Hz. Muhammed (asv)’in Kurayzaoğullarına uyguladığı Tevrat’ın hükmü, Tevrat’ın aslına uygun mudur? Onlara neden böyle bir hüküm uyguladı?

Tarih: 01.03.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1. Kurayzaoğullarının Peygamber Efendimiz (asm) ile olan anlaşmalarına göre, Hendek Muharebesinde düşman tarafından sarılan (kuşatılan) Medine'yi Müslümanlarla elele vererek müdafaa etmeleri gerekiyordu. (Sîre, 2/147-148)

Ne var ki, Kurayzaoğulları nankörlük ederek, Rasûlüllah (asm) ile olan muahadeyi bozan ve O'na karşı savaşa kalkışan Nadîrlilere katıldılar. Peygamberimiz (asm), Nadîroğulları Yahudilerini muhasara ederek yurtlarından sürüp çıkardığı halde Kurayzaoğulları Yahudilerini affetti. Yeni bir muahede ile onları yerlerinde bıraktı. (Buhârî, Meğâzî, 14; Müslim, Cihad ve Siyer, 20).

Buna rağmen Kurayzaoğulları Yahudileri sinsi düşmanlıklarını sürdürmüşler; Hendek kuşatması sırasında Nadîroğullarına ait casuslar, onları müşriklerle işbirliği yapmaya tahrik ve teşvik etmiş, onlar da bu propagandaya kapılarak şehrin savunma planlarını boşa çıkaracak şekilde içerden harekete geçmişlerdi. Fakat Cenab-ı Allah, kâfirlerin tuzağını boşa çıkarmış, Müslümanları bunların şerrinden korumuştu. (el-Vakidî, el-Meğâzî, Kahire 1367/1948, s.290).

Kurayzaoğulları bu hainlikle beraber, Peygamber Efendimizin (asm) tahkik ve sulh için gönderdiği heyete hakarette bulundular ve, "Resûlullah da kim oluyormuş? Muhammed'le aramızda ne ahid vardır, ne de akid." dediler. Hattâ daha da ileri giderek Peygamber Efendimiz (asm) için küstahça sözler bile sarfettiler. (Sire, 3/233; Tabakât, 2/74; Müslim, 3/1389)

Bununla da yetinmediler. Medine üzerine baskınlar düzenleyerek, Müslüman âile ve çocukları kılıçtan geçirme teşebbüsüne bile kalkıştılar. Bu hareketleriyle Müslümanları, harp endişesinden daha büyük bir telâş ve endişeye düşürdüler. Bu, Peygamber Efendimizin (asm) kendilerine lütufkâr davranmasına karşı açık bir nankörlük ve hıyânetti.

Hendek Muharebesinde on bini bulan düşman ordusu, büyük bir hezimete uğrayarak geri çekilmişti. Harpte müşrikler yanında yer alan Kurayzaoğulları da hayal kırıklığı içinde Medine'ye iki saatlik mesafede bulunan sağlam kalelerine çekilmişlerdi. Giriştikleri hâince hareketin farkında idiler.

2. Kurayzaoğulları, kendi reislerinden olan Ka'b bin Esed’in yaptığı teklifleri kabul etmeyip, savaşı tercih ettiler.

Benî Kurayza Yahudileri, yirmi beş gece süren muhasaradan sonra, başka çare kalmadığını anlayarak teslim olmayı kabul ettiler. Haklarında hüküm vermek üzere de Peygamber Efendimiz (asm)'den Sa'd bin Muaz'ın hakem seçilmesini ve onun vereceği hükme göre karar verilmesini istediler. Kendi seçtikleri hakemin, Tevrat’ta geçen hükme göre verdiği karar da uygulanmıştır. (bk. Sîre, 3/246-351; Tabakât, 3:422-325; Taberî, 3/56)

3. Kurayzaoğullarının isteğiyle kendilerine uygulanan Tevrat’taki hükmün, sonradan Tevrat’a sokulduğuna dair elimizde bir delil yoktur.

Bu hükmün özeti; alınan  malların bir nevi ganimet olduğu, bunlar arasında kadın ve çocukların da birer savaş esiri köle / cariye olarak alınacağı hususudur. Üç bin yıl önce yaşamış insanların kültürlerine uygun bir üslubu bu gün beğenmeyebiliriz. Fakat, farklı üsluplar aynı hakikati ifade edebilir ve bu farklılık farklı zaman ve zeminlere göre güzel veya çirkin olarak algılanabilir. Bu hakikatin kendisini değiştirmez.

Bu işin bir tarafı... Diğer yandan, aşağıdaki hadis-i şerife baktığımızda farklı bir sonuca varıyoruz.

“Benden önce kimseye helal olmayan ganimetler bana helal kılındı.” (Mecmau’z-Zevaid, 8/258).

Buna göre, Tevrat’taki ifadelerden anlaşılan ganimet meselesi, bu hadisteki ifadeye ters düşmektedir.

Kadınların esir olarak alınması konusu öteden beri insanlar tarafından kabul edilmiş bir teamül idi ki, Tevrat’ın bu ifadesi de o teamüllere uygundur. Bütün dünyada öteden beri geçerli olan evrensel bir hususu bir anda kaldırmanız mümkün değildir. Her devrin meselelerini kendi şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.

Beni Kureyza hakkındaki hüküm, Yahudilerin hakem olmasını istedikleri Sad b. Muaz’ın verdiği bir karar ise de, bu hüküm Allah ve Resulü (asm) tarafından da onaylanmıştır. Hadis ve siyer kaynaklarında bu konu detaylarıyla yazılıdır. Kur’an’ın ilgili ayetlerinin meali ise şöyledir:

“O kâfir düşmanlara içeriden destek vererek hıyanet eden Ehl-i kitaptan Beni Kurayza’yı da kulelerinden indirdi ve kalplerine korku saldı; bir kısmını öldürüp, diğer bir kısmını da esir aldınız.  Onların arazilerine, yurtlarına, mallarına, hatta sizin ayak bile basmadığınız topraklara sizi vâris yaptı. Allah her şeye kadirdir.” (Ahzab, 33/26-27).

Hz. Sad’ın bu hükmü Tevrat’ın da ilgili hükümlerine uygundur. Orada şu ifadelere yer verilmiştir:

“Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RAB'bin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz.”(Tesniye/Yasanın tekrarı, 10-14).

Hz. Peygamber (asm)'in -Sad’ın kararını dinledikten sonra- söylediği “Sad! Sen tamamen Allah’ın hükmüyle hükmettin."(İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri) manasındaki sözleri, bu hükmün Allah’ın rızasına uygun olduğuna bir işaret olduğu gibi, onun Tevrat’taki hükme de uygun olduğuna da delâlet etmektedir.

Bize düşen Allah’ın emir ve yasaklarına boyun eğmektir.

İlave bilgiler için tıklayınız:

Kurayza Oğulları hakkında bilgi verir misiniz?

Hendek Savaşı sırasında Müslümanlarla anlaşmalarını bozarak müşrik ordusuna yardım eden Benî Kurayza Yahudileriyle yapılan Benî Kurayza Gazası nasıl olmuştur? Yahudiler nasıl cezalandırılmışlardır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun