Kuran hiçbir zaman deri üzerine yazılmadı mı?

Tarih: 14.09.2021 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Ruka nedir?
- Zeyd bin Sabit Hz. Ebu Bekir döneminde Kuran-ı Kerimin yazıldığı yazı malzemesini toplatırken, hadislerde bunların arasında ruka kelimesi geçiyor. Bazı dinsizler ile tartıştığımda buradaki ruka kelimesinin elbise veya bez parçası anlamına geldiğini Kuran-ı Kerimin peygamber döneminde hiçbir zaman kağıt ve deriye yazılmadığını iddia ediyorlar.
- Hadiste geçen ruka kelimesinin anlamı nedir? Deri mi yoksa elbise bez parçası mı?
- Peygamber döneminde Kuran-ı Kerim deri üzerinde yazıldığına dair rivayet var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ruka Nedir?

Arapça sözlüklerin verdiği bilgiye göre, çoğulu rikâ‘ olan ruka‘: deri, kâğıt gibi yazı malzemeleri için kullanılan bir kelimedir.(1)

Öncelikle ifade edelim ki, önemli olan Kur'an ayetlerinin ilk defa neyin üzerine yazıldığı değil, yazı malzemesi ister bez parçası isterse deri ya da başka bir şey olsun, ne olursa olsun, inen ayetlerin hemen yazılmış olmasıdır.

Sizin suyu ne ile içtiğiniz değil, suyu içip içmediğiniz önemlidir.

Bununla beraber, sadece vahyin geldiği dönemde değil, ondan önce de deri üzerine yazılar yazılmaktaydı.

Bu açıdan soruda geçen iddianın ilmi bir değeri yoktur.

Yazı Malzemesi İnsanlık Tarihi ile Başlar

İnsanların kullandığı ilk yazı malzemesinin kilden tabletler olduğu kabul edilmektedir. İbnü’n-Nedîm’in Hz. Âdem’e kadar götürdüğü tabletlerin yanında(2) geçmişte tesviye edilmiş taş, tahta, kurşun, kalay, tunç, pirinç, fildişi ve kemik levhaların yazı için kullanıldığı bilinmektedir. Ancak gerek yazmanın gerekse bunları taşımanın zorluğu insanları yeni arayışlara sevk etmiştir.

Bunun sonucunda Mısırlılar, milâttan önce 4.000’de Nil kenarında yetişen papirüs bitkisinden (cyperus papyrus) kâğıt benzeri bir yazı malzemesi elde etmişlerdir.

Milattan önce V. yüzyılda yaşamış olan Herodotos, birçok milletin yazı için deri kullandığını kaydeder.(3)

Araplar Deri Üzerine Yazı Yazıyorlardı

Araplar, üzerine yazı yazılan beyaz ince deriye rak diyorlardı. Nitekim Kur'an’da rak kelimesi zikredildiği gibi(4) “tomar denilen büyük kâğıt” anlamında sicil de geçmektedir.(5)

Araplar kağıda esas olarak kırtâs (kurtâs, kartâs), beyaz sayfa veya parşömene mührâk ve varak derler. Kelime Kur'an’da “kitap yazılan kâğıt” anlamında geçer.(6)

Mekke’de Okuma Yazma Bilenler Daha Çoktu

Dinî, ticarî ve edebî bir ortama sahip olan Mekke, okuma-yazma konusunda Medine’den daha ileri bir seviyedeydi. Yüzlerce şairin yanında Bedir savaşında esir düşen ve fidye ödeme imkanı olmayan Mekkeli fakir müşriklerin bir kısmının okuma-yazma bilmeleri, Mekke’de okuma-yazma bilenlerin sayısının Belazurî’nin söylediği yirmi dörtten fazla olduğunu göstermektedir.(7)

Hz. Ömer’in Müslüman oluşuyla ilgili olarak nakledilen ve üzerinde Tâhâ suresinin yazılı olduğu sahifenin varlığı, Kur'an’ın risaletin ilk yıllarından itibaren Mekke’de yazıldığını açıkça göstermektedir.(8)

Bu tarihî olaya ilaveten Mekkî olan Kalem, Abese, Furkân ve Tûr sûrelerinde geçen “sefera”, “suhuf”, “iktetebe”, “satır / esâdir“, rakkin menşûr”, “kalem” gibi kelimeler, en azından, Kur'an’ın bu tarihten daha önce Mekke’de yazılmaya başladığını göstermektedir.

Aynı zamanda bu kelimeler, Kur'an’ın ilkel malzemelerden ziyade, daha düzgün yazı malzemeleriyle yazıldığına işaret etmektedir. Ayrıca Zeyd b. Sabit’in: "Rasulüllah’ın yanında Kur'an’ı rikâ‘dan telif ederdik."(9) sözü başlangıçta yassı taşlar, kürek kemikleri, hurma dalları gibi ilkel malzemelere yazılan ayetlerin nihaî olarak daha uygun olan deri, parşömen gibi yazı malzemelerine aktarıldığını göstermektedir.

İlk Müslümanlar Okuma Yazma Biliyordu

Hz. Peygamber (asm) Efendimizi Hz. Hatice‟ye namaz kılmasını öğretirken gören ve ona iman eden ikinci Müslüman olan Hz. Ali(10) ve Hz. Ebu Bekir gibi, ilk Müslümanların okuma yazma bilmiş olmaları, vahyin daha erken dönemden itibaren yazılmaya başlamış olduğuna delil olabilir.

Vahyin ilk dönemden itibaren yazılmaya başladığına delil olabilecek diğer hususları ise şu şekilde sıralayabiliriz:

- Hz. Peygamber (asm) ilk nazil olan vahyin içerisinde; “O, kalemle yazmayı öğretendir.”(11), “Kaleme ve satır satır yazdıklarına”(12) şeklinde yazıya atıfta bulunulmuş olması. Eğer bir konuya atıf yapılmışsa, onun matufunun olması da son derece tabiidir.

- Vahiy geldiği zaman Hz. Peygamber (asm) hemen bir vahiy kâtibini çağırıyor ve gelen vahiyleri ona yazdırıyordu.(13)

Bu durum, Efendimizin (asm) yazdırma konusundaki hassasiyetini göstermektedir. Yani inen vahyin yazıya aktarılması için belli bir süre geçmesini hiçbir zaman beklememiştir. Hatta Hz. Ebu Bekir ile gizlice Medine'ye hicret edeceği zaman dahi Hz. Ebu Bekir'in yanında, Hz. Peygamber'in Erkam'ın evine girmeden önce Müslüman olan Âmir b. Fuheyre'yi de vahiy kâtibi olarak almıştı.(14)

Bunlar yanlarından yazı malzemesini eksik etmiyor ve inen vahiyleri hemen kayıt altına alıyorlardı. Hatta hicret esnasında Hz. Peygamberi (asm) yakalamak isteyen Süraka b. Malik, Hz. Peygamber'den kendisi için bir emanname yazmasını isteyince, Hz. Peygamber (asm) de Amir b. Fuheyre'ye söylemiş ve o da bir deri parçasına yazarak ona vermişti.

Hz. Peygamberin (asm) vahyi yazmak konusundaki bu hassasiyeti, onun hayatının belli bir dönemle sınırlamak yanlış olur.

Vahyin Yazılmış Olduğu Malzemelerin Çeşitliliği

Vahyin ilk yıllarında yazı malzemesi bulmak zor(15) olduğundan dolayı vahiy kâtipleri, üzerine yazı yazılabilecek olan her türlü şeyin üzerine yazı yazıyorlardı. Vahiy için kullanılan malzemeler ise şunlardı:

Parşömen parçaları (özel bir deri), rakk (tabaklanmış deri) , kat'u'l-edîm (işlenmemiş deri), lihâf (inceltilmiş beyaz taşlar), asîbu'n-nahl (hurma ağacı yapraklarının orta damarlarından elde edilmiş yazı malsemesi), ektaf (develerin kürek kemikleri)(16), ruk'a (ince deri veya kumaş ya da bez parçası)(17), tahtadan yapılmış tabletler(18) ve kırık seramik parçalarıydı.(19)

Hz. Peygamber Efendimizin (asm) vahyin yazılması için kemik ve taşların kullanılmasının altında yatan nedenin vahyin muhafaza edilmesi olduğu(20) bazı kimseler tarafından dile getirilmiş olsa da bunun sadece vahyin muhafaza edilmesi için değil aynı zamanda Hz. Peygamber Efendimizin (asm) vahyi hemen kayıt altına aldırma konusundaki hassasiyetinin bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz.

O dönem, yazı malzemesi bulmanın son derece sıkıntılı olduğu bir dönemdi. Bu açıdan vahyi yazabilecek uygun bir malzeme ilk anda bulunamayabiliyordu. Buna rağmen Hz. Peygamber Efendimiz (asm) uygun malzeme buluncaya kadar beklemek yerine, elde edilebilen ilk şeye vahyi yazdırıyordu. Bu bir hayvan kemiği, tahta parçası ve bez parçası olabildiği gibi, bir seramik parçası da olabiliyordu.

Ama daha sonra uygun malzeme bulununca buradaki yazılar oraya aktarılıyordu. İşte, Zeyd b. Sabit'ten gelen: “Hz. Peygamberin yanında Kur'an'ı rukalardan telif ediyorduk.”(21) şeklindeki rivayet de bu durumu desteklemektedir.

Şu halde vahyi kayıt altına almakta bu kadar hassas davranan ve uygun bir malzeme buluncaya kadar dahi beklemeyen Hz. Peygamberin (asm), nübüvvetin ilk yıllarında inen vahiyleri yazdırmaması düşünülemez.

Hz. Zeyd b. Sabit'ten gelen: “Hz. Peygamberin yanında Kur'an’ı rukalardan telif ediyorduk.” şeklindeki teliften kasıt; Hz. Peygamber (asm) Efendimizin işaretine göre, ayetlerin tertip edilmesiydi. Hangi ayetin Kur'an’ın neresine konulacağını ona Cebrail (as) söylüyor, o da ona göre vahiy katiplerine söylüyordu.(22)

İlk Vahiy Katipleri

Vahyin, peygamberliğin ilk yılından itibaren yazılmaya başladığı bilinmektedir.

Acaba ilk inen vahiyleri kim veya kimler yazmış olabilir?

Vahyin korunması için Hz. Peygamber (asm) Efendimiz inen ayetleri ezberledi, ezberletti ve yazdırdı. Hz. Peygamber Efendimizin görevlendirdiği ve vahyi yazan kimselere "vahiy kâtibi" denir.

Kur'an’ın yazıya aktarıldığı kesin olmakla birlikte, bunu ilk yazmaya başlayanın kim veya kimler olduğu kesin değildir.

Bununla beraber, ilk Müslümanlardan olmaları, İslam geldiği zamanda okuryazar olmaları, sürekli Hz. Peygamberin (asm) yanında bulunmaları ve vahiy kâtipliği yapmış kimselerden olmalarından dolayı, ilk vahiy katibinin Hz. Ali veya Hz. Ebu Bekir ya da her ikisinin birlikte olması kuvvetli bir ihtimaldir.

Zira Hz. Ali de Hz. Hz. Ebu Bekir de Mekke döneminde vahiy kâtipleri arasında zikredilmiştir.  

Şu halde, vahyi yazmak hususunda eline ilk geçen malzemeleri kullanan Hz. Peygamberin, insan kaynağı hususunda ilk kaynak olan Hz. Ali ve Hz. Ebu Bekir'den istifade etmemiş olması düşünülemez. Bu nedenle, ilk vahiy kâtibinin Hz. Ali ve Hz. Ebu Bekir’in olması ihtimalini daha kuvvetli hale getirmektedir.

Hz. Ali ve Hz. Ebu Bekir’in vahyi ne zaman yazmaya başladığı kaynaklarda zikredilmese de bunun nübüvvetin başlangıcından itibaren olduğunu söyleyebiliriz.

Kur'an’da kaleme ve yazmaya atıfta bulunulması, Hz. Peygamber Efendimizin (asm) bu konudaki hassasiyeti ve bu iki kişinin nübüvvetin başlangıcından itibaren iman etmiş olmaları bu düşüncemizi teyit eder niteliktedir. Bu kimselerin bu ulvî görevi, insan kaynağına en fazla ihtiyaç duyulduğu bir anda yapmaya başlamış olmaları daha doğaldır.

Özetle Söylemek Gerekirse:

Allah Kur'an’ın korunmasını tekeffül etmiştir ve bu koruma işi vahyin ilk nazil olmaya başladığı andan itibaren başlamış ve hâlâ da devam etmektedir. Bu koruma şekli de hıfz ve kitabet (yazma) şeklinde gerçeklemiştir.

Vahyin ezberlenmesi için bu işe gönül veren kimselerin beyinleri kullanılırken, yazılması için okuma yazma bilen vahiy katipleri kullanılmıştır.

Dipnotlar:

1) bk. Ebû Bekr Muhammed b. el-Hasen b. Düreyd el-Ezdî, Cemheretu’l-lüğa, thk. Remzi Münir Ba‘lebekî (Beyrut: Dâru’l-‘ilm li’l-melâyîn, 1987), 2: 767; Zeynuddîn Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekr er-Râzî, Muhtâru’s-sihâh, 5. Baskı, thk. Yusuf eş-Şeyh Muhammed (Beyrut: el-Mektebetu’l-‘asriyye-ed-Dâru’n-nemûzeciyye, 1999), 127; Muhammed b. Mükerrem b. Ali ibn Manzûr, Lisânü’l-‘Arab, 3. Baskı (Beyrut: Dâru sâdır, ts.), h. 1414), 8: 131; Ebu’l-Feyz Muhammed b. Muhammed Abdurrezzâk ez-Zebîdî, Tâcü’l-‘arûs (b.y.: Dâru’l-hidâye, ts.), 21: 113-115.
2) İbn Nedim, Fihrist, s. 7.
3) Herodotos, Tarih (trc. Perihan Kuturman), İstanbul 1973, s. 223-224.
4) Tur 52/2-3.
5) Enbiya 21/104.
6) Enam 6/7, 91.
7) Muhammed Mustafa Azamî, “Asr-ı Saadette Yazı ve Vahiy Katibleri”, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, ed. Vecdi Akyüz (İstanbul: Ensar Neşriyat, 2007), 1: 162-210; Muhammed Mustafa Azamî, Kur’ân Tarihi, trc. Ömer Türker - Fatih Serenli (İstanbul: İz Yayınevi, 2006), 106-107; Subhî Salih, Mebâhis fî ‘ulûmi’l-Kur’ân (İstanbul: Dersaadet, ts.), 69; Subhî Salih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, trc. Yaşar Kandemir (Ankara: İFAV Yayınları, 1997), 13; Abdurrahman Çetin, Kur’ân İlimleri ve Kur’ân-ı Kerîm Tarihi (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2012), 68-69; Muhittin Akgül, “Kur’an’ın İlk Muhafızları “Vahiy Katipleri”, Diyanet İlmi Dergi 46/4 (2010): 36-37.
8) İbn Hişâm, es-Sîratü’n-Nebeviyye, 1: 271; Ebû Abdullah Ahmed b. Muhammed eş-Şeybânî, Fedâilu’s-Sahâbe, thk. Vesiyyullah Muhammed Abbâs (Beyrut: Müessesetü’r-risâle, 1983), 1: 279; Abdurrahman b. Ebû Bekr Celâlüddîn es-Suyûtî, ed-Dürrü'l-mensûr (Beyrut: Dâru’lfikr, ts.), 5: 560.
9) bk. Nîsâbûrî, el-Müstedrek, 2/249.
10) İbn Kesîr, , es-Siretü’n-Nebeviyye, s. 101.
11) Alak, 96/4.
12) Kalem, 68/1.
13) Buharî, Fedâilü‟l-Kuran: 4.
14) Buharî, Menâkıbu‟l-Ensâr: 45; Nesâî, Kasame: 47; Ahmed b. Hanbel, IV/176.
15) Zerkânî, Menâhilü’l-İrfan, I/222.
16) Suyûtî, el-İtkân, ı/141; Zerkânî, a.g.e., s. 223; Yahya, Muhammed İbrahim, el-Medhal ilâ Tefsîri’l-Kur’an, Dasru‟l-Medâri‟l-İslâmiyye, Beyrut, 2002, s. 124; Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, s. 54.
17) Zerkânî, a.g.e., s. 223; Yahya, a.g.e., s. 124; Demirci, Muhsin, Kur‟an Tarihi, s. 99.
18) Suyûtî, a.g.e., s. 141; Demirci, a.g.e., s. 99.
19) Demirci, a.g.e., s. 99.
20) Hamidullah, Muhammed, Kur’an Tarihi (Çeviri: Mehmet Sait Mutlu), TDV, Ankara, 1991, s. 51.
21) Zerkânî, a.g.e., s. 223.
22) Zerkânî, a.g.e., s. 223; bk. Hüseyin Çelik, Kur’an’ın Yazıya Aktarılması ve İlk Vahiy Kâtibi Meselesi, MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2016, Cilt: 5 Sayı: 1.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun