Aristo ile Darwin, canlıların unsurlardan kendiliğinden meydana geldiği konusunda aynı mı düşünüyor?

Aristo Milattan Önce 384-322 yılları arasında yaşamış, görüş ve düşünceleriyle kendisinden sonraki çağları da etkilemiş büyük bir filozoftur. Onun fikir ve düşünce sistemini anlayabilmek için “İnsanlık Tarihi Boyunca Evrim” adlı eserimize müracaat edilmelidir. Burada onun düşüncesine kısaca temas edilecektir.

 Aristo’nun temel felsefelerinden birisi, nesnelerin mevcut formlarının hem geçmişini bilmek ve hem de gelecekte yöneleceği ereği tespit edebilmek amacına yöneliktir. Meselâ bir tohumun nasıl oluştuğunu ve gelecekte ulaşacağı formun ne olabileceğini açıklayabilmektir. Bu görüş, Aristo’nun biyoloji ve kozmoloji başta olmak üzere, bilimsel çalışmalarının dayandığı önemli bir temeldir. Ona göre canlı ve cansız tabiatta her nesnenin yöneldiği bir erek vardır. Buna nihayi hedef, son nokta, ya da o varlığın ulaşabileceği kemal noktası demek mümkündür.

Ona göre Allah, maddeye bir erek koyarak, gördüğümüz formdaki varlıkları yaratmıştır. Form sadece geometrik bir özellik değildir. Nesnenin algıladığımız, onu diğerlerinden ayıran biçimidir. Her nesne, bir tohum olarak içinde sakladığı ereğine göre mevcut biçimine ulaşır.

Aristo’nun form terimiyle, âdeta günümüzdeki genetik yapıya işaret etmeye çalıştığı söylenebilir. Bugün biliyoruz ki, her bir canlının, istidat ve kabiliyetini, ileride alacağı bütün şekilleri ortaya koyacak olan, onun kendine has genetik yapısıdır.
Aristo, her değişimi, nesnenin dışında bir sebebe bağlamaktadır. Çünkü değişimin sebebi, değişimin kendisi olamaz. Ona göre, Allah değişmez, fakat değişimin sebebidir. Nesneler dünyasında değişim, ancak değişimin kendisi dışında bir etken sebebiyle mümkündür. Her nesnenin, potansiyel olarak içinde taşıdığı ereği gerçekleştirebilmesini Aristo dört sebebe bağlamıştır. Bunlar;

1. Maddî sebep
2-Formel sebep
3- Etkin, hareket ettirici sebep
4-  Gayeye dayalı sebep

 Bunun için bir heykeli misal verir. Ona göre;  heykelin yapımında kullanılan bronz ve mermer gibi malzemeler maddî sebeptir. Malzemeye verilmek istenen, meselâ insan şekli formel sebeptir. Mermeri işleyen heykeltıraşın yapmak istediği etkin sebeptir. Heykeltıraşın heykeli yapmaktaki amacı ise, gayeye dayalı sebeptir. Böylece, mermer heykel şeklini alır ve “Bir mermer niçin heykel şeklini aldı?” sorusu da cevaplandırılmış olur.
Aristo’nun biyolojiye en büyük katkısı,  deneyciliğe verdiği önemdir. O, açıkça biyolojik çalışmalarını değerlendirirken, gözlemin teoriye göre önceliği olduğunu, teorinin ancak gözlemlerle uyumlu olması durumunda geçerli olabileceğini söylemektedir. Aristo’nun bu özcü yaklaşımı,  Linné’nin biyolojik teorisini de etkilemiştir.  Linné, biyologun görevini, türlerdeki, Allah’ın yarattığı özleri ve bu özlere bağlı türleri tespit etmek olarak görecektir.
 Aristo, bilimsel çalışmalarda karşılaştırmanın önemini kavrayan ilk kişi olması bakımından da ayrı bir yere sahiptir. Aristo’nun, Hayvanların Tarihi, Hayvanların Üremesine Dair ve Ruh Üstüne yazdığı eserleri biyoloji açısından önemlidir. Hayvanlar üzerine yaptığı birçok gözlemin doğruluğu ise ancak 19. yüzyılda anlaşılmıştır. Kuşlarla, memelilerle, hatta derin denizlerde yaşayan balıklarla ilgili çalışmalarında, bu türlerin çiftleşmelerine varıncaya kadar davranışlarının detaylı tespitini yapmıştır.

Aristo’nun, iki bin yıldan fazla bir süreci etkileyecek çalışmalarıyla tarihin en etkili biyologu olduğu söylenebilir. Ondan önce hiç kimse hayvanları böylesine ciddi bir sınıflandırmaya tâbi tutmamıştır. O, hayvanları; yaşam tarzları, organları, davranışları gibi kriterler çerçevesinde sınıflandırmıştır. Onun çalışmaları morfoloji, fizyoloji, embriyoloji, sistematik, hayvan davranışları gibi biyolojinin birçok çalışma alanları için temel oluşturmuştur.
Aristo’nun biyoloji felsefesinde, sıçramalara, umulmadık yıkımlara ve yeniden kurulmalara yer yoktur. Canlılar mevcut halleriyle evrendeki son biçimlerini taşırlar. kompleks canlıların daha basit canlılardan oluştuğu düşüncesine kadar her türlü evrim fikri onun düşüncesine terstir.

Ona göre doğal, yani fizikî olayların nasıl olup bittiğini anlamak için, tecrübelerin yanında, teoloji ve fiziğin birlikte mütalaasına da ihtiyaç vardır. Fizik bize metafiziğin yolunu açar. Metafizik olmazsa, fiziğin anlamsız kalacağına işaret etmiştir. Metafizik, bilginin bilgisini sağlamaktadır. Ona göre, Allah eserlerini amaçlı yaratır, rast gelelik ve tesadüf yoktur. Burada maksat güzeli yaratmaktır. Güzel olmayan hiçbir varlık yoktur. Aristo metafiziğinde, ilk hareket ettirici, ya da salt form, yetkin varlıktır. Bütün varlıkların ve özlerin en yükseğidir, en iyisidir. Bu salt form Allah’tır. Allah tamamıyla immetarialdir, cisimsizdir.

Buraya kadar vermeye çalıştığımız, Aristo’nun yaratılış ve biyoloji hakkındaki düşüncesinin özetidir. Görüldüğü gibi, Aristo, bütün türlerin Allah tarafından ayrı olarak en mükemmel şekilde yaratıldığını, tesadüf ve gelişigüzel bir değişikliğin, canlıların yaratılışında yer almadığını açıkça beyan etmektedir.

Hâlbuki Darwinci düşünce, Allah’ın varlığını reddetmekte, her şeyi tesadüf ve gelişigüzellikle açıklamakta, türlerin birbirlerinden değişerek tesadüfen ortaya çıktığını iddia etmektedir. Dolayısıyla Darwinin düşünce ve felsefesiyle ile Aristo felsefesi tamamen birbirine zıttır.

Prof.Dr.Adem Tatlı

Okunma sayısı : 33
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun