Şafi mezhebine göre kurban ile ilgili hükümler nelerdir?

İçindekiler

 

A) Tanımı

Kurban bayramında Allah'a ibadet maksadıyla kesilen ve belli nitelikleri taşıyan hayvana kurban denir. Zekât ve bayram namazları gibi kurban da hic­retin 2. senesinde emredilmiştir. Bu ibadet Kitap, Sünnet ve icmâ-i ümmetle sabittir.

 

B)  Delili

Kurban ibadetiyle ilgili olarak Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulmaktadır:

"Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın dininin nişanelerin­den kıldık."(Hac 22/36.)

Kurbanın sünnetteki deliline gelince sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:"Kurbanlığın en hayırlısı koçtur. Kefenin en hayırlısı da hülledir." (Tirmizî, Edâhî, 18.)

 

Ashâb-ı kiramdan Enes de (r.a) bu konuda şöyle bir rivayette bulunmuştur:"Peygamber (s.a.v), boynuzlu ve beyaz iki koç kurban etti. Onları eliyle kesti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve ayağını da yanlarına koydu." (Müslim, Edâhî, 9.)

 

Abdullah b. Abbas da (r.a) kurbanla ilgili bir rivayetinde şöyle demiştir: Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim:"Üç şey bana farzdır, size ise nafiledir: Vitir namazı, kurban ve kuşluk na­mazı." (Ahmed, el-Müsned )

 

 

E) Kurbanlığın Ayıp ve Kusurlardan Salim Bulunması

Etini, yağını ve sakatatını eksiltecek bir kusurla ayıplı olan hayvan kurban edilemez. İki veya tek gözü kör olan hayvanın kurban edilmesi sahih olmaz. Körlükte ölçü, göz ferinin sönmüş olmasıdır. Gözlerinin birinde çok miktarda beyazlık bulunan hayvanın da kurban edilmesi sahih olmaz. Ama az miktar­daki beyazlığın sakıncası yoktur. Gözleri zayıf olup çoğu zaman yaşaran hay­van kurban edilebilir.Emsalleri meraya giderken kendisi geride kalacak kadar belirgin bir şekil­de topal olan hayvan kurban edilemez. Topallığı, kesme anında, hatta nefes ve yemek borularını keserken meydana gelse bile kurban edilemez.Hastalığı açıkça görülen hayvan da kurban edilemez. Bu da onun hasta­lanma nedeni ile zayıflaması ve etinin bozulmasıyla olur. Az miktardaki has­talık kurban edilmeye engel olmaz. İlikleri boşalacak derecede zayıf olan hay­vanın kurban edilmesi sahih değildir. Meraya arkasını dönüp çok az miktarda otlanan ve bu sebeple de zayıflayan hayvan kurban edilemez.Az da olsa uyuz olan hayvan kurban edilemez. Çünkü uyuzluğun ete za­rarı vardır.Kulağının tamamı veya bir kısmı ya da üreme organı kesik olan hayvan­lar kurban edilemez. Küçüklüğünde üreme organının bir kısmının kesilmiş ol­ması, kurban edilmesine engel teşkil etmez. Çünkü bu onu semizletir.Doğuştan kuyruksuz olan hayvana gelince bu, doğuştan memesiz olanla doğuştan üreme organı bulunmayan hayvan gibi kurban edilebilir. Doğuştan kulaksız olan hayvan kurban edilemez. Kulağı yarılmış veya delinmiş olan hayvanın bu sebeple kulağının bir kısmı gitmemiş ise, kurban edilebilir.Burulmuş hayvan kurban edilebilir.

Burmak ise üç şartla caiz olur:

1.  Burulan, eti yenilen bir hayvan olmalıdır.

2.  Burma işi, hayvanın küçüklüğünde yapılmış olmalıdır.

3.  Burma işi normal bir zamanda yapılmalıdır. Aksi takdirde burmak ha­ram olur.

Boynuzu kırıldığında kırılan yer kanasa bile bu kırılma sebebiyle eti ek-silmemiş ise, boynuzu kırılan hayvan kurban edilebilir. Boynuzlusunun kurban edilmesi her ne kadar daha faziletli ise de, yaratılıştan boynuzsuz olan hay­van da kurban edilebilir.Yaratılıştan dişsiz olan hayvan kurban edilebilirse de, sonradan gelen bir arıza sebebiyle dişlerini kaybeden hayvanın kurban edilmesi sahih olmaz. Ay­nı şekilde yem yemesini olumsuz yönde etkilediği takdirde, dişlerinin bazısı düşmüş olan hayvanın da kurban edilmesi sahih olmaz. Ama yem yemesini olumsuz yönde etkilemezse, kurban edilebilir.

Koyunun tam olarak bir yaşını doldurmuş veya altı aydan büyük olmak şartıyla ön dişleri düşmüş olanı kurban edilebilir. Keçinin iki yaşını doldurmuş olanı kurban edilebilir.

 

Hanefî mezhebine göre keçinin bir yaşını doldurmuş olanı kurban edile­bilir.

 

Sığır ve mandanın da iki yaşını, develerinse tam beş yaşını doldurmuş olanları kurban edilebilir.

Biri ehlî diğeri yabani olan çiftten doğan hayvanın kurban edilmesi sahih değildir.Kurbanların en faziletlisi, etlerinin çokluğu göz önüne alınarak önce de­ve, sonra sığır, sonra koyun, sonra da keçidir. Bundan maksat da, fakirlere daha çok et yardımında bulunmaktır. Bu fazilet sıralaması yapılırken sevgili Peygamberimiz'in, cuma namazına erken gitmenin fazileti hakkında buyur­muş olduğu şu hadis-i şerif göz önünde bulundurulmuştur:

"Cuma günü cünüplük guslü gibi gusül alıp cuma namazına giden kişi, Allah rızâsı için bir deve kesmiş gibi olur. (Ondan sonraki) ikinci saatte giden kişi, Allah rızâsı için bir sığır kesmiş gibi olur. Üçüncü saatte giden kişi ise, Al­lah rızâsı için boynuzlu bir koç kesmiş gibi olur." (Buhârî, Cum'a, 4.)

 

F) Kurbanın Belli Vakitte Kesilmesi

Kurbanın belli vakitte kesilmesi şarttır. Belirlenen vaktin dışında kesilme­si halinde kurban olarak geçerli olmaz; et ihtiyacını karşılamak için kesilmiş olur.Kurban kesme vakti, bayramın birinci günü güneş doğduktan sonra iki rek'atlık bayram namazını kılıp bayram hutbesini okuyacak kadar bir zamanın geçmesinin ardından başlar. Ama en faziletlisi bu vaktin, güneşin doğduktan sonra ufukta bir mızrak boyu kadar yükselmesinin ardından başlamasıdır. Bu vakit, bayramın dördüncü günü güneşin batmasına kadar devam eder.

 

Hanefî mezhebine göre kurban kesme vakti, bayramın birinci günü -bay­ram namazı kılınan yerlerde- namazdan sonra başlar ve bayramın üçüncü günü güneşin batışından az öncesine kadar devam eder.

 

Kesme vakti girdikten sonra kesimin gece veya gündüz yapılması caiz ise de herhangi bir ihtiyaç olmadan gece kesilmesi mekruhtur. Ancak gündüz kurban kesmeye engel bir meşguliyetin bulunması veya yoksulların et almak için gece gelmelerinin daha kolay olması gibi bir maslahat varsa, kurbanı ge­ce kesmek mekruh olmaz. Ama gündüz kesmek daha faziletli olur.Her halükârda kurbanı bayramın birinci günü bayram namazından sonra eve dönüldüğünde kesmeye özen gösterilmelidir. Zira sevgili Peygamberimiz böyle yapmanın daha faziletli olacağını bildirererk şöyle buyurmuştur:

 

"Bu günümüzde bizim için yapılacak ilk şey, namaz kılmaktır. Ondan son­ra (ki işimiz, evlerimize) dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yapar­sa, sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim kurbanı bu vakitten önce keserse, o da ancak ailesine sunduğu bir ettir; o kurbandan sayılmaz." (Buhârî, Edâhî, I; Müslim, Edâhî, 1.)

 

G) Niyet Etmek

Kurban kesmeye niyet niyet etmek, kesim esnasında yapılabileceği gibi kesimden önce de yapılabilir. İlla da kesime başlanacağı esnada yapılması zorunlu değildir. Bir kişi, yanında bulunan küçük veya büyük baş hayvan için, "Bu kurbandır" veya, "Ahdim olsun ki bunu kurban edeceğim" derse, o artık adak olur. Böyle dedikten sonra bu hayvanı başkası ile değiştiremez ve sata­maz. Bunu kesmek mecburiyetinde olduğu gibi etinden de yiyemez; etini zen­ginlere vermesi de caiz olmaz, ancak fakirlere verebilir.Bayramdan evvel çalınır veya kaybolursa -bunda kendisinin kusuru yok­sa- bir şey yapması gerekmez. Ama kendisi telef ederse, onun misli bir hay­van alıp kurban etmesi gerekir.Bir kişi başkasının adadığı kurbanı sahibinden izin almadan kurban ola­rak keserse, kurban ibadetini yerine getirmiş olur.

 

Sahibinin, adak dışındaki kurbanın etinden yemesi sünnettir.Kurbanın etini veya derisini satmak, kasabın ücretini ondan vermek, zen­gin kimselere temlik etmek, fakirlere dağıtmadan etinin tamamını yemek, ke­sildiği yerden başka bir köye, beldeye ve ya şehre götürerek oradaki fakirlere dağıtmak caiz değildir.Kasap fakir ise ona temlik etmek, zengine ikram olarak yedirmek caizdir.Kurban olarak belirlenmiş hayvanın yavrusu da anası gibi kesilir.Kendileri için kurban kesilmesini hayatta iken vasiyet etmemiş olan ölüler için kurban kesilmez. Kendi şahsı için kurban kesilmesine izin veya vekâlet vermemiş olan kişi için de kurban kesilmez.

 

H) Ortaklık Usulü Kurban kesmek

Deve, sığır, manda, koyun ve keçiden başka hayvanlar kurban edilemez­ler.Koyun bir kişi için, keçi bir kişi için kurban edilebilir. Bunlara başka şahıs­ların ortak olmaları sahih değildir. Ama bir koyunu ya da bir keçiyi ev halkın­dan bir kişinin kurban etmesi durumunda bu, o ev halkının tümü için kurban olarak yeter. Çünkü önce de belirtildiği gibi kurban, bir ev halkı için sünnet-i kifâyedir.Deve, sığır ve mandaya gelince, bunlardan bir tanesi en fazla yedi kişi için kurban edilebilir. Konuyla ilgili bir rivayetinde Câbir (r.a) şöyle demiştir: "Resûlullah (s. a. v) ile birlikte kurban kestik. Bir deve yedi kişi için, bir sığır da yedi kişi için kurban edildi." (Müslim, Hac, 62.)

 

Bunlara ortak olan şahısların aynı ev halkından olup olmamaları farket-mez. Bu ortakların hepsinin kurban kesme niyetiyle bu hayvanlara ortak olma­ları şart değildir. Meselâ bu yedi ortaktan bazısı kurban kesmek, bazısı et ye­mek, bazısı et satmak, bazısı hacda kıran veya temettü' hedyi kesmek, bazı­sı adak kurbanı kesmek, bazısı akîka kurbanı kesmek niyetinde olursa, bu or­taklık ve kesilen kurban sahih olur.(Nevevî, el-Mecmû1, 8/369-370.)

 

Hanefî mezhebine göre ise büyük baş hayvana ortak olanların hepsinin kurban niyetiyle ortak olmaları, kurbanın geçerliliği açısından şarttır. Ortaklar­dan birinin niyeti kurban kesmek değilse, diğerlerinin kurbanı sahih olmaz.( İbnÂbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 6/316.)

 

I) Kurban Keserken Besmele Çekilmesi

Kurban keserken besmele çekmek müstehaptır.

Diğer mezheplere göre ise besmele çekmek şarttır.

Kurbanı veya herhangi bir hayvanı keserken, avlanacak hayvana silâh sı­karken veya köpeği av üzerine salarken kasten ya da unutarak besmele çe­kilmemesi halinde kesilen yahut avlanan hayvanın etinin yenmesi helâldir. Ama besmeleyi kasten çekmemek, mezhebin sahih görüşüne göre tenzîhen mekruhtur.Kurban keserken besmelenin yanı sıra,

"Allahım, bu sendendir ve sanadır, benden kabul buyur" demek müste­haptır.(Nevevî, el-Mecmû; 8/384-387)

 

Etinin yenmesi haram olan hayvanlar, Allah'tan başkası adına, söz geli-mi putlar için kesilen hayvanlardır. Allah'tan başkası adına kesmek demek, hayvanı keserken kendisine tapınılan şeyin adını yüksek sesle anmaktır. Müşrikler, putları için kurban keserlerken, adına kurban kestikleri putun adını yüksek sesle anmayı âdet haline getirmişlerdi. (Cezîrî, Mezâhib, 1/722.)

 

J) Kurban Kesmenin Mendupları

1.  Kurban keserken besmelenin tamamı okunarak veya bismillah diyerek besmele çekilmelidir. Besmeleyi kasten terketmek mekruhtur.

2.  Peygamber Efendimiz'e salât okunmalıdır.

3.  Besmeleden sonra üç defa tekbir alınmalıdır.

4.  Kesim için yumuşak bir yer aranmalıdır.

5.  Kesim işi bayram namazından sonra yapılmalıdır.

6.  Kesen kişinin hem kendisi kıbleye yönelmeli hem de kurbanı döndür-melidir.

7.  Kurban için semiz olan hayvan tercih edilmelidir.

8.  Boynuzsuz veya boynuzu kırık olan hayvan kurban edilmemelidir.

9.  Kurban kesimi gündüzleyin yapılmalıdır.

10.  Kesim işini biliyorsa kurbanı sahibi kesmelidir.

11.  Kesim işini bilseler bile kadınlar, kurbanlarını başkalarına kestirmeli­dirler.

12.  Kesim işini bilmeyenler, kurbanlarını müslüman birine kestirmelidir.

13. Kesme işinde çocuk, âmâ ve gayri müslim kimselere vekâlet verilme­melidir. Ama müslümanlann beldesinde yaşayan gayri müslim kişinin kestiği kurbanın eti yenilebilir.

14.  Bıçağı kurbanın gözleri önünde bilemek mekruhtur.

15.  İhtiyaç yok iken kurbanı geceleyin kesmek mekruhtur.

 

K) Kurban Nasıl Kesilir?

Kesimin normal şekli, yemek ve nefes borularının birlikte kesilmesidir. Bunlardan birinin kesilmemesi durumunda etinin yenmesi helâl olmaz. Hay­vanın ölümüne sebebiyet verecek bir hali bulunursa, kesilmesinden önce ken­disinde istikrarlı bir hayat bulunmalıdır. Aksi takdirde böyle bir şart aranmaz. Hastalığı ölüm derecesinde olmayan bir hayvan, son nefesinde de kesilse, kesilirken kanı akmasa ve kendisinde şiddetli bir çırpınış olmasa bile eti helâl olup yenilebilir.Yemek ve nefes borusunun boğazdaki düğümün altından veya üstünden kesilmesi farketmez. Ancak biri altta diğeri üstte olmak üzere onda tam iki da­ire meydana gelmelidir. Aksi takdirde kesilen hayvanın eti helâl olmaz. Boy­nun iki tarafındaki damarları kesmek sünnettir. Başın tamamını kesmek yeter­li ise de böyle yapmak mekruhtur.Bu kesim şekli, kendilerine güç yetirilebilen ehlî hayvanlara uygulanır. Ama yabanileşen bir davarı veya sığırı, ürküp kaçan bir deveyi, çöldeki cey­lanı, kuyuya düşüp de kesilmesi için kendisine el ulaşmayan hayvanı kesmek, akr şeklinde yani canını çıkaracak şekilde vücudunun herhangi bir tarafını ya­ralamakla olur. Şu halde tırnağını veya -deve ise- tabanını yaralayarak veya hafifçe tırmalayarak akretmek, etinin helâl olması ve yenebilmesi açısından yeterli olmaz.

 

L) Kesimin Uygun ve Etin Helâl Olmasının Şartları

1. Akrederken hayvanın bizzat kendisi veya cinsi kastedilmelidir. Bir kişi öldürücü bir aleti ya da taşı, eti yenmeyen bir hayvana attığını zannederek atar da sonra hedefinin, eti yenen bir hayvan olduğu ortaya çıkarsa, akrettiği hayvanın etini yemek helâl olur. Ama elindeki bıçağı düşerek bir hayvana isa­bet eder de o hayvan ölürse, etini yemek helâl olmaz.

2. Hayvanın canının çabucak çıkması için yemek ve nefes borularını kes­meye öncelik verilmelidir. Meselâ bir kişi bu boruları kesmekle, bir başkası da bağırsaklarını çıkarmak veya böğrüne vurmakla uğraşırsa eti helâl olmaz.

3. Hayvanın ölümüne sebebiyet verecek bir hastalığının bulunması duru­munda kesiminden önce kendisinde istikrarlı bir hayat bulunmalıdır. Örneğin bir hayvan yaralanır veya bulunduğu yerin tavanı çöküp de altında kalır yahut bunlara benzer bir durumla karşılaşır da bu halde kendisinde istikrarlı bir ha­yat kalırsa, kesildiği takdirde eti helâl ve yenmesi caiz olur.

Kesimden önce açlık veya hastalık dolayısıyla görme ve isteğe bağlı ha­reket gücünü yitiren bir hayvan o haliyle kesilirse, kendisinden kan fışkırma-sa veya şiddetlice çırpınmasa bile eti helâl ve yenmesi caiz olur. Çok yem ye­diği için mide fesadı olan ve son nefese gelen hayvan bu durumda kesilirse, kendisinden kan fışkırmasa veya şiddetlice çırpınmasa, mutemet görüşe gö­re etinin yenmesi helâl olmaz.

4.  Kesilen hayvan, etinin yenmesi helâl olan hayvanlardan olmalıdır. Ha­yatta kalması halinde zarar görecek olan bir hayvan -şayet eti yenmeyenler-den ise- onu rahata kavuşturmak için kesmek caiz olmaz.

5.  Kesim işi kesici bir aletle yapılmalıdır. Keskin de olsalar tırnak, diş ve kemik ile kesim yapmak caiz değildir. Bir hayvan, kesici olmayan bir şeyle, meselâ tüfek veya delici ucu olmayan kör bir okla vurulursa ya da ağla boğu­larak öldürülürse yenmesi haram olur.

 

Bazı Hanefî bilginlerine göre tüfeğin mermisi, kesici alet ve ok gibi vücu­du delip kan akıttığı için, tüfekle vurulan hayvanın etini yemek helâldir. (Ahmed eş-Şerebâsî, Yes'elûneke fi'd-Dîn ve'l-Hayât, 2/290.)

 

6.  Kesim bir defada yapılmalıdır.

Meselâ nefes borusunu kestikten sonra bir süre durup sonra kesimi ta­mamlama halinde, eğer ikinci fiil örfe göre birinciden ayrı ise, ikinciye başlamadan önce hayvanda istikrarlı bir hayatın bulunması şarttır. Ama ikinci fiil, örfe göre birinciden ayrı sayılmaz ise, o zaman hayvanda istikrarlı bir hayatın bulunması şart olarak aranmaz. Bu da, bıçağı hayvanın boğazından kaldırıp tekrar acele ile oraya koymak veya köreldiği için atıp acele ile başka bir bıça­ğı almak ya da eldeki bıçağı yere düştüğü için tekrar onu acelece yerden kal­dırmak yahut başka bir bıçak almak veyahut bıçağı ters çevirip kesimin geri kalan kısmını öylece yapmak şeklinde örneklendirilebilir.

Bu örneklerin tümünde anlatılan kesim şekilleri caizdir. Çünkü bu anlatı­lan kesim şekillerindeki birinci fiil ile ikinci fiil arasında bir fasıla yoktur.

7. Kesilen hayvan yabani bir kara avı ise, kesen kişi hac veya umre ihra­mında olmamalıdır.

8.  Kesen, müslüman veya kitap ehli bir kişi olmalıdır. Mecûsî, putperest veya mürted olmamalıdır. Yahudi veya hıristiyanın kestiği hayvanın eti, tıpkı müslümanın kestiği gibi helâldir. Bu cümleden olmak üzere delinin, sarhoşun ve mümeyyiz olmayan çocuğun da kestiği hayvanın etini yemek helâldir. Âmâ kimselerin kestikleri de mekruh olmakla birlikte helâldir.

HEDY

 

A)  Tanımı

Hedy, "Harem-i şerife gönderilen ve orada kesilen kurbanlık hayvan" de­mektir. Develerden beş yaşını doldurup altıncı yaşına girenler, sığırlardan iki yaşını doldurup üçüncü yaşına girenler, koyunlardan bir yaşını doldurup ikin­ci yaşına giren ya da ön dişleri düşmüş olup bir yaşını tamamlamış olanlar gi­bi gösterişli ve semiz olanlar, keçilerden de iki yaşını tamamlamış olanlar hedy olabilirler.

 

Hanefî mezhebine göre bir yaşını tamamlamış olan keçiler de hedy ola­bilirler.

 

B)  Hedyin Çeşitleri

Üç çeşit hedy vardır:

1. Temettü' veya kıran haccı yapanların kestikleri hedy (dem-i cübran).

 

Hanefîler buna "şükür kurbanı" derler.

 

Hac veya umredeki vaciplerden birinin terki dolayısıyla kesilmesi gereken hedy de bu kısma dahildir.

2. Adak hedyi. Bu, adaktan dolayı kesilmesi vacip olan hedydir.

3. Tatavvu hedyi. Bu da ihramlı kişinin teberru mahiyetinde kesmiş oldu­ğu nafile hedydir.

 

C)  Hedy Kesmenin Yeri ve Zamanı

Adak dolayısıyla kesilmesi vacip olan hedy ile mendup olan hedyin kesim zamanı, kurban bayramının birinci günü güneşin doğmasını müteakip bayram namazının kılınması ve normal olarak iki hutbenin okunmasının hemen ardın­dan başlar ve bayramın dördüncü günü güneşin batışına kadar devam eder.

Bu süre içinde geceleri ve gündüzleri kesmek caizdir. Ancak bir zaruret olmadan geceleri kesmek mekruhtur.Söz gelimi yoksullar geceleyin yiyecek sıkıntısı duyarlarsa o takdirde hedyi geceleyin kesmek mekruh olmaktan çıkar. Bayram sona erdiği halde kesilmemiş olan adak hedyinin kaza olarak kesilmesi gerekir. Adak olmayan hedy ise, kesim vakti geçmiş olduğundan bayramdan sonra artık kesilmez. Kesilirse hedy olarak değil, sadece et yemek için kesilmiş olur.

 

Hac fiillerinden sakıncalı birini yapmak nedeniyle kesilmesi vacip olan hedye gelince bunun kesim vakti, sebebinin vukuundan yani sakıncalı fiilin iş­lenmesinden sonradır. Yalnız Arafat vakfesine zamanında yetişememek an­lamındaki fevât kurbanı bundan istisna olarak, haccın kaza edilmesi zamanın­da kesilir.Temettü' haccı yapan kişinin kesmesi gereken hedyin kesim zamanı, hac ihramına girme vaktidir. Umre tamamlandıktan sonra henüz hac ihramına gir­meden de bu hedy kesilebilir.

 

Hanefî mezhebine göre temettü' hedyinin kurban bayramından önce ke­silmesi caiz değildir.

 

Bu hedyin kesiminin son vakti yoktur. Ama en faziletlisi, kurban bayra­mında kesilmesidir.Hedyin kesim yeri Harem'dir. Başka yerde kesilmesi caiz değildir. Ha­remin sınırları içinde olduktan sonra her yerde kesilebilir. Yalnız umre yapan kişinin hedyini Mekke'de kesmesi sünnettir. Çünkü onun ihramdan çıkış yeri orasıdır. Mekke'de en faziletli kesim yeri Merve'nin yanıdır. Ancak günümüz­de oralarda kesim imkânı kalmamıştır.Mahsur kalmış ihramlı kişinin ihramdan kurtulma hedyini keseceği yer, mahsur kaldığı yerdir. Ama en faziletlisi, onun bu hedyi Harem'e gönderip orada kestirmesidir.Hacıların hedyi Mina'da kesmeleri sünnettir. Çünkü onların ihramdan çı­kış yeri Mina'dır.

 

D) Hedyin Etinden ve Diğer Kısımlarından Yararlanmak

Vacip olsun tatavvu olsun hedyin herhangi bir kısmını sahibinin satması caiz değildir. Tatavvu hedyi dışındaki hedyin, derisine varıncaya kadar tama­mını sadaka olarak dağıtmak vaciptir. Sahibinin hiçbir şekilde ondan yararlan­ması caiz değildir. Bazı ihram yasaklarının ihlâli, haccın bazı vaciplerinin ter­ki sebebiyle kesilen hedyler ile kıran ve temettü' haccı için kesilen hedyler bu cümledendir. Sahipleri hiçbir şekilde bunlardan yararlanma hakkına sahip de­ğildirler.

 

Hanefî mezhebine göre kıran ve temettü' hedylerinin etini sahipleri yiye­bilir. Tıpkı udhiye kurbanında olduğu gibi bunların etlerinden dost ve ahbap­larına -zengin de olsalar- ikramda bulunabilir.

 

Tatavvu hedyine gelince, sahibi bundan yararlanabilir; etini yiyebilir, de­risini kullanabilir, bir kısım etini ve yağını yanında alıkoyabilir. Ama az da ol­sa etinin bir kısmını Harem'deki fakirlere dağıtması vaciptir.

 

E) Hedyin Şartları

Hedyin, kurban olma yeterliliğine mani bütün kusurlardan salim olması şarttır. Bir veya iki gözü kör, kemiklerinde ilik kalmayacak derecede zayıf, kendi cinsinden olan bir hayvanın yürüyüşüne benzer bir şekilde yürüyeme-yecek derecede topal, hastalığı belirgin bir şekilde görünen hasta ve benzeri ayıp ve kusurları olan hayvanlar hedy edilemezler.

 

İHSÂR ve FEVÂT

Sözlükte "mani olmak, engellemek" mânasına gelen ihsâr, hac ıstılahın­da ihramlı kişiyi hac menâsikini ifa etmekten ve ihramını gereklerini yapmak­tan engellemektir.

 

Fevât

İhramlı kişinin belirlenen zaman süresi içinde Arafat vakfesini yapamayı-şıdır. Hacı adayı kurban bayramının birinci günü fecrin doğuşuna kadar Ara­fat vakfesini yapamazsa, haccı kaçırmış olur. Yalnız kıran haccı için ihram-daysa bir hedy kesmesi vacip olur.Arafat vakfesini kaçıran kişinin umre yaparak ihramdan çıkması gerekir. Yalnız bu kişi vakfe dışındaki hac amellerini ihramdan çıkma niyetiyle yapar, tavaf eder. Daha önce yapmamış ise sa'yini yapar. Haccı kaçırmış olduğu için Mina ile Müzdelife'de gecelemez, cemrelere taş atmaz. Umre niyeti olmaksı­zın tıraş olur. Yapılan bu umre, farz olan umrenin yerine geçmez. Kaçırılan bu hac ertesi sene kaza edilir .(Cezîrî, Mezâhib, 1/703.) ve bir kurban kesilir. Kıran haccının ihramınday-ken Arafat vakfesini kaçıran kişinin;

a)  Vakfeyi kaçırma kurbanı,

b)  Kıran kurbanı,

c)  Kaza kurbanı olmak üzere üç kurban kesmesi gerekir.

 

Arafat vakfesinin kaçırılması ihsâr sebebiyle olmuşsa; söz gelimi düşman saldırısı veya bir yöneticinin haksız yere ya da hacı adayının ödeyemediği bir borç için (sıkıntı içinde bulunduğunu ispatlayan bir belgenin de yanında bulun­maması durumunda) hapsetmesi şeklinde mahsur kalmışsa, hacca ulaşabile­cek bir süre içinde bu ihsârın kalkacağına; mahsur kalan kişi umre ihramın-daysa, üç gün içinde bu ihsârın kalkacağına galip zanla kanaat getirmezse, ih­ramdan çıkmak için kurban keser, sonra da tıraş olur ve hem tıraş olmakla hem de kurban kesmekle ihramdan çıkmaya niyet eder. Tabii eğer kurban bu­lursa. Şayet kurban bulamazsa ve fakirliğinden dolayı (kurban yerine) dağıt­mak için gıda maddesi de bulamazsa sadece tıraş olarak ihramdan çıkar.Umre ihramında bulunan ihsârlı kişinin ihramdan çıkmak için acele etme­yip sabırla beklemesi uygun olur. Hac ihramında bulunan ihsârlı kişinin de eğer zaman müsait ise ihramdan çıkmakta acele etmeyip sabırla beklemesi uygun olur. Aksi takdirde, haccı kaçırma korkusu sebebiyle acele etmesi uy­gun olur. Eğer hacda ise ve ihsârın da hacca ulaşmaya zaman kalacak bir sü­re içinde ortadan kalkacağına veya umrede ise ihsârın üç gün içinde ortadan kalkacağına galip zanla kanaat getirirse ihramdan çıkması caiz olmaz.

İhramdan çıkmayı caiz kılan mazeretlerden biri de hastalıktır.

 

 Bir kimse ihrama girerken, "Hastalandığımda ihramdan çıkmış olurum" derse, sırf has­talanmakla ihramdan çıkmış olur. Ama, "Hastalanırsam ihramdan çıkarım" derse, bu bir şart cümlesi olduğundan bundaki ihramdan çıkış şartı hedye bağlı olursa; hedy keserek, sonra da tıraş olarak her ikisiyle birlikte ihramdan çıkmaya niyet eder. Fakat hedyi şart koşmaz ve hedy kesmeyi başlangıçta reddederse, sadece tıraş olup ihramdan çıkar.

Yolu kaybetmek ve yol harçlığının tükenmesi de ihramdan çıkmayı mu­bah kılan mazeretlerdendir. Mahsur kalan kişi, mahsur kaldığı yerde -Harem dışındaki bir yerde olsa bile- kurbanını keser veya kesilmesi için Harem'e gönderir. Ama gönderdikten sonra, kesildiğini öğrenmeden ihramdan çıkma­sı caiz olmaz.Kurbanını gönderirken de Harem'den başka yere göndermesi caiz ol­maz. Eğer Harem'de mahsur kalınırsa, ihsâr kurbanının orada kesilmesi mec­buri olur. Yapılmakta olan hac veya umre nafile ise, kaza edilmesi gerekmez. Şayet farz ise, ihsârlı ve fevâtlı kişinin zimmetinde kalmakta devam eder. (Cezîrî, Mezâhib, 1/703.)

 

Arafat'ta vakfe yapmaktan menedilip Mekke'ye girmesine karışılmayan kişinin, Mekke'ye girip umre yaparak ihramdan çıkması vacip olur. Arafat'a gitmesine değil de Mekke'ye girmesine engel olunan kişinin Arafat'ta vakfe yapıp ihramdan çıkması gerekir. Her iki durumda da kaza gerekmez. Mute­met olan görüş budur.İhsârlının, ihramdan çıkmak için, kurban olma vasıflarını taşıyan bir hay­van kesmesi gerekir. Kurban kesme imkânı bulunmayan kişi, fıtır sadakası olarak verilebilen gıda maddelerinden bir davar değeri miktarınca oranın yok­sullarına dağıtır. Bunu da yapma imkânına sahip olmazsa, her yarım sâ' gıda maddesi karşılığında bir gün oruç tutar. Bu işte, yani ihsârda kendisinin bir fi­ili ve kastı bulunmadığı için fidye vermesi gerekmez.

 

HZ. PEYGAMBER'İN HACCI

Hz. Peygamberin (s.a.v) hicrî 10. senede yapmış olduğu veda haccı, Câ-bir b. Abdullah'ın (r.a) şu rivayetinde detaylı bir şekilde anlatılmaktadır:"Resûlullah (s.a.v), hicretten sonra dokuz sene haccetmeden Medine'de ikamet etti. Onuncu senesinde hacca gideceğini halka ilân etti. Birçok insan Me­dine'ye gelip Resûlullah'a (s.a.v) uymak ve onun yaptığını yapmak istiyordu.Resûlullah (s.a.v) ile birlikte yola çıktık. Zülhuleyfe'ye gelince Esma bint Umeys, Ebû Bekir'in oğlu Muhammedi doğurdu. Bunun üzerine Esma (r.ah) ne yapacağını sorması için birini Resûlullah'a (s.a.v) gönderdi. Resûl-i Ekrem (s.a.v) kendisine, 'Yıkan ve bir bez sarıp kanın akmasını önle ve ihrama gir' diye buyurdu.

Hz. Peygamber (s.a.v) Zülhuleyfe'de ihrama girdi ve namaz kıldı. Sonra Kusvâ adlı devesine bindi. Devesi kendisini Beydâ adlı düzlüğe çıkarınca, gö­zümün alabildiğince baktım. Beraberinde, sağında, solunda, arkasında, yaya ve binekli olarak muazzam bir kalabalık vardı. Resûlullah (s.a.v) aramızda ol­duğu halde, ona Kur'an nazil oluyor ve mânasını bize bildiriyordu. O ne ya­parsa biz de aynısını yapıyorduk. Bu arada yüksek sesle 'Lebbeyk Allahüm-me lebbeyk' söyleyerek telbiye getirmeye başladı. Biz de telbiye getirdik.

 

Yalnız hacca (ifrad haccına) niyet etmiştik. Hac günlerinde umre yapıla­bileceğini bilmiyorduk. Resûlullah (s.a.v) Kabe'ye girince Hacerülesved'i isti­lâm etti, sonra tavafa başladı. Tavafın ilk üç şavtında remel yaptı. Diğer dört şavtında normal seyirle yürüdü. Sonra makam-ı İbrahim'de iki rek'at tavaf namazı kıldı. Bu iki rek'atın ilkinde Fâtiha'dan sonra Kâfirûn, ikincisinde İhlâs sû­resini okudu. Tekrar Hacerülesved'e gitti ve onu istilâm etti. Sonra da Safâ'ya gitmek üzere Harem'in kapısından çıktı. Safâ'ya yaklaşınca,

 

'Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın (dininin) nişanelerindendir'( Bakara 2/158.)âyetini okudu. Allah'ın başladığından başlarım' diyerek sa'ye Safâ'dan başlamak üzere Safa tepesine çıktı. Oradan Kabe'yi görünce ona yöneldi. Allah'ın birli­ğini ve büyüklüğünü dile getirerek şöyle buyurdu:Allah'tan başka ilâh yoktur. O tektir, ortağı da yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nundur. O, her şeye güç yetirendir. Allah'tan başka ilâh yoktur. O tek­tir. Vaadini yerine getirdi. Kuluna (Muhammed'e) yardım etti. Düşman grupla­rı tek başına yenilgiye uğrattı.'

 

Sonra dua etti ve söylediklerini üç defa tekrarladı.

Daha sonra Safâ'dan Merve'ye gitti. Safâ'da yaptığını Merve tepesinde de aynen yaptı. Böylece sa'ye devam edip Merve'de bitirdi. Bu arada insanların çoğu ihramdan çıkıp saçlarını kestirdiler (temettü' haccı yaptılar). Yalnız Resû-lullah (s.a.v) ile bir kısım sahâbî ihramdan çıkmadılar (ifrad haccı yaptılar).

(Zilhicce ayının sekizinci günü olan) terviye gününde Mina'ya yöneldiler ve yüksek sesle telbiye getirmeye devam ettiler.Resûlullah (s.a.v) devesinin üzerinde Mina'ya gelip orada öğle, ikindi, ak­şam, yatsı ve sabah namazlarını kılıp gecelediler. Güneş doğuncaya kadar kısa bir süre durup (Arafat yakınında bir yer olan) Nemire'de kendisi için bir çadır kurulmasını emretti. Gelip burada mola verdi. Öğle vakti olunca Kusvâ adlı devesinin getirilmesini emretti. Hazırlanıp getirilen devesine bindi. Ürene vadisinin ortasına geldi. Zilhiccenin dokuzuncu (arefe) gününde oradaki in­sanlara hutbe verdi ve şöyle buyurdu:

 

'Şüphesiz bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukad­des bir ay, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız ve mallarınız da öylece mukaddestir.Bilesiniz ki câhiliyeden kalma bütün çirkin âdetler ayağımın altındadır. Câhiliye devrinden kalan kan davaları artık hükümsüzdür. Hükümsüz kıldığım ilk kan davası, bizim kanlarımızdan Abdülmuttalib'ln torunu Rebîa b. Hâris'in kan davasıdır. Rebîa, oğluna sütanne bulmak için gittiği Benî Sa'd kabilesin­de Hüzeyl tarafından öldürülmüştü.Câhiliyeden kalma faizler hükümsüzdür. Hükümsüz kıldığım ilk faiz, bi­zim faizlerimizden Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın faizidir. Çünkü faiz­lerin hepsi hükümsüzdür.

Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Onların namuslarını Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Si­zin kadınlar üzerindeki haklarınız, aile namusu ve şerefinizi kimseye çiğnet-memeleridir. Bunu yaparlarsa zarar vermeden onları dövebilirsiniz. Onların da sizin üzerinizde, uygun ve makul bir şekilde nafakaları ve giyim hakkı vardır.

Size öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldığınız müddetçe yan­lış yola sapmazsınız. O da Allah'ın kitabıdır. Ahirette beni size soracaklar. Ne cevap vereceksiniz?' Hep bir ağızdan, 'Allah'ın dinini tebliğ ettiğinize, görevi­nizi hakkıyla yaptığınıza ve bize nasihatte bulunduğunuza şahitlik ederiz' de­diler.

 

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) mübarek şehadet parmağını göğe doğ­ru kaldırarak topluluk üzerinde çevirip indirdikten sonra üç defa; 'Şahit ol yâ rab!dedi.

 

Sonra ezan okunmasını ve ikamet getirilmesini emretti. Önce öğle nama­zını kıldırdı. Tekrar ikamet getirilmesini emretti. (Cem'-i takdîm yaparak) ikin­di namazını da kıldırdı. Bu ikisi arasında başka bir namaz kılmadı.Daha sonra devesine binerek Arafat'ta vakfe yaptığı yere geldi. İnsan ka­labalığını önüne aldı. Kendisi de kıbleye döndü ve güneş batıncaya kadar vakfeye devam etti. Güneş battıktan sonra Üsâme'yi terkisine alıp Arafat'tan Müzdelife'ye indi. Bu arada bindiği devenin yularını (süratli gitmemesi için) o kadar kısmıştı ki, devenin başı önüne değiyordu. Sağ eliyle işaret ederek, 'Ey insanlar! Yavaş olun, vakar ve sükûnetinizi koruyun' diyordu.Müzdelife'ye vardığında, burada bir ezan ve iki ikamet ile akşam ve yat­sı namazlarını (cem'-i te'hîr yaparak) kıldırdı. Yine bu ikisi arasında başka na­maz kılmadı. Sonra uzanıp fecre kadar uyudu. Fecrin doğduğunu görünce bir ezan ve ikametle sabah namazını kıldırdı.Sonra devesine binip Meş'âr-i Harâm'a geldi. Burada kıbleye yönelip dua etti. Allah'ı birleyerek tekbir ve tehlil getirdi. Ortalık tam aydınlanıncaya kadar orada durdu. Güneşin doğuşuna az bir zaman kala oradan ayrıldı.

 

Muhassir vadisinin ortasına gelince yürüyüşünü hızlandırdı. Sonra Aka­be cemresine çıkan orta yolu tuttu. Bu cemreye gelince, vadinin ortasında topladığı bakla tanesi iriliğindeki yedi taşı attı. Her taşı atarken tekbir getirdi.Sonra kurban kesme yerine geldi. Orada kendi eliyle tam altmış üç deve kesti (Beraberinde 100 deve getirmişti). Kalanları kesme işini Hz. Ali'ye bırak­tı. Kurbanlarına onu da ortak yaptı. Sonra her kurbandan birer parçacık (et) alınmasını emretti. Alıp bir kapta pişirdiler. Etinden yiyip suyundan içtiler.Bundan sonra Resûlullah (s.a.v) devesine binip Kabe'ye gitti. Ziyaret ta­vafını yaptı. Öğle namazını Mekke'de kıldı. Zemzem Kuyusu etrafında sikaye (su içirme) görevini yapan Abdülmuttalib'in oğullarının yanına geldi ve,'Suyu çekiniz ey Abdülmuttaliboğulları! İnsanların size baskın çıkıp sika­ye görevinizi elinizden almalarından korkmasaydım sizinle birlikte ben de su çekerdim' b u y u rd u.Kendisine bir kova su sundular ve bundan içti. Müslim, Hac, 19

 

MEDİNE'DE MESCİD-İ NEBEVÎ'Yİ ZİYARET ETMEK

Sevgili Peygamberimiz Medine'ye hicret ettikten sonra bu mescidi 70 x 60 zira ebadında inşa etmişti. (Bir zira yaklaşık 33 cm.dir.)

 

Vefatından sonra Hz. Ömer, ondan sonra Hz. Osman, daha sonraları Emevî halifelerinden Abdülmelik b. Mervân, Abdülmelik'in oğlu Velîd bu mes­cidi genişletmişlerdir. Günümüzde ise bu muazzam mescid, eski Medine'nin tamamına yakın bir alanı kapsayacak kadar genişletilmiştir. Burada kılınan bir namaz, başka yerde kılınan 1000 namaz kadar sevap getirir. Bu hususta Ebû Hüreyre'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz şöyle buyur­muştur: "Bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mes-cidlerde kılınan 1000 namazdan daha faziletlidir.'' (Müslim, Hac, 94.)

 

İmam Nevevî'ye göre bu fazilet, Hz. Peygamber zamanında yapılan öl­çüler içindeki mescidde kılınan namazlara mahsustur. Daha sonra yapılan genişletme çalışmaları sonucunda mescide katılan kısımlarda kılınan namaz­lar için bu fazilet söz konusu değildir; çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v) il­gili hadiste, "Bu mescidimde kılınan..."baydım kullanmıştır.İmam Nevevî dışındaki âlimlerse, genişletme çalışmaları sonucunda Mescid-i Nebevî'ye katılan kısımlarda kılınan namazlar için de bu fazilet de­recesinin geçerli olacağını söylemişlerdir. (Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/2397.)

 

Bu konuda Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle demiştir: "(Babam) Ömer b. Hat-tâb (r.a) mescide ilâveler yaptı ve dedi ki: Cebane Mezarlığı'na kadar olan yerleri de buraya katsak, (katılan kısımların hepsi) Resûlullah'ın (s.a.v) mes­cidi olur." (Zerkeşî, İlâmü's-Sâcid, s. 246.)

 

Mescid-i Nebevî'de kılınan namazın faziletini beyan eden başka bir ha­diste de şöyle buyrulmuştur: "Benim mescidimde bir namaz geçirmeden kırk vakit namaz kılan kimse için cehennem ateşinden berat ve kıyamet gününde (sıkıntılardan, azaptan) kurtuluş yazılır." (Ahmed, el-Müsned, 12/123.)

 

Medine'yi ziyaret edenlerin, bütün namazlarını Mescid-i Nebevî'de kılma­ya gayret etmeleri, bu hususta asla gevşeklik göstermemeleri gerekir. Özel­likle de bu mescidin Ravza-i Mutahhara kısmında namaz kılma çabası içinde olmaları uygun olur.Sevgili Peygamberimiz'in (s.a.v) kabrini ziyaret etmeye gelince; bütün sa-hâbîler ve onlardan sonra gelen tabiîler, bunun sünnet olduğu ve büyük seva­ba vesile olacağı hususunda görüş birliği içindedirler. Ayrıca genel olarak ka­birleri ziyaret etmenin müstehap oluşu, Peygamber Efendimizin kabrini ziya­ret etmenin sünnet olduğuna ilişkin ilâve bir delildir. Bu hususta sevgili Pey­gamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Ashabım! Sizi evvelce ben, kabirleri ziyaretten nehyetmiştim. Artık şimdi ziyaret ediniz." (Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 4/197.)

 

Sevgili Peygamberimiz'in kabrini ziyaret eden kimselerin, onun şefaatine nail olacakları bildirilmiştir:

"Kim sevap kazanmak niyetiyle beni Medine'de ziyaret ederse, o benim komşum olur. Kıyamet gününde onun şefaatçisi olurum." (Şeyh Mansur Ali Nasıf, et-Tâc, 2/190.)

 

"Kabrimi ziyaret eden kimse şefaatimi hak eder."( Şeyh Mansur Ali Nasıf, et-Tâc, 2/190.)

 

Hz. Peygamber'in mescidini ve kabrini ziyaretin âdabı

Hac ve umre ibadetlerini ifa eden bir kimse, Hz. Peygamber'in (s.a.v) mescidini ve kabrini ziyaret etmek üzere Medine-i Münevvere'ye gittiğinde şu âdaba riayet etmelidir:

1.  Medine-i Münevvere'ye yöneldiği zaman Hz. Peygamber'in mescidini ve kabrini ziyarete azmedip niyetlenmelidir. Böyle bir niyette bulunmak müs-tehaptır. Bu niyeti yapmakla kişi, hem mescidi hem de kabri ziyaret sevabını elde eder.

Medine yolundayken çokça salâvat-ı şerife getirilmelidir.

2. Mümkün olursa Medine'ye girmezden önce yıkanmalıdır. Bu mümkün olmazsa, Mescid-i Nebevî'ye girmeden yıkanıp temiz elbiseler giyinmek uy­gun olur.

3.  Mescid-i Nebevî'ye girerken önce sağ ayağı içeri atmalı ve doğruca Ravza-i Mutahhara'ya, yani Resûlullah'ın (s.a.v) kabri ile minberi arasındaki yere yönelmeli ve imkân bulunursa başkalarına eziyet vermeden orada iki rek'at tahiyyetü'l-mescid namazı kılmalı, orası çok kalabalık olursa mescidin başka bir yerinde kılmalıdır.

4.  İki rek'at namaz kıldıktan sonra kabr-i şerifin karşısına geçip yaklaşık 2 m. kadar uzaklıkta durarak kalbi dünyevî meşgalelerden arındırmalı, nere­de ve kimin huzurunda bulunduğunun bilincinde olarak vakarlı bir eda ve en­gin bir sesle şöyle demelidir:

"Ey Allah'ın peygamberi! Sana selâm olsun. Allah'ın rahmet ve bereket­leri üzerine olsun.Şahitlik ederim ki, sen Allah'ın resulüsün, risâlet görevini yerine getirdin, emaneti yerine teslim ettin, ümmete nasihatte bulundun. Allah, övülmüş ve övgüye lâyık bir halde ruhunu teslim alıncaya kadar O'nun emrini yerine ge­tirme gayreti içinde oldun.Büyüğümüze ve küçüğümüze yapmış olduğun iyiliklerden ötürü Allah sa­na mükâfatların en hayırlısını versin.Allah sana rahmetin en üstün ve en arındırıcı olanıyla, selâmın da en be­reketlisi ve en mükemmeliyle tecellide bulunsun.Allahım! Kıyamet gününde Peygamberimiz'i diğer peygamberler içinde kendine en yakın bir konumda bulundur. Kevser suyunu onun bardağıyla içme­yi ve şefaatine ermeyi, kıyamet gününde ona yoldaş olmayı bize nasip eyle.

Allahım! Bu ziyaretimiz, Peygamber Efendimiz'in kabrine son gelişimiz olmasın. Ey heybet ve ikram sahibi Allahım! Burayı tekrar ziyaret etmeyi bize nasip eyle."

Bu duayı okuduktan sonra kendisiyle birlikte Resûlullah'a selâm gönder­miş olanların selâmlarını tebliğ eder.

Daha sonra biraz ilerleyip Hz. Ebû Bekir'in mezarının hizasına gelir ve şöyle der:

"Selâm sana ey Resûlullah'ın halifesi! Selâm sana ey Resûlullah'ın ma­ğara arkadaşı! Selâm sana ey Resûlullah'ın seferlerdeki yoldaşı! Selâm sana ey Resûlullah'ın güvenilir sırdaşı! Peygamberin ümmetine yaptığın iyiliklerden ötürü Allah sana mükâfatların en üstününü versin.Resûlullah'ın ardından kendisine en güzel bir şekilde halifelik yaptın. Onun yolunu ve yöntemini en hayırlı yol olarak benimseyip uydun. Mürtedler-le ve bid'atçılarla savaştın. İslâm dininin işlerini yoluna koydun. Kopmuş bağ­ları birleştirdin. Her zaman hakkı ayakta tuttun. Ölünceye kadar haklılara yar­dımcı oldun. Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.Allahım! Bizi bu dünyadan onun sevgisi içimizde olarak göçür. Onu ziya­ret için harcadığımız emeğimizi boşa çıkarma. Ey kerem sahibi, rahmetinle..."

Bu duayı okuduktan sonra biraz daha ilerleyip Hz. Ömer'in mezarının hi­zasına gelip şöyle der:

"Selâm sana ey müminlerin emîri! Selâm sana ey İslâm'ı açığa vuran! Selâm sana ey putları kıran! Bize yaptığın iyiliklerden dolayı Allah sana mü­kâfatların en faziletlisini versin. Seni halife seçenden Allah razı olsun.Sağken de ölüyken de İslâm'a ve müslümanlara yardım ettin. Yetimleri korudun. Kopmuş bağları yeniden birleştirdin. İslâmiyet seninle güç kazandı. Müslümanlar için beğenilen, doğru yolda giden ve başkalarını doğru yola gö­türen bir lider oldun. Onların düzensizliklerine düzen verdin, yoksullarını zen-ginleştirdin, kırıklarını ve gediklerini onardın. Allah'ın selâmı, rahmet ve bere­ketleri üzerine olsun."Bundan sonra azıcık gerileyip Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'in mezarlarına yönelik olarak şöyle der:

"Selâm size ey Resûlullah'ın yanında yatanlar! Onun arkadaşları, vezir­leri, danışmanları ve dini ayakta tutmak için yardımcıları! Ondan sonra da müslümanların idaresini yürütenler! Allah size mükafatların en güzelini versin."Bundan sonra kendi şahsı, anne babası, kendisinden dua isteyenler ve bütün müslümanlar için dua eder. Daha sonra Resûlullah'ın (s.a.v) mübarek kabrinin hizasına gelip şu duayı okur:

"Allahım! Sen buyurdun -ki senin sözün gerçektir-: 'Eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına Allah'tan mağfiret dileseler, Peygamber de onlar için mağfiret dileseydi elbette ki Allah'ı tövbeleri fazlasıy­la kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı.' İşte biz de senin buyruğunu işite­rek, emrine itaat ederek, Peygamber'inden şefaat dileyerek sana geldik.Rabbimiz! Bizi ve iman ile bizden evvel geçmiş olan kardeşlerimizi bağış­la. İman etmiş olanlar için kalplerimizde bir kin bırakma. Rabbimiz, muhakkak ki Sen çok şefkatli ve merhametlisin.Rabbimiz, bize dünyada da iyilik, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem ateşinin azabından koru. İzzet sahibi rabbin, onların (yakışıksız) nitelemele­rinden münezzehtir. Bütün peygamberlere selâm olsun. Âlemlerin rabbi Al­lah'a hamdolsun."

Hz. Peygamberin kabri etrafında dönmek caiz değildir. Konunun neza­ketini bilmeyen bazı kimselerin yaptıkları gibi sırtı veya göğsü kabr-i şerifin duvarına yaslamak, ona el sürüp öpmek mekruhtur.

Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) kabr-i şerifini ziyaretten sonra Bakî' Me-zarlığı'nı ziyaret etmek müstehaptır. Orada Hz. Osman'ın, Hz. Abbas'ın, Pey­gamber Efendimiz'in oğlu İbrahim'in, Hz. Hasan'ın, Zeynelâbidîn ve onun oğ­lu Muhammed Bâkır'ın, onun oğlu Ca'fer-i Sâdık'ın, Peygamber Efendimiz'in eşlerinin, birçok sahâbî ve tabiînin, İmam Mâlik ile İmam Nâfi'in mezarları zi­yaret edilmelidir.Perşembe günü Uhud şehidlerinin, özellikle şehidlerin efendisi Hz. Ham-za'nın mezarlarının ziyaret edilmesi müstehaptır. Ziyaret esnasında oradaki şehidlere şöyle hitap edilmesi uygun olur:

"Sabrettiğiniz için size selâm olsun. Âhiret saadeti ne güzeldir! Ey mümin­ler kavminin yurdu, size selâm olsun! İnşallah biz de size kavuşacağız."Bundan sonra da Âyetü'l-kürsî ve İhlâs sûresinin okunması uygun olur.Kubâ Mescidi'ne cumartesi günü gitmek müstehaptır. Orada ziyaret es­nasında şu duanın okunması uygun olur:

"Ey medet dileyenlere medet kılan, ey yardım dileyenlere yardım eden, ey sıkıntıya düşenlerin sıkıntısını gideren, ey darda kalanların duasına icabet eden! Muhammed'e ve âline rahmet eyle. Bu makamda resulünün hüzün ve sıkıntısını giderdiğin gibi benim de hüzün ve sıkıntımı gider.

Ey şefkati sonsuz olan ve bol nimet veren! İyiliği çok, ihsanı sürekli olan! Ey merhamet edicilerin en merhametlisi!"Medine'den ayrılıp memlekete dönme vakti geldiğinde iki rek'at namaz kılıp Mescid-i Nebevî ile, kabr-i şerifi ziyaret edip Resûlullah (s.a.v) ile veda­laşmak ve dua etmek müstehaptır.

Yüce Allah duaları kabul buyurandır.

 

HAC NASIL YAPILIR?

1.  Bir müslüman hacca gitmeye karar verince, yola çıkmadan önce üze­rindeki vecibeleri eda etmekle işe başlamalı, varsa vadesi gelmiş borçlarını ödemeli, yanına bırakılmış emanetleri sahiplerine teslim etmeli, üzerinde hak­kı bulunan kimselerle görüşüp helâlleşmen, gönüllerini almalı, hac menâsiki-ne ilişkin bilgiler edinmelidir.

2.  Hac yolculuğuna başlarken ihrama evde girmek caiz olduğu gibi, erte­leyip mîkat mahallinde girmek de caizdir. Evinde veya mîkat mahallinde ihra­ma girmek isteyen kişi önce gusül abdesti almalı, sonra ihram olarak hazırla­nan beyaz renkli havlulara bürünmelidir. Bu havlular giysi olarak dikilmeyen, belden aşağıya sarılan izâr ve bedenin üst kısmına sarılan ridâdan ibarettir.Bunlara büründükten sonra ihram niyetiyle iki rek'at namaz kılmalı ve kıb­leye yönelerek ihrama girmeye niyet etmelidir. Bunları yaptığı zaman ihrama girmiş olur ve artık daha önce anlatılmış olan ihram yasakları işlemeye baş­lar. Bu yasaklardan birinin ihlâl edilmesi durumunda, detayları daha önce ve­rilmiş olan fidye verilmesi gerekir. Ancak cinsel ilişkide bulunması durumunda hem haccı fâsid olur, hem de fidye vermesi gerekir.Uçakla gidecekse, her ihtimale karşı uçağa binmeden ihrama girmelidir. Çünkü uçağın içindeyken farkında olmadan mîkat mahallinin üzerinden ih-ramsız olarak geçme tehlikesi söz konusudur. Bilindiği gibi mîkat mahallinin ihramsız olarak geçilmesi ceza gerektirir. İhrama girerken,

"Allahım! Senin rızân için tüyüm, tenim, etim ve kanımla ihrama girdim" duasını okumak ve telbiye getirmek sünnettir. Özellikte her inişte ve çıkışta, yol arkadaşlarıyla karşılaşıldığında bol bol telbiye getirilmelidir.Buraya kadar anlatılanlar hem kadınlar hem de erkekler için geçerlidir. Yalnız kadınlar ihrama niyet ederken üzerlerindeki elbiselerini çıkarmaz ve telbiye getirirken seslerini yükseltmezler. Yüz ve ellerini açık bırakır, eldiven takmazlar.

 

Hanefî mezhebine göre ihramlı kadının eldiven takmasında sakınca yoktur.

 

Ellerine kına yakmaları ise sünnettir.

3. İhramlı kişi Mekke'ye yaklaştığı zaman mümkünse yıkanmalı, Zituva Kuyusu'nun suyu ile yıkanması ise daha faziletlidir. Mekke'ye girer girmez eş­yalarını kalacağı yere bırakıp Harem-i şerife yönelmeli ve (umreye niyetli de­ğilse) kudüm tavafını yapmalıdır. Umreye niyetli ise, umre tavafını yapmalıdır.

Bu arada Kâbe-i Muazzama'yı görür görmez ellerini kaldırıp tekbir getir­meli ve bu makamda okunması gereken duayı okumalıdır.Sevgili Peygamberimiz Mescid-i Harâm'a Babüsselâm'dan girdiği için, içeriye bu kapıdan girilmesi müstehaptır.Bundan sonra Kâbe-i Muazzama'ya doğru ilerleyerek tavafa Hacerüles-ved'den başlamalı ve mümkünse Hacerülesved'e elleriyle dokunup öpmelidir. Öptükten sonra biraz geriye çekilip Kabe'yi soluna alarak tavafa başlar.Hacerülesved'in hizasına her gelişinde tavafın bir şavtını tamamlamış olur. Bu şekilde yedi şavt yaparak tavafı tamamlar. Tavafın başlangıcında ve her şavtında Hacerülesved'e dokunup öpmesi, izdihamdan dolayı mümkün olmazsa onu uzaktan selamlamayla yetinmesi gerekir.

Tavafta avret yerlerini örtmek, abdestli olmak ve pislikten arınmış olmak şarttır. Şu halde tavaf esnasında abdesti bozulursa, abdest alır ve kaldığı yer­den tavafa devam eder.Tavafa başlarken tavafla ilgili duaların okunması sünnettir. Ayrıca kişi di­lediği duaları da okuyabilir. Kendisiyle Kabe arasında 2-3 m. kalacak şekilde tavafı Kabe'ye yakın bir mesafeden yapmak sünnettir. Ancak yakın mesafe­den tavaf etmek, kalabalıktan dolayı kişiye eziyet veriyorsa, uzaktan tavaf etmek daha faziletli olur. İzdiham halinde kadınların Kabe'yi uzak mesafeden tavaf etmeleri sünnete uygun olur.Tavaf ederken mümkünse Rüknülyemânî'yi de istilâm etmek (sağ elle do­kunmak) sünnettir. Buna imkân yoksa uzaktan selâmlamakla yetinilmelidir. An­cak bu taşın Hacerülesved gibi öpülmesi sünnet değildir. Bilindiği Kabe'nin dört köşesi vardır. Bu köşelerden doğudakine Rüknülhacerülesved, güneydekine Rüknülyemânî, batıdakine Rüknülgarbî, kuzeydekine ise Rüknülırâkî denir.Tavaf eden kişinin tavaftan sonra iki rek'at tavaf namazı kılması sünnettir.

 

Hanefî mezhebine göre bu namazın kılınması vaciptir.

 

Mümkünse bu namaz, makam-ı İbrahim'in arkasında kılınmalı; birinci rek'atında Fâtiha'dan sonra Kâfirûn, ikinci rek'atında ise yine Fâtiha'dan son­ra İhlâs sûresi okunmalıdır. Namazdan sonra mümkün olursa yine Hacerüles-ved'e gider, ona dokunup öper veya uzaktan selâmlar.

4.  Bundan sonra Safa kapısına yönelir ve sa'ye başlamak üzere Safa te­pesine gider. Burada sa'y ile ilgili duaları okur. Bu duaları iki veya üç kez tek­rarlaması sünnettir.

Duayı okuduktan sonra Safa tepesinden yavaş yavaş aşağıya doğru inip yürümeye başlar. İki yeşil direk arasında kısa adımlarla koşar. Merve tepesi­ne varınca bir şavt, Merve'den Safa tepesine dönüş de ayrı bir şavt sayılır. Sa'y yedi şavttan ibaret olup Safâ'da başlar, Merve'de biter.Hervele (iki yeşil direk arasında kısa adımlarla koşmak) erkekler için sün­nettir. Kadınlar hervele yapmazlar. Şunu da hatırlatalım ki, sa'ye Safâ'dan başlayıp Merve'de tamamlamak vaciptir. Sa'y, ancak kudüm veya ziyaret ta­vafından sonra yapılır. Umrede ise umre tavafından sonra yapılır.

5.  Sa'yi yaptıktan sonra eğer umre ihramındaysa saçını tıraş eder veya kısaltır. Böylece umresini tamamlamış olur ve ihramdan çıkar.Şayet hac ihramındaysa, sa'yden sonra tıraş olmaz ve ihramdan da çık­maz. Zilhicce ayının sekizinci (terviye) gününde Mina'ya gider. Fakat izdiham­dan doğacak sıkıntı sebebiyle zamanımızda bu sünnet uygulanmamakta ve doğrudan Arafat'a gidilmektedir.Zilhiccenin dokuzuncu gününde Arafat'ta öğle vaktinde öğle namazıyla ikindi namazı cem' edilerek birlikte kılınır ve ardından vakfe yapılır. Bu arada dualar okunup tekbir ve tehlil getirilir, bolca tövbe ve istiğfarda bulunulur. Yü­ce Allah anılır. Güneş batıncaya kadar Arafat'ta beklenir.

6. Güneşin batışından sonra hacı, Arafat'tan Müzdelife'ye yönelir. Müzde-life'ye vardığında orada akşam ve yatsı namazlarını yatsı vaktinde cem' ede­rek kılar. Burada gece yarısını geçinceye kadar beklemek vaciptir. Daha önce buradan ayrılması halinde ceza olarak bir kurban (dem) kesmesi gerekir.

 

Hanefî mezhebine göre Müzdelife'de fecr-i sâdık doğuncaya kadar bek­lemek vaciptir.

 

Akabe cemresine atılacak taşların Müzdelife'de toplanması sünnettir. Hacı, burada sabah namazını kıldıktan sonra yola çıkar. Meş'ar-i Harâm'a va­rıp orada vakfe yapar ve dua eder. Burada kıbleye dönüp ortalık aydınlanın-caya kadar bol bol dua okumak ve Allah'ı zikretmek sünnettir. Güneş doğduk­tan sonra hacı, Mina'ya gitmek üzere tekrar yola koyulur.

7.  Mina'ya vardığında Akabe cemresine taş atar. Bilindiği gibi cemrelere taş atmak vaciptir.

Taş atarken kişinin Mina'yı sağına, Mekke'yi de soluna alarak cemreye karşı durması sünnettir. Taş atmaya başlarken telbiyeye son vermek gerekir. Her bir taşı atarken tekbir getirmek, taşı sağ elle atmak, atarken atanın koltuk altı görünecek kadar kolunu kaldırması sünnettir. Kadınlar taş atarken kolları­nı kaldırmazlar.Her taşın cemre olarak belirlenen yere (havuzun içine) atılması gerekir. Hacı, Akabe cemresini taşladıktan sonra hedy kurbanı varsa keser. Bilindiği gi­bi hedy, Harem'e ve Mekke'ye hediye olarak Allah rızâsı için kesilen kurbandır.

8.  Bundan sonra hacı saçını tamamen tıraş eder veya kısaltır. Erkeğin saçını tamamen tıraş etmesi, kadının ise kısaltması efdaldir. Saçı tıraş etmek ya da kısaltmak, haccın rükünlerindendir.Hacı Akabe cemresini taşlayıp tıraş olduktan sonra ilk tahallülü, yani ih­ramdan çıkmanın ilk aşamasını gerçekleştirmiş olur. Bundan sonra cinsel iliş­ki hariç, ihramla ilgili diğer yasaklar sona ermiş olur. Tıraş olduktan sonra Ka­be'ye gidip farz olan ziyaret tavafını yapar. Bu tavaf, haccın rüknüdür. Hac an­cak bu tavafın yapılmasıyla tamamlanmış olur.

9.  Daha önce haccın sa'yini yapmamışsa, ziyaret tavafından sonra sa'yi de yapar. Taşlamayı, tıraşı ve ziyaret tavafını yaptıktan sonra artık ihramın bütün yasakları sona erer. Bundan sonra hacı, gecelemek üzere Mina'ya gider ve geceyi orada geçirir. Mina'da gecelemek vaciptir. Bunun yapılmaması, ceza kurbanı kesmeyi gerektirir.

Hanefî mezhebine göre Mina'da gecelemek vacip değil, sünnettir. Terke-dilmesi ceza gerektirmez.

 

Ertesi gün, yani kurban bayramının ikinci günü, öğle vakti girdikten son­ra taşlama vakti başlar. Hacı öğleden sonra ilk olarak küçük cemreye, sonra orta cemreye, son olarak da Akabe cemresine yedişer taş atar. Cemreleri taş­lamada bu sıralamaya riayet etmek vaciptir.

 

Hanefî mezhebine göre ise sünnettir.

 

İkinci günün akşamında yine Mina'da kalır. Ertesi gün, yani bayramın üçüncü gününde öğle vakti girdikten sonra aynı sıraya uyarak her üç cemre­ye yedişer taş atar. Taşlamayı yaptıktan sonra acele edip henüz güneş bat­madan Mina'dan ayrılıp Mekke'ye gidebilir ve böylece hac menâsikini tamam­lamış olur. Artık bayramın dördüncü günü Mina'ya gidip cemrelere taş atma­sı gerekmez.

10. Hacı Mekke'den ayrılmak istediği zaman veda tavafını yapar. Bu ta­vafın yapılması vaciptir. Yapılmaması, ceza kurbanı kesmeyi gerektirir. Yalnız özel hallerinde bulunan kadınlar, veda tavafı yapmakla yükümlü değildirler. Bunlar bu tavafı yapmadan da Mekke'den ayrılabilirler. Veda tavafı yapan ha­cının hemen yola koyulması gerekir. Mekke'de durursa bu tavafı yeniden yap­ması gerekir.

 

Hanefî mezhebine göre en son yapılan nafile bir tavaf da veda tavafı ye­rine geçer.

 

Veda tavafını yaptıktan sonra iki rek'at tavaf namazı kılınır. Bu namazın ardından Hacerülesved ile Kabe'nin kapısı arasında bulunan Mültezem'e gi­dip sağ elini kapıya, sol eli de Hacerülesved'e uzatarak göğsü ve karnı Ka­be'nin duvarına yapıştırmış vaziyette dünya ve âhiret için hayır duada bulun­malıdır.

 

 

Kategori:
59746 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun