İffet nedir?

Tarih: 12.04.2026 - 16:51 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“İnsanın arzularını, tutkularını aklının ve inancının kontrolünde tutarak, Allah ve insanlar nezdinde kendisini küçük düşürecek davranışlardan sakınmasını sağlayan bir erdem” manasındaki iffet kavramının Kur’ân-ı Kerîm’de, “haya, vakar, kişinin kendi şahsiyet ve onurunu koruması” şeklinde yorumlanabilecek bir konumda kullanıldığı görülmektedir. (el-Bakara 2/273). Diğer bazı âyetlerde ise “insanın, kendisine ait olmayan bir mala el uzatmaması” (en-Nisâ 4/6), “edepli ve hayalı olması” (en-Nûr 24/33, 60) manasında kullanılmıştır. Hz. Peygamber de iffetli Müslümanlardan övgüyle söz etmiştir. (meselâ bk. Buhârî, “Tefsîr”, 9; “Ahkâm”, 16).

Ahlâk bilginlerine göre, ister mide istekleri olsun ister cinsel istekler olsun, her türlü nefsânî arzulara aşırı düşkünlük, insanı bir bakıma hayvanlaştırır. Çünkü hayvanlar gibi bu insan da tutkularını dizginleme erdemini gösterememiştir.

İslâm ahlâk kültüründe insanın nefsânî arzularına esir olma zaafına hevâ denmiş; bu zaaftan korunmanın da ancak aklın buyruğuna uymakla mümkün olacağı ifade edilmiştir. Nitekim Ebû Bekir er-Râzî’nin et-Tıbbü’r-rûhânî’si, İmam Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’i gibi birçok ahlâk kitabının ilk konuları akıl ve hevâ çatışmasına ayrılmıştır. Özellikle Gazzâlî İhyâ ve Mîzânü’l-amel gibi eserlerinde bu konuya büyük önem vermiştir. Başta Kur’ân-ı Kerîm ve hadisler olmak üzere İslâmî kaynaklarda hevâ, “insanın iyi ve kötü konusunda doğru seçim yapmasını ve akla uygun davranmasını önleyen nefsânî arzular” manasında kullanılır.

Kur’ân-ı Kerîm’de nefsânî arzularına aşırı düşkün olan, bu yüzden de inanç ve yaşayışında haktan ayrılan, isyana ve günahlara saplanan insan “hevâsını ilahı yapan” (el-Furkan 25/43; el-Câsiye 45/23) şeklinde anılmaktadır. Hz. Peygamber de, “En kötü kul, hevâsına kul olup da dalâlete düşen kimsedir” (Tirmizî, “Kıyâmet”, 17) buyurmuştur.

İşte iffet erdemi, insanı böylesine tehlikeli olan tutkulardan koruyup kollayan ve ona hayvanî eğilimleri, tutkuları karşısında bağımsızlık kazandıran ahlâkî bir donanımdır. Nitekim, başta Gazzâlî olmak üzere Müslüman ahlâk bilginleri ve mutasavvıflar, bu tutkulardan kurtulmayı gerçek hürriyet saymışlar; insanın kendini mânen geliştirmeye bu noktadan başlamasını lüzumlu görmüşlerdir.

Kaynak: Diyanet İslam İlmihali II. Cilt, İslâm ve Toplum

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun