde ödeme yapmak için çoğu insan banka kullanıyor, kredi kart vb. Şirketler için ise nakit ödeme almak çok zor. Şimdi bayiler doğrudan borçlandırma sistemi üzerinden tahsilat yapıyorlar. Burada müşteri bir hesap açıyor ve o hesabın belirli bir limiti oluyor, bayi faturalandırma işlemleri yapıyor ve vadesi gelince müşterinin bu DBS hesabından otomatik para tahsil ediliyor fatura bedeli kadar. Müşteri ile yapılan sözleşmelerde DBS hesabını kapatırsan limitini düşürürsen feshetmiş olursun demek caiz olur mu? DBS olmasa bile örneğin kredi kartını iptal edersen alacaklı tahsilat yapamayacağı için fesih sebebi gibi bir şey. DBS üzerinden fatura zamanında ödenmezse faiz işletip işletmemek bayiye kalmış bir şey. Biz avukatları olarak sadece DBS hesabı kapalıysa fesih sebebi olmuştur diye cezai şart tahsilatı sebebi ile hukuki süreç başlatıyoruz. Haklı sebebe dayanan fesih sebebi gerçekleşirse karşı tarafa bildirim yapmak İslam’da zorunlu mu? Zaten sözleşmelerde genelde cezai şart olduğu için fesih olduğunda bile cezai şart fatura olarak karşı tarafa gönderiliyor yani bu aslında bildirim gibi olur mu eğer İslam’da bildirim şartsa?
Değerli kardeşimiz,
Öncelikle belirtmek gerekir ki İslam dini, insanların geçimlerini meşru ve helal yollarla temin etmelerini emreder. Bu sebeple avukatlık mesleği de özü itibarıyla meşru bir meslektir. Bir avukatın bilgi, birikim ve emeğini kullanarak müvekkilini savunması, dava ve hukuki süreçleri takip etmesi caizdir. Bu hizmet karşılığında aldığı ücret de helaldir.
Ancak bir avukatın bile bile yalanı, haksızlığı, aldatmayı veya başkasının hakkını gasbetmeyi savunması caiz değildir. Bu durumda yaptığı işten ve elde ettiği kazançtan dinen sorumlu olur. Ölçü, hak ve adalet ilkelerine bağlı kalmak ve haksızlığa yardımcı olmamaktır.
Bu çerçevede sorularınıza gelince:
1. Ortak mülkiyetin mahkeme yoluyla satılması
Paylı mülkiyet veya iştirak halinde mülkiyette ortaklar arasında anlaşmazlık çıkması halinde meselenin mahkemeye taşınmasında dinen bir sakınca yoktur. Ortaklardan biri payını satmak istiyor, diğerleri de satın almak istemiyorsa, mahkeme yoluyla satışın talep edilmesi prensip olarak caizdir.
Sizin anlattığınız durumda avukat olarak doğrudan miras paylarını belirlemiyor, yalnızca satışın yapılıp yapılmaması konusunda hukuki süreç yürütüyorsunuz. Bu yönüyle yapılan iş, tek başına dinen sakıncalı görülmez.
Bununla birlikte miras gibi İslam hukukunda payları açıkça belirlenmiş konularda önemli bir husus vardır: Eğer bazı mirasçılar, İslam'ın öngördüğü paylaşım şekline razı değiller ve mahkemenin belirlediği paylaşım sebebiyle bir tarafın hakkı eksik kalıyorsa, kul hakkı meselesi ortaya çıkar. Bu durumda sorumluluk öncelikle hakkı olmayan payı alan veya başkasının hakkını vermeyen kimselere aittir.
Dolayısıyla mahkeme yoluyla satış talebinde bulunmak ayrı bir konu, mirasın İslam'a uygun paylaşılması ayrı bir konudur.
2. Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) ve fesih işlemleri
DBS, firmaların alacaklarını tahsil etmelerini kolaylaştıran bir ödeme ve nakit yönetim sistemidir. Günümüz ticari hayatında banka, EFT, havale, otomatik ödeme ve benzeri sistemlerin kullanılması tek başına dinen sakıncalı değildir.
Bankanın, ödeme organizasyonu ve tahsilat hizmeti karşılığında makul bir hizmet bedeli alması da caiz görülmüştür. Ancak hesabın yetersiz kalması durumunda bankanın faizli kredi açması ve bu kredinin kullanılması faiz kapsamında değerlendirilir, caiz olmaz.
Bunun dışında, tarafların sözleşmede, DBS hesabının açık tutulmasını, belirli bir kredi limitinin korunmasını, ödeme sisteminin işler halde bulundurulmasını, sözleşmenin devam şartı olarak kararlaştırmaları mümkündür.
Bu durumda taraflardan biri DBS hesabını kapatır veya sözleşmede kararlaştırılan şartları ihlal ederse, bunun fesih sebebi sayılması prensip olarak mümkündür.
Avukat olarak sizin göreviniz de sözleşmede kararlaştırılan şartların ihlal edilip edilmediğini ileri sürmek ve müvekkiliniz adına hukuki süreci yürütmektir. Bu yönüyle yapılan iş, doğrudan faiz işlemini savunmak anlamına gelmez.
Fesih halinde karşı tarafa bildirim yapılması gerekir mi?
İslam hukukunda akitlerde açıklık, dürüstlük ve tarafların durumdan haberdar edilmesi önemlidir. Bu sebeple fesih hakkı doğduğunda karşı tarafın durumdan haberdar edilmesi uygun ve adalete daha uygun bir yoldur.
Bununla birlikte sözleşmede açık hükümler bulunuyor ve fesih sonucunda cezai şart faturası, ihtarname veya benzeri resmi bildirimler karşı tarafa gönderiliyorsa, bu işlemler çoğu durumda fiilen bir bildirim mahiyeti taşır.
Sonuç olarak:
Avukatlık mesleği meşru bir meslektir.
Haksızlığı bilerek savunmak caiz değildir.
Ortak mülkiyetin mahkeme yoluyla satışını talep etmek prensip olarak caizdir.
Miras paylaşımında İslam'ın belirlediği hakların ihlal edilmesi halinde kul hakkı doğar.
DBS gibi ödeme sistemlerinin kullanılmasında sakınca yoktur; ancak faizli kredi kısmı caiz değildir.
Sözleşmede kararlaştırılmış şartların ihlal edilmesi sebebiyle fesih ve cezai şart süreçlerini takip etmek, tek başına faizli bir işlemi savunmak anlamına gelmez.
Fesih halinde karşı tarafın haberdar edilmesi adalet ve şeffaflık açısından önemlidir; ihtar, fesih bildirimi veya cezai şart faturası gibi işlemler de uygulamada bildirim işlevi görebilir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- MUDÂREBE
- İslamiyet'in köleliği kaldırmak için tedbirler aldığını söylediniz; bu tedbirler nelerdir?
- MÜFSİD, MÜFSİT
- MEVRÛS
- RİBÂ (Fâiz)
- Osmanlı padişahları ve cariyelik sistemi hakkında bilgi verir misiniz?
- Müslüman devletlerde diğer din mensuplarına ne gibi özgürlükler verilir?
- HIYÂRU'L-AYB
- Ticari sigorta, kıdem tazminatı, akredite gibi davalar helal mi?
- Cariye ile nikahsız karı-koca hayatı Kuran’a göre caiz değil mi?