İmam Maturidi'nin, inatçı kimselere organ kesme türünden işkence yapılması gerektiği, fetvası var mı?

Soru Detayı

- İmam Maturidi Kitabut Tevhid isimli eserinde "Duyuların idraki" konulu yazısının sonunda, bazı inatçı kimlere organ kesme türünden işkence yapılması gerektiğini. (Kitabü't-Tevhid Açıklamalı tercüme - Bekir Topaloğlu sf.46)
-  "Cevap edinme yollarını inkar edenlere başka cevaplar" adlı başlık altında "b" alt başlığında ise kişiye ulaşan haberleri kabul etmeyenlerinde eziyet ve elem verecek şekilde dövülmelidir, gibi söylemlerde bulunuyor. (Kitabü't-Tevhid Açıklamalı tercüme - Bekir Topaloğlu sf.53)
- Bu esere yeni başlamış olmama ve çok çok beğenmeme rağmen bu türden cezalara fetva verilmesini anlayamadım?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Her konuyu kendi içinde değerlendirmek gerekir. Bir doktorun bir organı kesmesiyle, doktor olmayanın kesmesi farklıdır. Biri tedavidir diğeri organı telef etmektir. Biri gereklidir, diğeri zulümdür.

Bunun gibi, verilen her fetvanın, nedenini ve gerekçelerini bilmeden karar vermek, bizi hataya götürebilir.

Tarihsel süreç içinde çok sayıda ve büyük ilim adamlarının ortak bilgi ve akıllarıyla oluşmuş olan mezhepler, o mezhep dahilinde hareket eden büyük ilim adamlarının yine o mezhep içinde serdedilmiş olan çeşitli ilmi görüşlerden daha isabetli olanlarını tercih etmeleri ile gelişmiş ve toplumda kök salmıştır.

Yani bir diğer ifadesiyle, okuyacak olduğunuz herhangi bir klasik eserde, eseri yazan değerli ilim adamının şahsına münhasır olan ilmi fikir ve kanaatlerini bulabilirsiniz. Bu fikir ve kanaatler ise, belki mezhep dahilinde tercih edilmemiş şâz görüşlerden olabilir.

Aslında, bizzat ilimle meşgul olmayan kimselerin bu tarz klasik eserleri okumalarını çok da doğru bulmamaktayız. Zira, bir ilim dalında yeterli altyapıya sahip olunamazsa, kafaların karışması sonucu doğabilir.

Soruda geçen konuya gelince:

Değerli imamımız İmam Mâturidi’nin, inatçı kimselere karşı organa zarar vermeye yönelik düşüncesi, sofistlerle ilgilidir. Bunlar kendilerinin var olduğunu inkar ettiklerinden, varlıkllarını kabul ettirmek için böyle bir uygulamanın yapılmasınıın, onların varlıklarının farkına varmasına vesile olacağını söyler.

Bunu, bir ceza değil bir uyandırma olarak anlamak mümkündür.

İnsan kendi dışında olan eşya hakkındaki bilgiyi duyu organlarını kullanarak elde eder. (Mâturidî, Kitâbu’t-Tevhid, s. 4)

Duyu organları ile “mahsusat” denen duyular âlemi idrak edilir, algılanır. Böylece kesinlik ifade eden zorunlu (zaruri) bilgi elde edilir. Mâturidî’ye göre sağlam (selim) duyu organları beştir. Bunlar: Basira (gören göz), sami’e (işiten kulak), şamme (koklayan burun), zaika (tad alan ağız), lamise (temas eden deri). (Özden Kanter Ekinci, Haberin Bilgi Değeri, Kelâm Araştırmaları, 7/1, Ocak 2009, s. 160)

Duyuların kesin bilgi ifade ettiğini reddeden Hiççi Sofistler (hiçbir şey yoktur), Bilinemezci Sofistler (hiçbir şey bilinemez) ve Öznelci Sofistler (her şey bireyin İnancına bağlıdır)’in görüşleri ve onlara verilen cevaplarda takip edilen yöntemler vardır.

Bunlardan Hiççi Sofistleri “hiçbir şeyin gerçekliğinin (hakikat), hiçbir şeyin bilgisinin olmadığını” ileri süren kimseler oluşturmaktadır. (Bağdadi, Usulü’d-Din, s. 6; Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, s. 7; Gazali, Bâtıniliğin İç Yüzü, Çev. Avni İlhan, TDV Yay. , Ankara 1993, s. 56)

İslam Kelâmcıları hiçbir şeyin gerçekliğinin ve bilgisinin olmadığını ileri sürmenin, insanın kendi varlığını da yadsımasını gerektireceği (Bağdadi, Usulü’d-Din, s. 7. 81) çıkarımından hareketle onlara gerçekliğin ve gerçekliğe ilişkin nesnel bilginin varlığını kabul ettirmek için şu üç yöntemi önerirler:

İşkence Yöntemi: Bu yöntem ile Sofistlere eziyet edip acıyı tattırma ve mallarını ellerinden alma yoluyla, onlara gerçekliğin varlığının kabul ettirilebileceği anlayışına dayanır. (Pezdevi, Usulu’d-din, s. 7–8)

Mâturidî şöyle der:

“Böyle bir inatçı kimseye yapılması gereken şey, anlamsız müşkülpesentliğini bırakması için organ kesme türünden şiddetli bir elemle eziyete maruz bırakmaktır. Çünkü biz, onun, zaruri ilim statüsünde bulunan duyu bilgisinin şuurunda olduğundan eminiz, ne var ki sadece inat ve güçlük çıkarma uğruna iddiasını sürdürmektedir. Böylesine layık olan söylediğim muameleden ibarettir. Ta ki feryadü figan etsin; evet bu tipe kendi kullandığı zorbalık türünden bir muamele ile karşılık verilmelidir ki bu sayede maskesi düşmüş olsun. Bütün güç ve kudret Allah’a aittir.” (Mâturidî, Kitâbu’t-Tevhid, s. 7)

Yine Fahreddin Razi de Sofistlerin bu tutumundan dolayı onlara eziyet edilmesini söyler ve şöyle demiştir:

“Onlara duyusal bilgileri itiraf edinceye kadar, azap edilmelidir. Duyusal bilgileri itiraf ettikleri takdirde apaçıklarıda itiraf etmişler demektir…” (Razi, el-Muhassal, s. 25)

Çift anlamlı Söz ile Kandırma Yöntemi:

Sofistleri çıkmaza sokmak ve böylelikle onlara gerçekliğin ve ona ilişkin bilginin varlığını kabul ettirmek için, dile ilişkin safsatalardan birisi olan "çift anlamlı sözle kandırma yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemi Mâturidî şöyle kullanmıştır:

“Böyle bir iddiaya sahip bulunan kimse ile fikri tartışmada bulunmamanın gereği hakkında ittifak edilmiştir. Zira öylesi (manevi bir olgu niteliği taşıyan) inkâr edişini de (maddi bir husus olan) bizzat kendisinin mevcudiyetini de kabul etmemektedir.

Fikri tartışma (münazara) aslında bir şeyin ya zihni veya harici varlığı üzerinde yürütülür, bu kişi ise bunların hiçbirini kabul etmediği gibi yokluklarını da kabul etmez. Ne var ki mizah kâbilinden olmak üzere kendisine şöyle denebilir: “İnkâr etmekte olduğunu biliyor musun?”

Eğer “hayır” derse (hiçbir realiteyi kabul etmediğinden) onun inkâr durumu ortadan kalkar; şayet “evet” derse, bu defa da hiç olmazsa inkâr durumu diye bir şeyi kabul etmiş ve bu durum (yani nefiy şeklinde de olsa herhangi bir gerçeği kabul etmesi) sebebiyle de duyuların verdiği bilgiyi reddedişini çürütmüş olur.” (Mâturidî, Kitâbu’t-Tevhid, s. 7)

Bilinemezci Sofistler: İslam Kelâmcılarına baktığımızda, Sofistlerin bu grubunu, “Biz bilginin ve nesnelerin gerçekliğinin (hakikat) olup olmadığını bilmiyoruz.” diyerek bilinemezci (agnostik) bir tutum takınan kuşkucular oluşturmaktadır. (Bağdadi, Usulü’d-Din, s. 6-7)

İslam Kelâmcıları birinci gruba (hiççi Sofistlere) yönelttikleri eleştirilerin aynısını onlara yöneltmişler ve aynı yöntemlerle cevap vermişlerdir.

Öznelci Sofistler: Bu gruptakiler “nesnelerin bireylerin inançlarına bağlı olarak bir gerçekliğinin olduğunu” ileri sürmektedirler.

Mâturidî’nin bu konudaki eleştirileri oldukça ilgiye değerdir. Çünkü Mâturidî’nin eleştirileri, bir yandan doğruyu göreceleştirme ve öznelleştirmenin sakıncalarına, diğer yandan ise, inancı kabul edenin bilgiyi yadsımasının olanaksızlığına işaret etmektedir. O şöyle demektedir:

“İnançtan başka bir şeyin bulunmadığını söyleyenlere göre, ne söylenirse söylensin, her söylenen (bireysel olarak doğru sayılan) bir inancın göstergesi olacaktır. Bu düşüncede olan bir insana, ancak acıyı tattırmak için dayak atmak ya da bir tarafını kesmek suretiyle durumunun inandığı gibi olduğu ileri sürülüp, karşısına geçilerek “ben senin inkârının onama (tasdik) olduğuna inanıyorum” biçiminde kendi düşüncesinin mantıksal sonucuyla karşılık verilebilir.

Böylelikle o, her şeyi bireylerin inancına indirgeyen inancı gereği, yadsıdığı şeyi onaylamak zorunda kalacaktır. Öte yandan inancı kabul etmesi, bilgiyi inkârını da geçersiz kılacaktır.(Mâturidî, s. 153)

Demek ki, bu uygulama, kendisini, varlığını hatta her şeyi yok sayan ve kabul etmeyen kimseye, varlığını hissettirmekten ibarettir. Yani bir tedavi yöntemidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR