"Kendisine hac farz olduğu halde haccetmeden ölen kimse, ister Yahudi ve isterse Hristiyan olarak ölsün, fark etmez.", anlamında bir hadis var mıdır?

Tarih: 14.01.2012 - 11:41 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Kim (kendisine hac farz olduğu halde) hac etmeden ölürse, o kimse ister Yahudi olarak, isterse Hıristiyan olarak ölsün.” (Gazali, İhya, 1/264)

"Kim, azığa ve kendisini Allah'ın evine ulaştıracak bir bineğe sahip olduğu halde haccetmezse, ha Yahudi ha Hristiyan olarak ölmüş, farketmez.” (Tirmizi, Hac, 3)

anlamına gelen hadisler vardır. Ancak her iki rivayetin de zayıf olduğunu ifade edelim.

Konu ile ilgili bu ve benzeri hadislerden maksat, haccın yerine getirilmesine teşvik etmek, terk edilmesinden nefret ettirmek ve gücü yetenlerin haccetmeme veballerinin ağır olduğunu belirtmektir. Ta ki bu farz görevi yerine getirme konusunda hassas olsunlar, meşru bir engelleri olmadığı sürece mutlaka yerine getirsinler. (bk. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları, 2/280-283)

Rivayetlerde Haccı terk eden kimsenin, yahudi ve hıristiyana; namazı terkeden kimsenin de müşrike benzetilmesi, yahudi ve hıristiyanların namaz kılıp haccetmemeleri, Arap müşriklerinin de haccedip namaz kılmamaları sebebiyledir. (bk. Şah Veliyyullah Dihlevî, Hüccetullâhi’l-Bâliğa, İslâm Düşüncesinin İlkeleri, İz Yayınları, 2/179-180)

Yoksa, haccı terk eden bir Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan olmadığı gibi, namazı terk eden bir Müslüman da müşrik olmaz. Nasıl ki, yalan söylemek Müslüman sıfatı değildir, Müslüman olmayanların özelliğidir. Bunun gibi hac üzerine farz olduğu ve meşru bir engeli bulunmadığı halde haccı yerine getirmemek de bir mülümanın özelliği olamaz. Demek ki, hadislerde geçen benzetme, inanç açısından değil, özellik bakımındandır.

Diğer taraftan Hac, uzun bir yolculuk ve zor bir iştir. Bu nedenle, büyük bir fedâkarlık ister. Bu yüzden sırf Allâh rızâsı için yapılan bir hac ibâdeti, îmânın önceki küfür hâlini tamâmen silmesi gibi, geçmiş günâhları siler:

“Kötü söz söylemeden ve büyük günâh işlemeden Allâh için hacceden kimse, annesinden doğduğu günkü gibi günâhsız olarak döner.” (Buhârî, Hac, 4) 

anlamındaki hadis, usulüne uygun yapılan bir haccın ne kadar önemli olduğunu gösterdiği gibi, haccı terk etmenin de ne kadar büyük bir zarar olduğunu göstermektedir.

Yüce Rabbimiz biz kulları için, bir çok af ve mağfiret kapısı aralamakta, bulunmaz fırsatlar sunmaktadır. Bu fırsatları değerlendiren kimselere de bir çok mükâfâtlar vadetmektedir.

Bununla birlikte imkânı olduğu halde dünyevî meşgalelere dalarak Allâh'ın evini ziyâret etmeyen kimseler için de şiddetli tehditler yapılmıştır. Bu tehditler, ibadetlere teşvik içindir. Terk edildiği takdirde kaybın ne kadar büyük olduğuna dikkat çekmek içindir.

Bu açıdan ne zaman hayatımızın sona ereceğini bilemediğimizden, her Müslüman üzerine haccın farz olduğu yıldan itibaren hac görevini yerine getirmeye çalışmalıdır.

Nitekim İmam Azam Ebû Hanife, Ebu Yusuf, Malikîlerin iki görüşünden en kuvvetlisine ve Hanbelilere göre; haccın şartları meydana geldikten sonra, ilk yılda haccetmek gerekir. Bunlara göre, kuvvet ve imkanları varsa ilk dönemde hacca gitmeleri gerekir.

Üzerine hac farz olan ve buna imkanı olduğu halde gitmeyen kişi, vefat etmeden hac görevini yerine getirmekle bu sorumluluktan kurtulur ve hacı görevini tamamlamış olur. Ancak bu şartlara sahip bir Müslüman, bu farzı yerine getirmeden ölmüş olsa, günahkar olur...

Hanbelîler hac farzını yerine getirmede ihmal yapan, sonunda ölen kimsenin tüm varlığından bir hac ve birde umre masrafı çıkarılacağı görüşündedirler.

Şafiîler ve Hanefilerden İmam Ebu Muhammed’e göre ise, "Hac, te'hir edilebilen, hayatı boyunca yerine getirilebilecek bir farzdır.” Fakat bu derhal ve acele olarak yerine getirilmesi suretinde bir mecburiyetin bulunmadığı anlamına alınmalıdır. O kendisi için olsun, başkası için olsun, hac veya umre borçlusu olan birinin, bu farz görevi, imkan olduğu yıldan sonraki yıllara bırakması sünnete aykırıdır.

İmam Şafiînin mezhebine göre, hac ve umrenin farz olduğu kimselere derhal, hemen yapması farz değildir. İsterse ertelenebilir. Zira hac ve umrenin zamanı tüm hayat boyudur. (bk. Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı ve Müctehidlerin Farklı Görüşleri, Hac bölümü.)

Haccın hayat boyunca yerine getirilmesi, Müslümanlar nsanlar için bir kolaylık ise de, ölümün ne zaman nerede geleceği belli olmadığından ilk fırsatta yerine getirmeye çalışmak gerekir. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

"Hac yapmakta acele ediniz. Sizden biriniz ölümün kendisine ne zaman geleceğini bilmez.” (Ebu Davud, Menasik, 5; İbn Mace, Menasik, 1)

“İslâm’da (gücü yettiği halde) hac yapmamak yoktur.” (Müsned, 1/312)

Haccın önemiyle ilgili bazı hadisler:

“Hac ve umreyi peşi peşine yapın. Bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder. Mebrûr haccın sevabı, ancak cennettir.” (Tirmizî, Hac, 2; Nesâî, Hacc, 6; İbn Mâce, Menâsik, 3)

“Hac ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. O’ndan bir şey isterlerse, onlara cevap verir (duâlarını kabul eder), af isterlerse onları affeder.” (İbn Mâce, Menâsik, 5)

“Cenâb-ı Hakk’ın arefe günü (vakfe sırasında) cehennemden âzâd ettiği kulların sayısı, diğer günlerde âzâd edilenlerle kıyaslanmayacak kadar çoktur. Allah, arefe günü vakfe yapanlara yaklaşır. Sonra onlarla meleklere karşı iftihar ederek ‘bunlar ne istiyorlar ki, bütün işlerini bırakıp burada toplandılar’ der.” (Müslim, Hacc 1348)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun