Hz. Ömer, bazı Müslümanların deccalı, deccaliyeti inkar edeceğinden söz etmiş mi?

Tarih: 27.02.2021 - 10:50 | Güncelleme:

Soru Detayı

Hz. Ömer, bazı kimselerin deccalın çıkacağını inkar edeceğini söylemiş mi? Bu bilginin kaynağı nedir, bu tür insanlar başka hangi şeyleri inkar edecekmiş?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, Hz. Ömer (ra) yaptığı bir konuşmada bu konuya dikkat çekmiş ve şöyle demiştir:

أَلاَ وَإِنَّهُ سَيَكُونُ مِنْ بَعْدِكُمْ قَوْمٌ يُكَذِّبُونَ بِالرَّجْمِ وَبِالدَّجَّالِ وَبِالشَّفَاعَةِ وَبِعَذَابِ الْقَبْرِ وَبِقَوْمٍ يَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ بَعْدَ مَا امْتَحَشُوا

“Bu ümmet içinde bir kısım insanlar gelecek. Onlar recmi, deccali, kabir azabını, şefaati, cehenneme giren bazı kimselerin cezalarını çektikten sonra cehennemden çıkacaklarını yalanlayacaklardır.” (1)

Hz. Ömer bu konuda yaptığı ikaz ve uyarı ile, ileride Müslümanlar içinden (müfsid, bidatçi, inkarcı) bir takım insanların çıkacağını, bunların özellikle beş şeyi inkar edeceklerini açıklamıştır:

- İnkar edilecek şeylerden birincisi recm:

Öncelikle bunlar İslam hukukunda var olan, Hz. Peygamber tarafından da uygulanan recm cezasını (2) “Ben Allah’ın kitabında recmi (onu emreden bir ayeti) görmüyorum” diye inkar edeceklerdir. “Böylece Allah’ın farzlarından bir farzı bırakmakla dalalete düşerler. Dikkat ediniz! Şüphesiz recm gerçektir..” (3)

Hz. Ömer bu sözlerine “Zamanın insanlara uzayıp birinin şöyle demesinden korkmaktayım” diye başlamıştı. Ona göre recmi, deccali, kabir azabını, şefaati ve benzer hüküm ve meseleleri inkar etmek; İslamiyet’in gelişi üzerinden bir zaman geçtikten sonra ve (iman ve İslamiyet’in) zayıfladığı bir dönemde veya ahirzamanda olacaktır.

Bunların ve benzer konuların inkarına sebep de: “Bu hüküm Kuran’da yoksa İslam’da da yoktur” zihniyeti olacaktır. Oysa Hz. Peygamber (asm) Efendimiz recm cezasını (Hadd-i Zina) hicretin dokuzuncu yılında uygulamıştı. Recm cezasının uygulanışı ile ilgili bilgiler, hadis, fıkıh, tefsir, tarih.. kitaplarında mevcuttur. Sahabilerden, sahabe müçtehitlerinden, tabiinden ve tebeu tabiin alim ve müçtehitlerinden, mezhep alimlerinden ve müçtehit imamlardan hiçbiri recmi inkar etmiyordu. (4)

- İleride inkar edileceklerden biri de; Hz. Ömer’e göre deccal (ve deccaliyet) idi.

Bu da ileride, ahirzamanda, belki ahirzamandaki büyük İslam deccalı devrinde olacaktı. Herhalde bu inkar da, deccal konusu açıkça Kuran’da yer almadığı için olacaktı. Yani deccal ve deccaliyet konusu inkar edildiği gibi, büyük İslam deccalının deccal oluşu da inkar edilecekti. Deccal konusunu inkar edenler onun da deccal olduğunu inkar edecekler, onu deccal bilmeyeceklerdi. (5)

Oysa Kuran’da deccal konusu açıkça olmamakla birlikte deccala işaret eden ayetler vardır. (6)

Hadislerde de kıyamet alametlerinden birinin deccalın çıkması oluşu açıklanır.

İmam-ı Azam büyük bir müçtehid alim olarak el- Fıkhu’l-Ekber’inde deccalın (deccalların) çıkışının hak olduğunu söyler. Ahmed b. Hanbel, Tahavi, Eşaarî, Maturidî, Bakıllanî, Abdulkahir el-Bağdadi, Pezdevi gibi… ehl-i sünnet fakihleri ve kelamcıları aynı kanaattedirler. Hatta Mutezililer ve Şiilerde de deccalı inkar yoktur.

Deccal inancı ilk defa 20. asırda reddedilmiştir. Mesela; Mahmud Ebu Reyye “Edvâ ‘Alâ’s-Sünneti’l-Muhammediye” adlı kitabında deccal inancını bütünüyle reddeder. (7)

Deccalı inkâr edenler arasında 20. Asırda yaşamış Abdülkerim el-Hatib (bkz. el-Mehdi el-Muntazar, s. 112) M. Ferid Vecdi, Ahmed Emin, Hasan Hanefi gibileri de vardır. Yani Hz. Ömer’in açıklama ve ikazından çok zaman geçtikten sonra; Hz. Ömer’in kerameti veya ferasetiyle haber verdiği gibi; Müslümanlar içinden deccalı inkar eden bazı bidatçiler da çıkmıştır. (8)

Sahabe alim ve müçtehitlerinden, diğer büyük ve müçtehit alimlerden deccal ve deccaliyeti inkar eden görülmemiştir.

Hz. Ömer, ileride (İslam’ın zayıfladığı, iyi öğrenilip öğretilemediği, Müslümanların içinde dine muhalif yenilikler manasında bidatler, ayrıca irtidatlar, inkarcılık yaygınlaştığı bir devirde) cennetteki Kevser Havuzunun, kabir azabının, cehennemde cezasını çeken Müslümanların cennete gireceğinin de inkar edileceğinden korktuğunu haber vermiştir. (9)

Bu açıklamalardan sonra bazı konulara dikkat çekmeyi uygun görüyoruz:

1. Kuran’da açıkça deccal ve deccaliyetten söz eden bir ayet yoktur. Kuran’da “deccal” kelimesi geçmez. (10) Fakat Kuran’da deccal ve deccaliyet konusunun yer almaması, deccaliyetin ve deccalların olmadığı manasına gelmez.

2. Kuran’da açıkça geçmeyen bir konuyu, bu sebeple “Kuran’da yoksa, İslam’da da böyle bir konu yoktur” diye inkar etmek ve yok saymak asla doğru değildir. Mesela Kuran’da namazların rekatları yoktur. Bu durumda hemen Kuran’ın izahı, tefsiri, açıklaması ve uygulaması olan hadislere (sünnete), Allah’ın Elçisinin bu konudaki açıklamalarına bakmak gerekir. Çünkü Kuran’ı en iyi anlayan, anlatan, yaşayan, hükümlerini uygulayan odur.

3. Hz. Peygamberin bu şekilde açıkladığı ve tatbik ettiği konular ve hükümlerin farklı örnekleri vardır. Mesela Kuran’da namaz vakitleri, rekatları, kılınışı; zekatın miktarı, nelerden ne kadar verileceği; hac ve umre ibadetinin detayları.. gibi konulara açıkça rastlanmaz. (11) 

Bir konuyu sünnette, Hz. Peygamberin açıklamalarında, uygulamalarında görmek, Kuran’da görmek gibidir. Mesela namazda kıyama nasıl durulacağı, secdenin nasıl yapılacağı da Kuran’da yer almaz. Bunları bize Hz. Peygamber Efendimiz bizzat uygulayarak öğretir ve açıklar. Kimse dinde Hz. Peygamberin açıklamalarını ve tatbikatını görmezden gelemez. (12) Bu takdirde Kuran tam olarak anlaşılmaz.

4. Kuran’da olmasa da, sahih hadislerde olan bir açıklama ve hükmü yok saymak ve reddetmek sünneti ve hadisi inkar etmektir. İnsanı Peygamberliğin ve peygamberlerin inkârına sürükler. Ayrıca bu hal Allah’ın Elçisi olan zatın, Kuran’ı anlayışını, anlatışını ve uygulayışını kabul etmemektir, hafife almaktır, tezyif etmektir. (13)

Bu durum -Allah korusun- Allah’ın Elçisine ve onun açıklamalarına karşı gelmek muhalefet etmek; onu nazara almamak, onu çürütmek, aşağılamak, onu alaya almaktır. Peygamber Efendimizi bir tahkirdir. (14)

Bu durum ayrıca, Hz. Peygamber Efendimizin -haşa- Kuran’ı, dini, hakkıyla anlamadığını, yersiz, yalan yanlış, saçma açıklamalar yaptığını, Kuran’ın esrarını bilmediğini iddia etmek olur.

5. Kuran her şeyi bilen ilm-i muhitten geldiği için bitmez, tükenmez ilim kaynağı olan bir hazinedir. Onun işarî, gizli, remzî ve sarih olmayan, farklı delaletlerle ulaşılan manaları da vardır. Her asırda onun nasları, muhkem ayetleri kabul edildiği gibi, Rasulullah ve onun yolunda olan ulemanın açıkladığı “hakâik-i hafiyyesi” gizli, işârî, remzî ve açık olmayan manaları da vardır.

6. Peygamber Efendimiz Kur’an ve sünnetle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Size iki emir (emrayn) bıraktım. O ikisine yapıştığınız müddetçe sapıtmazsınız (dalalete gitmezsiniz). Allah’ın Kitabı ve Nebisinin sünneti.” (15)

Sahih sünnette olan, Kuran’da olan gibidir. Çünkü Rasulullah (asm) şöyle buyurmuştur:

"Şunu iyi biliniz ki bana Kur'an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Dikkatli olun koltuğuna kurulan tok bir adamın size: 'Sadece şu Kur'an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter.' diyeceği günler yakındır..."  (16)

Hz. Peygamber Efendimizin dinle ilgili olan hadisleri (sözleri, fiilleri ve takrirleri) de Kuran gibi vahiydir, vahyin kontrolündedir, “vahy-i gayr-i metluv”dur. Bu cihetle Kuran ve onun açıklamaları ve uygulamaları olan hadisler ve sünnet birbirinden ayrılmaz. Vahiy, Allah’ın dilediği emir, hüküm ve ilimleri peygamberine bildirmesidir. (17)

Vahiy, “Kuran Vahyi” ve “Beyan Vahyi”, “İlham ve İfham Vahyi” şeklinde üçe ayrılır.

Beyan Vahyi; Kuran’daki helalleri, haramları, kapalılıkları açıklamak için Rasulullah’a gönderilen vahiydir. İlham ve İfham Vahyi de Rasulullah’ın dinî konularda yaptığı açıklamalarla ilgili Allah’tan aldığı ilhamlardır. Nisa suresi 105. ayetinde bundan söz edilir. Yani Rasulullah’a Kuran dışında gelen vahiyler ve ilhamlar da vardır. (18)

7. Nevevi’nin Riyazu’s-Salihîn adlı muteber hadis kitabının 370. Babında, “Müteferrik Mevzular” başlığı altında (19) doğrudan deccal ve deccaliyetle ilgili on üç hadis bulunmaktadır. Ayrıca Riyazu’s-Salihin’in  205 numaralı hadisi de deccalla ilgilidir.

Bu hadisler farklı sahabeler tarafından rivayet edilmişlerdir. Mesela sadece adı geçen kitapta; deccal ve deccaliyetle ilgili olarak Nevvas b. Seman, Rebî’ b. Hırâs, Abdullah b. Amr b. As, Ümmü Şerîk, İmrân b. Husayn, Ebu Saîd el-Hudri, Mugîre b. Şu‘be, Abdullah b. Ömer bu konuda birer hadis rivayet etmişlerdir. (19)

Diğer yandan aynı kaynakta, Enes b. Malik üç hadis, (20) Ebu Hüreyre de bu konuda iki hadis rivayet etmiştir. (21)

Sadece 370. Bab’ta bu sahabilerden deccal ve deccaliyet hakkında on üç hadis rivayet edilmiştir.

8. Nevevi’nin aynı kitabında geçen bu hadisler araştırıldığında; bunların, Sahih-i Buhari’den, Sahih-i Müslim’den, Sünen-i Ebu Davud’dan, Sünen-i Tirmizi’den, Sünen-i İbn-i Mace’den, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inden alınan hadisler olduğu görülür.

9. Sahih-i Buharî’den alınan deccalla ilgili hadisler; bu kitapta, Enbiya, 3, 50; Fezailu’l-Medine, 9, 26, 27, Tevhid, 17, 31; Fiten, 26, 27, Cihad, 94, Menakıb, 25 konularından alınmıştır.

Sahih-i Müslim’den alınan deccalla ilgili hadisler ise; Müslim’in Sahih’inin Fiten, 82, 84, 90, 101, 102, 105, 108, 109,110, 112, 114, 115,116, 123, 124, 125, 126; İman 274; Müsafirin, 257; Mesâcid, 128 babındaki hadisleridir.

Tirmizi’nin Sünen’inde geçen deccalla ilgili hadisler, Fiten 56, 59, 60, 62; Zühd, 3; Menakıb, 6d’dan alınan hadisleridir.

İbn-i Mace’nin Sünen’inden alınan deccal konulu hadis ise; Fiten, 33. Bâbdandır.

Ebu Davûd’un Sünen’inden de deccalla ilgili olarak Melahim, 14 hadisi Riyâzu’s-Salihîn’de yer alır.

Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inden de deccalla ilgili iki hadis Riyâzu’s-Salihîn’de yer alır.

Görülüyor ki, bir misal olarak Riyâsu’s-Salihîn’in deccalla ilgili naklettiği hadisleri; sağlam ve sahih hadis kaynaklarını içinde bulunduran kitaplardandır. (22)

Durum bu iken, deccal ve deccaliyet konusu, Rasulullah’ın bu hadislerine (açıklamalarına) rağmen nasıl inkar edilebilir? Allah insaf versin.

10. Hz. Peygamber Efendimizi zaman zaman deccal ve deccaliyet ile ilgili açıklamalar yapmışsa, bunlar sahih hadis kaynaklarında yer almışsa, Allah’ın Elçisi (asm) bu hadislerinde “deccallar ve deccaliyet diye bir şey yoktur, bu inanç bir hurafedir, Kuran’da böyle bir konu isimlendirilme bulunmaz” demiyorsa, tam aksine onun özelliklerinden söz ediyor, onu kıyamet alametlerinden sayıyor, dualarında deccaldan Allah’a sığınıyorsa; demek deccal ve deccaliyet diye bir husus hadislerde vardır. Rasulullah da buna inanmakta, deccallardan ve deccaliyetten haber vermektedir.

Peki, Rasulullah’ın bildiğine, haber verdiğine, inandığına, anlattığına, öğrettiğine; biz nasıl inanmayacağız? Bu açıklamalarını, sahih hadisleri, yani onun sünnetini nasıl görmezden geleceğiz?

Eğer “Deccal ve deccaliyet” diye bir şey olmasaydı; Rasulullah bu konuda kendisine defalarca sorulan sorulara (23) “Böyle bir şey yoktur, bu bir hurafedir, uydurmadır, aslı yoktur” der, konuyu keser atardı. Sahabilerin bu konudaki merakına, deccalı sorma, öğrenme, araştırma isteğine de böylece son verirdi.

Diğer yandan; Peygamber Efendimiz bütün açıklamaları ve sünneti, uygulamaları vahiy dairesi içinde, vahyin ruhuna ve nuruna mutabıktır. Bu sebeple kaynağını Kuran’dan, vahiyden alır; yani açıklamaları, uygulamaları vahye dayalı sünnettendir.

Bu durumda deccal konusuna karşı çıkmak, muhalefet etmek, deccaliyeti inkar etmek, bu mevzuda Peygamber Efendimizin açıklamalarını görmezden gelmek, pek kolay değildir ve yanlış bir tutumdur.

Hz. Ömer’in verdiği bu bilgi de onun bir kerametidir, bütün zamanlara ama özellikle zamanımıza bakan önemli bir uyarıdır, ikazdır:

“Bu ümmet içinde bir kısım insanlar gelecek. Onlar recmi, deccali, kabir azabını, şefaati, cehenneme giren bazı kimselerin cezalarını çektikten sonra cehennemden çıkacaklarını yalanlayacaklardır.”

Kaynak:
1) Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/23; Abdürrezzak, Musannef, 7/330, 11/412; Ebu Yala, Müsned, 1/136; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî,, 11/434.
2) Buhari, Ḥudud, 24; Ebu Davud, Hudud, 26.
3) Müslim, Hudud, 3; İbn Mace, Hudud, 7.
4) Had ve hadd-i zina (Recm cezası) için bkz. Nur, 24/20; Sarıcık, Murat, Dört Halife Dönemi, Nesil Yayınları, İstanbul 2016, s. 208- 209; Diyarbekri, Hüseyin b. Muhammed, Târîhu’l- Hamîs, I-II, Dâru’s- Sâdır, Beyrut, ty., II,130; Buhari, Muhammed b. İsmail, Sahih, I- VIII, el- Mektebetü’l –İslâmiyye, İstanbul ty., VIII, 15.
5) Deccal ve Deccaliyet konusu için bkz. Sarıcık, Murat, Deccal, Nesil Yayınları, İstanbul 2013; Sarıcık, Murat, Peygamberler ve Hz. Muhammed,  Hilal Ofset, Isparta 2017, s. 230-360.
6) bk. Tahâ, 20/15; Ahzab, 33/63; Kamer, 54/1; Çelebi, İlyas, “Deccal”, DİA, IX, Ankara, 2019, s. 69-72.
7) Mahmud, Ebû Reyye, Edvâ ‘Alâs-Sünneti’l-Muhammediye, s. 155-158, 211-212.
8) Çelebi “Deccal”,  DİA, IX, s. 71-72.
9) Nevevi, Riyâzu’s-Sâlihîn, IV, 528.
11) Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Tarihi I, Fecr Yayınevi, Ankara 1996, s. 42-43.
12) Nursi, Bediüzzaman Said,  Mektûbat, Sözler Yayınevi, İstanbul 1977, (29. Mektup, Birinci Nükte).
13) Heyet, Büyük Lügat, TÜRDAV Yayınevi, İstanbul 1985, s. 1010, (Tezyif kelimesi)
14) Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/19-21, 364.
15) (bk. Taberanî,-el-Kebîr/Şamile, 5/163; Hâkim,1/93).
16) Ebu Davud, Sünnet, 6, İmare 33; Tirmizi, İlim 10
17) Lisanü’l-ʿArab, “vḥy” md.
18) bk. Nisa, 4/105; Yavuz, Y. Şevki, “Vahiy”, DİA, XLII, İstanbul 2012, s. 443.
19) bk. Nevevi,  Riyâzu’s-Salihîn, Terc., Mehmet Emre, Bedir Yayınevi, İstanbul 1974, s. 1057 vd. nr. 1805 vd. Nevevi,  Riyâzu’s-Salihîn, IV, 441, nr. 1812 vd.
19) bk. Nevevi, Riyâzu’s-Sâlihîn, IV, 440-473, nr. 1812-1824.
20) Nevevi, a.e. IV, 457-459, 468, nr. 1815, 1816, 1821.
21) Nevevi, a.e. IV, 468, 472, nr. 1822, 1824.
22) Nevevi,  a.e. IV, 440-472, nr. 1812-1823 nolu hadisler ve kaynakları.
23) bk. Deccalın Önemli Özellikleri ve Deccalla İlgili Hadisleri Nakleden Sahabeler, Sarıcık, Murat, Peygamberler ve Hz. Muhammed, Hilal Ofset, Isparta 2017, s. 245 vd. s. 248; Nevevi,  Riyâsu’s-Sâlihîn, IV, 466, nr. 1820.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun