"Yetmiş bin perde gerisinde" ne demek?

Sesli dinle

"Yetmiş bin perde var” sözü ilgimi çekti. Biraz daha açar mısın, ne demek bu? Niye daha fazla ya da daha az değil de yetmiş bin?

Bir de şunu merak ediyorum: Allah sonsuz kertede güzelse niçin gizliyor kendini? Niye perdeler koyuyor kendisiyle kulları arasına? 

Yedi, yedi yüz, yedi bin, yetmiş bin gibi sayılar “kesretten kinaye”dir yani “çokluk” bildirir.

Fail ile fiil, fiil ile eser arasındaki sebeplerin, vesilelerin, vasıtaların çokluğunu anlatmak içindir. 

Kâinattaki her varlık, her olay, her oluş bir “netice”dir. Hakîm isminin manasına uygun olarak bir sebep, bir vasıta, bir vesileyle meydana gelir.

Rabbimizin izzeti, azameti, celali, hikmeti perdeleri gerektiriyor.

Keza, imtihan için de gerekli bu perdeler. Hepsi birer sınav sorusu.

Kimi perdeyi yırtıp hakikati görüyor, kimi bigâne kalıyor, gaflete dalıyor, aramıyor bile.

Böylece her bir insanın mayası ortaya çıkıyor. Kazanan ve kaybeden belli oluyor. 

Fakat dikkat edersen anlarsın ki, her eserini bizzat Allah yaratıyor. Sebepler asla yaratıcı olamazlar.

Mesela bir meyvenin sebebi ağaçtır. Hâlbuki ağacın ne ilmi var ne de iradesi. Ne görmesi var ne de işitmesi. Kendini bile tanımaz. Meyve nedir bilmez.

Nasıl verecek meyvenin biçimini, desenini, rengini, kokusunu? Öbür meyvelerden nasıl ayırt edecek onu?

Sebeplerin en muktediri insandır. Fakat insan da âciz. Rahimde büyüyen bir cenini düşün.

Babadan gelen bir sperma ile anneden gelen bir yumurta birleşiyor, zigot ortaya çıkıyor. Tek hücreli bir canlı.

Sonra bir ölçüye göre bölünmeye başlıyor bu hücre. Milyarlarca bölünme neticesinde dokular, organlar oluşuyor.

Her aşamada mucizeler gerçekleşiyor. Birbirini harika bir plan dahilinde izleyen olaylar serisini anlamak için bile ileri düzeyde ilim gerek.

Elbette yapmak, yaratmak, biçim vermek için daha fazlası lazımdır.

Hâlbuki ne zigotta var bu ilim, ne annede ne de babada. Bebek desen, kendinden habersiz.

Karanlık bir ortamda minnacık cenine gözler, kulaklar, eller, ayaklar, parmaklar takılıyor.

Hâlbuki orada bunlara ihtiyacı yok. İnsanı bir plana göre yaratan yaratıcı, bebeği de biliyor, dünyayı da.

Bir süre sonra doğacağı âlemde nelere ihtiyacı olacaksa hepsini yapıyor, yaratıyor, veriyor.

Sebepler son derecede âciz, güçsüz, bilgisiz. Sonuçlar ise akıl almaz ölçüde kusursuz, mükemmel, tam. Hepsi birer mucize, birer harika.

Belli ki, sebeplerin arkasında sıfatları, nitelikleri sonsuz derecede mükemmel bir fail, bir gizli özne var. 

Her perde aralanışında onu biraz daha tanımış oluyorsun. Marifet yolu asla bitmiyor. Tanımanın sonu yok.

Her varlık hem ayna hem de perde. Kimi takılır “kalır” bu perdelere, kimi deler “geçer”. Tıpkı imtihanlarda olduğu gibi.

İman nuruyla bakan kişi, sebeplerin arkasındaki ilahî ilmi, iradeyi, kudreti görür, perde arkasındaki sanatkârı tanır. İnancı, bilgisi ve sevgisi artar. Bu nurdan mahrum olanlar ise, sebepler perdesine takılır kalırlar.

Kategori:
25 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun