İmam Zühri'nin, Emevilerin yanında hadis uydurmuş olma olasılığı nedir?

Tarih: 03.01.2015 - 00:53 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hadis karşıtı bir internet sitesinde Zühri'nin halife Abdülmelik için ''Üç mescid'den başkasına ziyâret için seyâhat gerekmez: Biri şu benim mescidimdir, biri Mescid-i Haram, biri de Mescid-i Aksâ'dır." hadisini uydurduğu söyleniyor.
- Oysa ki Zühri İmam Zeynel Abidin'in talebesiymiş, ne olmuş da Emeviler'in yanında olmaya başlamış?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda geçen bilgiler İslama, Müslümanlara ve özellikle de güvenilir olduğu bütün alimler tarafından tescil edilen İbn Şihab ez-Zühri’ye büyük bir iftiradır.

Bu iftiraların sahibi ise, müsteşriklerden Ignaz Goldziher’dir. Aynı iftiralar, ısıtılarak tekrar gündeme getirilmekte, İslamiyet, Peygamber Efendimiz (asm) ve onun hadisleri hakkında şüphe uyandırma çalışılmaktadır.

Bu iftiraların kaynağının, hedeflerinin ve buna alet olanların ne kadar büyük bir gaflet içinde olduklarının daha iyi anlaşılması için, konuyu detaylarıyla açıklamanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

1921 senesinde vefat etmiş olan Goldziher, İslâmî ilimler üzerindeki tetkikleriyle şöhret kazanmış Yahudî asıllı bir Macar’dır. Hadîsle ilgili görüşlerini, iki cilt halinde yayınlamış olduğu Muhammedanische Studien(1) adlı eserinin ikinci cildinde toplamıştır. Bu cilt daha sonraları Leon Bercher tarafından "Etudes sur la tradition Islamique"(2) adı altında Fransızca’ya tercüme edilmiştir.

Arapça kaynaklara derin vukufu olması dolayısıyla “Müsteşriklerin Şeyhi” addedilen bu şahsın, İslâmî sahalarda telif ettiği eserler, halen ve bilhassa müsteşrikler arasında en mühim kaynak olarak kullanılmakta, onlardan yapılan nakiller, ileri sürülen bir takım görüş ve iddiaların delilleri olarak gösterilmektedir.

Durum böyle olunca, Goldziher’in eserlerinde ileri sürülen fikirleri bilmek, onlarla hedeflenen gayeyi öğrenmek, bütün Müslümanların özellikle de ilâhiyatçılarımız için zarurîdir. Bu hususu göz önünde bulundurarak, Goldziher’in hadîs meselelerine tahsis ettiği kitabına istinaden bazı görüşlerinin tahlil ve tenkidini yapmağa çalışacağız.

Burada esefle kaydedelim ki, İslâmî sahalardaki insaflı araştırmalarıyla ilme gerçekten hizmet eden müsteşrikler yanında, İslâm dinine ve Müslümanlara ehl-i salip zihniyetiyle saldıran, onları ifsat edebilmek için tarihî olayları tahrif etmekten çekinmeyen müsteşriklerin da mevcudiyeti bir gerçektir.

İşte, müsteşriklerin şeyhi sayılan Goldziher bunlardan biridir. Bizce onun şeyhliği, İslâmî gerçekleri tahrif etmek ve bu tahrifi, bir takım delillere istinad ettirmek hususunda gösterdiği maharetindedir. O, bazı rivayetlerin, samimî hadîs imamları tarafından mevzu' yani uydurma olduklarına hükmedildiğinden habersiz görünerek, İslâmî esasların, bu rivayetlerle irtibatını araştırır, sonra da bu rivayetlerin uydurma olduklarını isbat ile, İslâm esasları üzerinde güya şüphe ve tereddütler meydana getirmeye çalışır.

Fransızcaya tercüme edilmiş hadîsle ilgili kitabının daha baş taraflarında, sahabeyi ittiham ederek, Hazreti Peygamber (asm)'in vefatını müteakip, onun zihniyetine uygun dinin talimi mahiyetindeki bir yığın sözün ona isnad edildiğini ve bu iş yapılırken hiçbir endişe duyulmadığını ileri sürer.

Goldziher’e göre, hadîslerin ekseriyeti, ilk iki asır içinde, İslâm dininin tarihî ve içtimaî inkişafının tabii bir neticesidir. Bu bakımdan hadîsler, İslâmiyetin zuhuru ile ilgili değil, fakat daha sonraki devirlerde, bu dinin inkişafı ile ilgili vesikalardan ibarettir.(3)

Goldziher, bu görüşleri ileri sürerken, Hazreti Peygamber (asm)'in hayatının sonlarına doğru, İslâm dininin ibadet, akaid ve sair hükümleriyle bir bütün olarak tekemmül ettiğini kabullenmemekte; bu gerçeği açıkça ortaya koyan Kur’an-ı Kerim'in, “Bugün dininizi ikmal ettim.” âyetinden habersiz görünmektedir.

Goldziher’in ihmal ettiği veya ihmalinde kendi cephesinden fayda mülâhazasında bulunduğu daha başka âyetler de vardır. Bu âyetlerde, bir taraftan Hazreti Peygamber (asm)'e, kendisine gönderilen ahkâmın Müslümanlara tefsir ve tebyini emredilirken, diğer taraftan Müslümanlara da Hazreti Peygambere itaat etmeleri ve onun getirdiklerini almaları, nehyettiği şeylerden uzaklaşmaları emredilmiştir.

Kur’an-ı Kerim'in bu emirlerinin ilk Müslümanlar tarafından titizlikle tatbik olunduğuna şüphe yoktur. Bunun en büyük delili, evlerinden ve çadırlarından sadece yağmacılık için çıkan câhiliye Araplarının, çok kısa bir zaman sonra, dünyaları fethedecek bir ruh kazanmış olmalarıdır. Onlara bu ruhu veren kuvvet, İslâm'ın getirdiği imandan başka bir şey değildir. Onlar, işte bu imanla Hazreti Peygamber (asm)'e bağlanmışlar ve onun peşinden giderek yarım asır içerisinde ilk İslâm imparatorluğunu kurmuşlardır. Yine bu imanla onun sözlerini veya sünnetini, henüz o hayatta iken en mükemmel bir şekilde muhafaza etmişlerdir. Bu bakımdan, Goldziher’in iddia ettiği gibi, uydurma rivayetler, dinin tesbit ve tanziminde en ufak bir rol oynamış değildir.

Goldziher, hadîsler hakkındaki umumî görüşünü kitabının baş tarafında açıkladıktan sonra, bu görüşü oturtabileceği bazı temeller aramak gayretine girişmiştir. Bu maksatla sözü, ilk dört halifeyi takip eden Emevî iktidarına getirmiş ve bu iktidar sahiplerinin, din ve sünnet düşmanlığını açıktan açığa ortaya koyduklarını ve bu suretle, ilâhiyatçılarla aralarında şiddetli bir husumetin meydana geldiğini iddia etmiştir.

İşte bu iddia, Goldziher’in, hadîs uydurmayla ilgili görüşlerinin ilk temeli olmuştur. Bu temel üzerine Goldziher şu binayı yerleştirmiştir:

Emevi devrinde rejime muhalif ilâhiyatçılar hadis tarlasını yalnız başlarına işlememişlerdir. Hâkim olan iktidar da tembel tembel oturmamış, fakat fikirlerine herkes tarafından itibar gösterilmesi, dindar çevrelerin muhalefetinin susturulması ve görüşlerinin desteklenmesi için onlar da hadis imaline başlamışlardır. Bu bakımdan, Goldziher’e göre, hadîslerin resmî yönden imali ve neşri işi, çok erken bir devirde başlamıştır.

Goldziher, bu iddiasını teyid etmek maksadıyla Taberi’den şöyle bir haber nakletmiştir: İlk Emevî halîfesi Mu'âviye, Hicretin 41. senesinde Muğire İbn Şu'beyi Küfe’ye vâli tayin ettiği zaman, ona, “Alî’ye şetmetmekten ve onu kötülemekten, Osman’a rahmet dilemekten ve onu methetmekten çekinmemesini emretmiş ve şöyle demiştir: Ali taraftarlarından uzak dur; onları hadîs kaynakları olarak dinleme (yani onlardan hadîs alma); Osmân taraftarlarına yakınlık göster; onları hadîs kaynakları olarak dinle (yani onlardan hadîs al).”(4)

Goldziher, bu haberi naklettikten sonra, Emevî halifelerinin, kendi çıkarları için resmî yoldan hadîs uydurmağa teşvik ettiklerini ve emirler verdiklerini ileri sürmüştür. Ona göre bu iddianın delili, biraz önce zikrettiğimiz “Alî taraftarlarından uzak dur, onlardan hadîs dinleme; Osmân taraftarlarına yakınlık göster, onların hadîslerini dinle.” mahiyetindeki haber olmuştur. Çünkü Goldziher, Hz. Mu'âviye’nin bu sözünü “Alî aleyhine ve Osman lehine hadîs uydurmaktan çekinme” şeklinde tefsir etmiştir. Nitekim bu haberi naklettikten sonra şöyle demiştir:

“Burada, Alî aleyhindeki hadîslerin tasni ve neşrini teşvik, onun lehindeki hadîsleri de bertaraf etmeğe matuf resmî bir emir vardır. Emeviler ve onların siyasî taraftarları kasıtlı yalanlarını mukaddes bir hava içinde neşretmekten endişe duyacak kimseler değillerdi. Mesele bu yalanları, isimleri hücuma maruz kalmayacak dindar kimseler vasıtasıyla yaymaktan ibaret kalıyordu. Bu işi yapacak kimseler de her devirde bulunuyordu.”

Şimdi biz, Goldziher’in bu tefsirini bir tarafa bırakarak, Hz. Mu'âviye’nin bir vâlisine verdiği bu emri bize nakleden Taberî’ye, yani Goldziher’in asıl kaynağına bakalım ve haberle ilgili basit bir araştırma yapalım.

Taberî tarihinin 51. sene ile ilgili olayları arasında, Hz. Mu'âviye’nin, Mugîre İbn Şu'be’ye gönderdiği mektupta, Goldziher’in iddia ettiği gibi Ali taraftarlarından hadîs almamak veya Osmân taraftarlarının hadislerini dinlemek gibi bir emrin bulunmadığını da hayretle müşahede ederiz. Burada istenilen şey, Ali taraftarlarından istimâ'ın terki, Osmân taraftarlarından da istimain gerekli olduğudur. (5)

"İstimâ"lugatta isğâ’ yani kulağı sesin geldiği tarafa eğip onu dinlemek manâsına gelir. Bunun dışında kelimenin herhangi bir ıstılah manâsı da yoktur ve esasen Taberi’de hadîsle ilgili hiçbir söz geçmemektedir.

Buna göre, Hz. Mu'âviye’nin emri “Ali taraftarlarını dinleme, Osmân taraftarlarını ise dinle” manâsındadır. Buna en açık ifadesiyle “ona kulak asma” diyebiliriz.

Görüldüğü gibi, Taberi’nin haberinde, Goldziher’in iddia ettiği gibi hadîs dinlemek veya dinlememekle ilgili herhangi bir mana yoktur. Hele “Alî aleyhinde ve Osmân lehinde hadîs uydurmak” manâsı tamamiyle hayal mahsulüdür.

O halde, hiç tereddüt etmeden diyebiliriz ki, Goldziher, içinde sakladığı bir gaye uğruna, bu haberin manâsını tahrif etmiştir.

Peki, Goldziher hu haberi niçin, tahrif etmek lüzumunu hissetmiştir veya bu haberin tahrifi ile ne gibi bir neticeye ulaşmak istemiştir?

Bu sorunun cevabını, yine kendi kitabından kolayca çıkarmak mümkündür. Nitekim,Taberi’de yer alan bu habere “Ali aleyhine ve Osmân lehine hadîs uydur” manâsı verdikten sonra, hadîs uydurmanın Mu'âviye’nin emri ile resmen başladığı iddiasında bulunmuş ve daha önce de naklettiğimiz gibi, “mesele, uydurulan bu hadîsleri, isimleri hücuma maruz kalmayacak dindar kimseler vasıtasıyla yaymaktan ibaret kalıyordu” demiştir.

İşte Goldziher, bu iddiayı ileri sürdükten sonra Emevî halifelerinin emellerine hizmet edecek, yani onlar tarafından uydurulması istenen hadîsleri halk arasında yayabilecek dindar bir hadîsçi aramak gayretine girişmiştir. Bu hadîsçi kim olabilir?

Goldziher’in, Taberi’den naklettiği bir haberi bu şekilde tahrif ettiğini gördükten sonra, Emevîlerin emellerine hizmet edecek bir hadîsçi ararken sâhip olduğu düşünceyi ve içinde sakladığı gayeyi tahmin etmek, bizce artık güç bir iş olmayacaktır. Goldziher, öyle bir hadîsçi bulmalıdır ki, Müslümanlar arasında hadîs rivayetiyle şöhret kazanmış, adalet ve zabt şartlarını haiz, sika, yani güvenilir bir kimse olsun. Rivayet ettiği hadîsler, muteber hadîs kitaplarında yer almış bulunsun. Ta ki, onun Emevî halifelerinin emri ile hadîs uydurup yaydığı ileri sürülünce, Müslümanların hadîse olan güvenleri sarsılsın, dolayısıyle, İslâm dini hakkında kalplerine şüphe girsin.

Goldziher, işte bu düşünce ve gaye ile, istediği özelliklere bir hadîsçi bulmakta gecikmemiştir. Bu hadîsçi, meşhur İmâm Muhaddis Muhammed İbnŞihâb ez-Zuhrî’dir. (Ö. 124/741)

Goldziher’e gelinceye kadar, cerh ulemasından hiçbirinin yalancılıkla ittiham etmediği, hattâ üzerine en ufak bir toz bile kondurmayıp medhu senada bulunduğu Zuhrî, meşhur İmâm Said İbnu’l-Museyyib’in talebesi ve yine meşhur İmâm Mâlik İbn Enes’in hadîsteki şeyhidir. Hadîsleri, başta Buhârî ve Müslim olmak üzere bütün hadîs kitaplarında yer almıştır.

Hadîs imamlarından Alî İbnu’l- Medınî’nin belirttiğine göre, Zuhrî’nin yaşadığı devirde hadis ilmi, hemen hemen altı kişi etrafında dönüyordu ki, bunlardan biri Zuhrî idi.(6) Sufyân İbn Uyeyne’ye göre, halk arasında, sünneti Zuhrî’den daha iyi bilen bir kimse yoktu. Keza Mekhül de onun hakkında buna benzer bir ifade kullanmış ve “Yeryüzünde, sünneti Zuhrî’den daha iyi bilen bir kimse kalmadı.” demiştir.(7)

Ahmed İbn Hanbel’e göre, o, halk arasında hadîsi en güzel ve isnadı en sağlam olan bir kimse idi.(8)

Nevevî ise, bütün hadîs imamlarının, onun celâleti, hafıza, zabt ve adalet yönlerinden güvenilir bir kimse olduğu üzerinde ittifak ettiklerini söylemiştir.(9)

İşte, Zuhrî hakkında bütün hadîs imamlarının kanaatları bu merkezde iken, müsteşriklerin şeyhi Goldziher, onu yalancılıkla ittiham ediyor ve Emevî halifeleri adına hadîs uydurarak halk arasında yaydığını ileri sürüyor.

- Goldziher’in bu iddialarında istinad ettiği deliller nelerdir?

- Bütün hadîs ulemasının övdüğü Zuhri, bu müsteşrikin ileri sürdüğü şekilde gerçekten hadîs uydurmuş mudur?

- Yoksa, bu da biraz önce örneğini gördüğümüz tahrif olayı gibi Goldziher’in içinde saklı emellerini gerçekleştirmek için bir başka oyunu mudur?

İlk bakışta iddia ve ittihamın, Zuhrî gibi pek çok hadîs rivayet etmiş, hadîsleri Kutubi Sitte adiyle maruf sahih kitaplara girmiş bir imama yöneltilmiş olması, Goldziher’in aynı oyuna devam ettiği inancını kuvvetlendirmektedir.

Zuhrî, bu müsteşrikin iddia ettiği gibi hadîs uydurmuş olsa idi, hadîs imamları arasında kezzâb ve vazzâ' yani yalancı ve hadîs uydurucu olarak şöhret kazanır, ondan, övgü yerine kötü olarak bahsederlerdi. Zira hadis münekkitleri, hiç kimsenin tesiri altında kalmadan, yalancıları cerhle halka teşhir etmekten çekinmemişlerdir. Yalnız yalancıları değil, hadîs rivayetinde en ufak hata yapanları dahî zayıf râviler arasında zikretmeyi, onların hadîslerini ihtiyatla karşılamayı, dinin selâmeti bakımından zaruri görmüşlerdir.

Hâl böyle iken Zuhrî’den övgüyle bahsetmişler, onun hadîslerini almakta tereddüt göstermemişlerdir.

- Niçin, Goldziher’in ona isnad ettiği yalancılık vasfı, bu münekkitlerin meçhulü kalmıştır?

- Eğer gerçekten o, Emevîler adına hadîs uydurdu ise, niçin onun en şöhretli hocası Saîd İbnu’l-Museyyib ona itiraz etmemiş, derslerine devam etmesine rıza göstermiştir?

- Veya onun en meşhur talebesi, Dâru’s-Sunne İmamı Mâlik İbn Enes, niçin onu daima medhetmiş, ondan hadîs almış ve hadîslerini en sahih hadis kitabı olarak şöhret kazanmış olan Muvattâ adlı kitabında nakletmiştir?

- Ve nihayet Emevilerin en şedit düşmanları olan Abbâsîler, Emevî âmâline hizmet etmiş olan bu imamın yalanlarını niçin ortaya dökmemişlerdir?

- Bilhassa felsefî ilimlerin revaç bularak, hadîs ilminin kötülendiği ve hadîs imamlarının en şiddetli işkencelere maruz bırakıldığı Me’mün ve Mu'tasım devirlerinde, Emevilere hizmet ettiği Goldziher tarafından ileri sürülen Zuhrî kötülenmemiş veya kötülenmişse, diğer kötülenen hadîsçilerle birlikte haberleri bize kadar intikal etmemiştir?

-Goldziher, onu kötüleyen haberleri nerelerde, hangi muteber kaynaklarda bulmuştur da, biz o haberleri görememişiz?

Evet. Goldziher bazı haberlere istinaden Zuhrî’ye yalancılık isnad etmiştir ve işte şimdi, Goldziher’in ele aldığı bu haberleri bizim de gözden geçirmemiz ve bu suretle, ulaştığı neticenin nasıl asıl ve esastan uzak, tahrif ve tashife müstenit bir iftira ve yalan olduğunu ortaya koymamız gerekmektedir.

Goldziher’in, Yakubi (Ö. 292 /904) den naklettiği bir habere göre, Emevî halîfesi Abdu’l-Melik, Şam’da hüküm sürerken, Abdullah İbnu’z- Zubeyr de idareye karşı ayaklanmış ve Mekke dâhil olmak üzere bütün Hicaz’ı ele geçirmiş bulunuyordu. Bu durum, hacc maksadıyla Hicaz’a gidecek olan Suriyeliler için büyük bir tehlike teşkil ediyordu. Daha doğrusu bu tehlike -tabii Goldziher’e göre- aslında Emevî halifesi Abdu’l-Melik içindi. Çünkü Hicaz’a giden Suriyeliler, burada Abdullah İbnu-z-Zubeyr’e bey’at etmeye zorlanabilirler ve dolayısıyla Emevî idaresinin geleceği tehlikeye sokulmuş olurdu. Halife Adu’l-Melik, bu endişe ile Suriyelilerin Hicaz’a gitmelerini önlemek maksadıyla, Kudüs’de Kubbetu’s-Sahra’yı inşa etti. Sonra da Zuhrî’ye başvurarak, bu Kudüs mescidine hacc için yapılacak bir ziyaretin, Mekke’de Ka'be’ye yapılacak ziyarete muadil olduğunu ifade eden bir hadîs uydurmasını istedi. Emevî halifelerinin âmâline hizmet eden Zuhrî de -güya- halîfenin emrine uyarak şu hadîsi uydurdu:

“Binekler, yalnız üç mescide doğru koşturulur: Mescid-i Harâm, benim mescidim ve bir de Beytu’l-Makdis Mescidi.”(10)

Goldziher’in bu iddialarını gördükten sonra, haberi tahkik etmek maksadiyle, onu aldığı kaynağa, yani Yakubi Tarihine bakıyoruz ve bir daha hayretle görüyoruz ki, Halife Abdu’l-Melik’in, Zuhrî’ye başvurarak böyle bir hadîs uydurmasını emrettiğine dair herhangi bir ibare yoktur. Buna karşılık, Abdu’l-Melik’in, halkı Mekke’ye gitmekten menettikten sonra onlara “İşte İbn Şihâb Zuhrî, size Hazreti Peygamber'den şu hadîsi rivayet ediyor.” dediği zikredilir.(11)

Bu da gösteriyor ki, Goldziher, Taberi’den naklettiği haberde olduğu gibi burada da aynı tahrifi yapmıştır. Zuhrî’nin bu hadîsi uydurduğuna dair elinde hiçbir delil bulunmadığı halde, böyle garip bir iddiaya kalkışmış ve onu yalancılıkla ittiham etmiştir.

Burada üzerinde durulması gereken mühim bir nokta daha vardır. Bu nokta, Kudüs’teki Kubbetu’s-Sahra’nın, Kâbe’ye muadil bir hacc mahalli olarak inşa edildiği yolunda ileri sürülen Yakübî haberidir. Bu habere, sair tarih kitaplarında rastlanmamaktadır ve esasen Goldziher de Yakubî’den başka bir kaynak gösterememiştir. Yakubi'nin Şî'î olduğu malumdur. Şi'a ile Emeviler arasındaki husumet de bilinmektedir. Bu bakımdan, Yakubî’nin, bir Emevî halifesi hakkında ileri sürdüğü böyle bir haberi ihtiyatla karşılamak zorundayız.

Hilâfet makamına geçmeden önce, zühd, takva ve ibadetiyle şöhret kazanmış bir halifenin, Ka'be dışında bir hacc mahalli inşa edip halkı buraya çekeceğini veya çekmek isteyeceğini kabul etmek çok güçtür. Çünkü bu hareket, Kur’ân-ı Kerim'in açık emirlerine aykırıdır ve küfürden başka bir şeyle tavsif edilemez.

Diğer taraftan, bu kadar mühim bir hâdisenin Yakubi’den başka herhangi bir kaynakta zikredilmemiş olması da haberin gerçekle ilgisi olmadığı inancını kuvvetlendirmektedir.

Üzerinde durulması gereken diğer mühim bir nokta da Kubbetu’s-Sahra’nın, bizzat Abdu’l-Melik tarafından inşa edildiği hususunda beliren tereddütlerdir. Filhakika İslâmî kaynaklar, Kubbe’nin, Abdu’l-Melik’in oğlu Velid tarafından inşa edildiğini kaydederler.(12)

Taberi’de gelen bir haberden öğrendiğimize göre, Velid, çeşitli binalar, saraylar ve sanat mahalleri inşa etmekle şöhret kazanmıştır. Bu bakımdan halkın günlük konuşmalarını, yeni yeni inşa edilen bu çeşit binalar teşkil ediyordu.(13)

Kubbetu’s-Sahra’nın, inşaat işlerinin son derece ilerlediği Velid devrinde inşa edilmiş olduğunu belirten diğer kaynakları teyid etmektedir.

Bununla beraber yalnız Demirî, Kitâbu’l-Hayevân’da Kubbe’nin, Velîd tarafından inşa edildiği yolunda gelen haberleri tekrarlayarak, bu haberlerde ihtilâf bulunduğunu ileri sürer ve onun, Abdul-Melik tarafından inşa edildiğini söyler. İnşa sebebi olarak da Yakubî’nin hac ile ilgili malum iddiasını tekrarlar. Fakat, Demîri’nin ifadesine dikkat edilecek olursa, iddianın, aynı kelime ve ibarelerle Yakubî’den aktarıldığına kolayca hükmedilir.(14)

Kubbetu’s-Sahra, ister Abdu’l-Melik devrinde, ister Velîd devrinde inşa edilmiş olsun, şurası muhakkaktır ki, bunun bir hacc mahalli olarak inşa edildiği yolunda Yakubî tarafından ileri sürülen iddia bazı müsteşrikler tarafından istismar edilmiş, İslâmiyete karşı yönelttikleri hücumlarında kıymetli bir delil olarak ele alınmıştır.

İşte bunlardan Goldziher, aynı Yakubî haberine istinaden hacc mahalli üzerinde şüphe ve tereddütler oluşturmaya çalışırken, diğer taraftan, Zuhrî’nin Beytu-l-Makdis’le ilgili bir hadîsini, iddiasının en kuvvetli delili olarak ileri sürmekten çekinmemiştir. Sonra da bu hadîsin, Emevî halifesi Abdu’l-Melik’in emri ile bizzat Zuhrî tarafından uydurulduğunu iddia etmekle, zincirleme bir tahrif ve tahrip metodu kullandığını ortaya koymuştur.

Goldziher, ilgili hadîsin Zuhrî tarafından uydurulduğunu iddia ederken, her nedense, aynı hadîsin Buhârî ve Müslim’de yer alan diğer rivayet şekillerini hesaba katmamıştır.

Bu hadis, Müslim’in Sahih'inde üç turukla nakledilmiş, bu turuklardan biri de Buhâri’de yer almıştır. Üç turuktan birincisi, Zuhrî’nin Ebu Hureyre’den rivayeti; İkincisi, Kaza’a’nın Ebu Saidi'l-Hudrî’den rivayeti; üçüncüsü ise, Selmân el-Ağar'ın yine Ebu Hureyre’den rivayetidir.(15)

Yani hadîs, iki sahabî tarafından Hazreti Peygamber (asm)'den rivayet edilmiş, bu iki sahabîden de üç tâbiî (Zuhrî, Kaza’a ve Selmân) onu almıştır.

Görüldüğü gibi Goldziher, Zuhrî’nin bu hadîsi uydurduğunu isbat edebilecek hiçbir delil gösterememiştir. Keza onun, hadis imamları tarafından en ufak bir kusur sebebiyle dahi olsa, tenkit edildiğine dair herhangi bir haber verememiştir.

Bununla beraber, onun hadîs uydurmaya müstait bir kimse olduğuna okuyucuyu inandırabilmek için, yine de bazı haberleri tahrif etmekten ve onlara aslına uymayan manâlar vermekten kendini alamamıştır.

İşte bu haberlerden biri, hadîs kitabetiyle ilgili, Zuhri’nin bizzat kendi sözüdür. Muhtelif kaynaklar tarafından Zuhrî’den nakledilen, halifelerin, kendisini hadîs yazmağa zorladıklarını ifade etmesidir. (16)

İşte Goldziher bu sözü ele alarak, iktidarın arzularını desteklemek açısından Zuhrî’nin pek uysal davranışlı bir kimse olduğunu iddia etmiş ve dolayısıyla bu iddia, onun, Zuhrî hakkında, halîfelerin arzularına uyarak hadîs uydurulabileceği hükmünü vermesini sağlamıştır.

Fakat Goldziher’in ele aldığı bu sözün, Zuhrî’nin halîfeler adına hadîs uydurmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Eğer Goldziher, bu sözün sebeb-i vürûdunu araştırmak zahmetine katlansaydı, şüphesiz, Zuhrî’yi halîfeler için hadis uydurmaya müstait bir kimse olarak tanıtmak imkânından mahrum kalırdı.

Goldziher’in hesaba katmadığı veya katmak istemediği bu sözün sebeb-i vürûdu şudur:

Bir gün, Halîfe Hişâm İbn Abdi’l-Melik, Zuhrî’den oğulları için hadîs yazmasını talep etmiş, ona bir de kâtip göndermiştir. Zuhrî, bu kâtibe 400 hadîs yazdırmıştır. Ancak aradan bir müddet geçtikten sonra Halife, bu hadîslerin kaybolduğunu söyleyerek onların yeniden yazılmasını Zuhrî’den istemiştir. O da bu emre itaat ederek, bu 400 hadîsi tekrar yazıp Halîfeye göndermiştir. Halîfe Hişâm, ilk yazılan 400 hadîsle sonradan yazılanları karşılaştırmış ve aralarında tek bir harf değişikliğinin dahî bulunmadığını görmüştür.(17)

Bir başka haberde, yine Hişâm İbn Abdi’l-Melik, oğulları için Zuhrî’den hadîs yazmasını istemiş, bu iş için iki de kâtip tahsis etmiştir. Kâtipler, Zuhrî’ye bir sene müddetle gelip gitmişler ve ondan pek çok hadîs yazmışlardır. İşte bu hâdise üzerinedir ki Zuhrî, halîfelerin, kendisini hadîs yazmaktan usandırdıklarını söylemiştir.(18)

Görüldüğü gibi, bu hâdisede ve bu hâdise ile ilgili olarak söylenen bir sözde, Goldziher’in iddia ettiği gibi, Zuhrî’nin halîfelerin emriyle hadîs uydurduğu neticesini verecek hiçbir mâna yoktur.

Fakat Goldziher, İslâm dininin en mühim bir kaynağı olan hadîsin değerini küçültmek gayesi güttüğü için, sahih haberleri daima tahrif, güvenilir hadisçileri de yalancılıkla ittiham etmekten çekinmemiştir.

Ne var ki, onun bu tahrifleri, meseleye biraz vâkıf olan her insaf sahibi tarafından kolayca anlaşılabilecek bir mahiyet arz eder.

İşte, birkaç misal bile, bize şu hususu bir kere daha göstermiştir ki, bir müsteşrikin, bizim meselelerimizle ilgili incelemelerinde ulaştığı netice ne olursa olsun, biz, bu neticeyi ihtiyatla karşılamak zorundayız. Şüphesiz onların incelemelerinden haberdar olacağız; fakat kendi meselelerimizi, yine kendimizin halletmek zorunda olduğumuzu da unutmayacağız.(19)

İlave bilgi için tıklayınız:

Hadislerin birçok raviden geçtiğini dikkate alırsak, hadislere neden güvenelim ve neden hadis inkarcılığı yapmayalım?

Dipnotlar:

1) Halle, 1890.
2) Paris, 1952.
3) Leon Bercher Tercemesi, s. 5-6.
4) Leon Bercher Tercemesi, s. 43.
5) Taberi Tarihi, 4/188.
6) Zehebî, Tezkiratu’l-Huffaz, 1/111.
7) Ahmed b. Hanbel, Kitâbu'l-İlel, 1/22; İbn Ebi Hatim, Kitabu’l-Cerh ve'l-ta'dil, 4/1, 73-74.
8) İbnKesîr, el-Bidâye ve'n-nihâye, 9/342.
9) bk. et-Takrib.
10) Leon Bercher Tercemesi, s. 44.
11) Yakubi Tarihi, 3/7.
12) bk. İbn Kesir, el-Bidâye, 9/165; İbnu’l-Esir, el-Kâmil, 4/137.
13) Taberi Tarihi, 4/266-267.
14) bk. Yakubi, 3/7- 8; ed-Demîrî, Kütabu'l-hayevân, 1/59.
15) Müslim, Sahih, Hadîs No: 415. 511- 513.
16) Bu haber için bkz. İbn Sa‘d 2/135; Zehebî, Tarlhu’l-lslam, 5/145
17) Zehebî, Tezkiratu'l-huffâz, 1/104; İbn. Hacer, Tehzibıı't-tehzib, 9/449.
18) Zehebî, Tarihu’l-İslâm, 5/143. İbn Kesır, Zuhrî’yi hadîs yazmağa zorlayan halifenin kim olduğunu açıklayan bir haber verir. Bu haber, Zuhrî’nin, ilgili sözünü ne maksatla söylediğini açıklayan diğer haberleri teyid eder mahiyettedir: “Ebu’l-Melîh der ki: Zuhrî’yi hadîs yazmaya zorlayan kimse (Halîfe) Hişâm idi.” (bk. el-Bidâye, 9/345.
19) Bu cevap, Talat Koçyiğit’in, “I. Goldziher'in Hadisle İlgili Bazı Görüşlerinin Tahlil ve Tenkidi”, adlı çalışmasından istifade edilerek hazırlanmıştır. bk. Ankara İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XV, s. 49. Ankara, 1967.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun