Hıristiyanlık'ta Âhiret İnancı Nasıldı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an-ı Kerim'in bildirdiğine göre, Hz. İsa daha beşikteki bir bebek iken, yeniden dirilişi haber vermiştir: "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabrimden çıkarılacağım gün bana selâm olsun" (Meryem, 33).

Öldükten sonra dirilişin Hz. İsa tarafından daha beşikte iken bildirilmesi, bu inancın önemini ve Hz. İsa'nın tebliğatında önemli bir yer tutacağını göstermektedir. Ayrıca böyle bir hakikate  daha beşikte iken işaret edilmesinde, o devirdekiler arasında âhireti inkâr fikrinin yaygın olduğu ve Hz. İsâ'nın bu inkârcılarla mücadele edeceğine dâir bir imâ hissedilmektedir. Nitekim, Hz. İsâ'ya ölüleri diriltme mucizesinin verilmesi ve âhireti inkâr eden yahudi fırkası Sadukîlerle mücadele ederek onların iddiâlarını cevaplandırması, o dönemde âhireti inkâr etmenin yaygın olduğunu gösterdiği gibi, bu inancın tebliğinin Hz. İsa'nın hayatında önemli bir yer işgal ettiğini de göstermektedir. "İman edenler, yahûdi, hristiyan ve sabiilerden Allah'a ve âhiret gününe imân edenler... için Rableri katında mükâfatları vardır..." (Bakara, 62)[1] gibi âyetlerde, asr-ı saadetteki hıristiyanların bir kısmının âhirete imân ettikleri bildirilmektedir. Hatta bu âyetin başlangıçta hıristiyan olan Selman-ı Farisî ve arkadaşları hakkında nâzil olduğu rivâyet olunmuştur. Arkadaşları ona Peygamber Efendimiz'in gönderilme vaktinin yaklaştığını, kendilerinin de ona ulaşırlarsa imân edeceklerini haber vermişlerdir[2].

 Bazı rivâyetler de, o dönemde hristiyanlar arasında bu inancın mevcud olduğunu göstermektedir: Cabir (r.a) şöyle demiştir: "Habeşistan'a hicret edenler geri döndüğünde Rasulullah (s.a.v): Bana  Habeş ülkesinde gördüğünüz en garip şeyi anlatır mısınız? deyince, ordakilerden biri şöyle der: Yâ Rasulalah, biz otururken, hristiyan rûhbanlarından yaşlı bir kadın yanımızdan geçiyordu. Kadın başının üzerinde bir testi su taşıyordu. Bir gencin yanından geçerken, genç bir elini kadının omuzları arasına koyarak itti. Bunun üzerine kadın dizlerinin üstüne yere çöktü, testisi kırıldı. Kalktıktan sonra o gence döndü ve şöyle dedi: Ey zâlim, ilerde bileceksin! Yüce Allah nihaî mahkeme için Kürsi'yi kurup öncekileri ve sonrakileri topladığında, el ve ayaklar yaptıklarını haber verdiğinde benimle senin durumun nasıl olacak bileceksin!

Cabir (r.a) diyor ki, bu olay kendisine haber verildiğinde, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Kadın doğru söylemiş, çok doğru söylemiş. Yüce Allah, güçlülerinden zayıflarının hakkı alınmayan bir kavme nasıl değer versin!?[3]

Bu hâdise, gerçek Hıristiyanlıkta âhiret ve cismanî haşre inanmanın bulunduğunu gösterdiği gibi, ilahî adaletin mazlûmun hakkını zalimden mutlaka alacağını ve âhirete imân etmenin insan için ne derece önemli bir teselli ve güç kaynağı olduğunu göstermesi açısından da önemlidir.

Yine, Habeşistan'a hicret eden müslümanların, Necaşî'nin huzurunda Meryem sûresinin baş taraflarını okumalarından sonra, Necaşî'nin ağlayarak, "bu kelâm şüphesiz, İsâ'nın haber getirdiği aynı kaynaktan çıkıyor"[4] demesi ve Kur'ân'ın Hz. İsâ hakkında bildirdiklerini dinledikten sonra tasdik etmesi, tahriften önce, Hristiyanlığın bildirdiği gerçeklerin İslâm'a ne derece yakın olduğunu göstermektedir.

Yahudilik'te bu mevzudaki en garip husus, Tevrat’ta âhiret inancının yer almadığı görüşü olduğu gibi, Hıristiyanlıkta da, insanları hesaba çekecek olan Zât'ın onların yaratıcısı olan Allah değil de, diğer insanlar gibi Allah tarafından yaratılmış biri olan Mesih olmasıdır. Bu garip durum hiç şüphesiz bir tahrif eseridir[5].

İncillere göre, cehennem azabı ebedîdir[6], ancak bazı hristiyan fırkalar, Allah'ın va'dinden dönmeyeceğini fakat, vaîdinden vazgeçebileceğini, dolayısıyla inkârcıları cezalandırmayıp, herkesi cennete koyacağını, ebedî azabın Allah'a yakışmadığını iddiâ etmişlerdir[7]. Bazı din bilginlerine göre ise, kendilerine ait bir sebep olmaksızın cennetten mahrum olanlar, sonunda oraya gireceklerdir[8].         İncillerde her ne kadar rûhla beraber bedenin diriltilmesi, cennet ve cehennemin maddî yönlerine de yer verilmişse[9] de, geçmişten günümüze kadar hristiyanlarda hakim olan görüş, cennette yeme içme ve evlilik gibi cismanî zevklerin, olmadığı görüşüdür[10]. Çünkü İncil müfessirleri, cennette cismanî lezzetlere delâlet eden ifâdeleri, mutluluk gibi manevî manalara hamledip, tevîl ederek, asıl manalarından uzaklaştırmışlardır[11]. Hatta, tâ asr-ı saadetten[12] günümüzü değin, hristiyanlar İslâmiyette cennet hayatındaki yeme, içme, evlilik hayatı[13], cennet hûrileri, cennettte köşk ve sarayların, nehirlerinin, yakut, inci v.s. nin bulunması gibi hususları yadırgamış, çok defa hafife almış ve İslâm'a bir saldırı malzemesi olarak kullanmışlardır[14]. Hıristiyanları böyle bir inanca iten sebeplerden birisinin de, yeniden dirilişteki bedenlerin farklı olup, insanın bu bedeni içinde insanüstü bir keyfiyet kazanacağına ve âdetâ melekleşeceğine[15] dâir inançları olduğunu söyleyebiliriz.

Hıristiyanlıkta her ne kadar bir berzah âlemi inancı varsa da, bu hususta bütün mezhepler müttefik değildir. Katoliklerde kabir azabına benzetilebilecek bir mathar (purgatoir)[16] inancı vardır. Buna göre, Mathar'a günahlarından tam arınmamış olarak ölen kimseler girer, temizleninceye kadar orada kalır ve daha sonra semâya yükselirler. Ancak matharda meleklerin suâl sorması yoktur. Ölünün rûhunun muhakemesi husûsu da, açık bir şekilde belirtilmemiştir. Buna karşılık, Ortodoks ve Protestanlarda ise kabir azabı ve nimetleri yoktur[17].

Hristiyanlar'ın Hz. İsa'ya uluhiyet nisbet etmelerinin yanında, onun kıyamet saatini bilmediğini söylemeleri garip bir durumdur. Hatta İncil müfessirlerinden birisinin ifâdesiyle, Mesih ilâh olması hasebiyle kıyamet vaktini tayin etmiş fakat, insan olması itibariyle de vaktini bilmemektedir (!)[18]

Hıristiyanlara göre şefaat bu dünyada gerçekleşir. Bu durum hıristiyan rûhanilerine büyük bir hükümranlık getirmiştir. Onlara göre Allah rûhbanların fiillerine tabi'dir, onların yeryüzünde aldıkları kararlar semada da makbûl ve geçerlidir[19].

Allah'ın emir ve yasaklarına mukabil, gerçekleşecek olan ilahî müeyyide, mükâfat ve mücâzatın yeri Tevrat'ta devamlı olarak dünya, İnciller'de ise, tam aksine devamlı olarak âhiret gösterilmiştir. Böylece Tevrat insanın yüzünü devamlı olarak dünya hayatına, İnciller ise, âhiret hayatına çevirmiştir. Her konuda sırat-ı mustakim yolunu gösteren Kur'ân'ı Kerîm ise, bu ifrat ve tefritten uzak olarak, bu iki ucu mutlu bir sentezde uzlaştırmıştır[20].

Şimdi, günümüzdeki İnciller'den uhrevî meselelerle alakalı örnekler verelim:

Kıyametin kopması Kur'an da ifâde edilenlere benzer tarzda şöyle anlatılıyor: "... Güneş kararıp, Ay kendi ışığını vermeyecek ve yıldızlar gökten düşüp, göklerin kuvvetleri sarsılacaktır",

İnciller'de, Hz. İsa'nın Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesinin örneklerini de görüyoruz: "... Ve yanaşıp tabuta dokununca onu götürenler durdular. O da, ey genç sana kalk diyorum! deyince ölü kalkıp oturdu ve söylemeğe başladı. Ve onu annesine teslim etti"[21].

Kıyamet gününde Mesih'in insanları hesaba çekeceği  şöyle anlatılıyor: "Zira Mesih'in mahkemesine hepimizin çıkması lazımdır ki, her birimiz kendi amellerine göre - gerek hayır, gerek şer- cesedde yaptığı şeylere nâil ola"[22].

Tevhid akidesini savunan Barnabas İncil'inde ise, diğer akidevî meselelerde olduğu gibi âhiret, cennet ve cehennemle alakalı hususlarda da, Kur'ân'ın naklettiklerine yakın pek çok ifâdelere raslamak mümkündür. Bu incilde âhiretle alakalı teferruât meselelere dahi yer verilmiştir.  Cennette farklı dereceler olup olmadığına dâir sorulan bir soruya verilen cevap bunun bir örneğidir: "Bartelemus dedi: Ey Muallim! cennetin ihtişamı herkes için eşit mi olacak? Eğer eşitse bu adaletli olmayacaktır. Eğer eşit değilse daha az olan daha çok olanı kıskanacaktır. İsa cevap verdi: Eşit olmayacaktır. Çünkü Allah adildir. Ve herkes de razı olacaktır. Çünkü orada kıskançlık yoktur. Söyle bana Bartelemus, pek çok hizmetçileri olan bir efendi var ve hizmetçilerin hepsine aynı elbiseleri giydiriyor. O zaman kendilerine  çocuk elbiseleri giydirilen çocuklar yetişkinlerin kıyafetinde olmadıkları için üzülürler mi?"[23].


[1]. Keza bkz. Mâide, 69; Hac, 17.
[2]
. Maverdî, I, 133.
[3]
. Ebu Abdillah Muhammed b. Yezîd  b. Mâce el-Kazvinî. es-Sünen, thk., Muhammed Fuâd Abdulbaki, Daru'l-Kütübi'l-ilmiyye, Beyrut, tsz., Fiten, 20, II, 1329.
[4]
. Bkz. Muhammed b. İshâk b Yesâr, Siretu İbn İshâk, thk., M. Hamidullah,  Konya, 1981, s. 196; İbn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, thk., M. es-Sakâ ve arkadaşları, Beyrut, tsz. I, 336-337.
[5]
. Hristiyanlıkta her ne kadar, öldükten sonra hesaba çekilmeye inanılsa da, Mesih'in kendini kurban etmesi inancı onları bu hususta ferahlatmıştır. Bu inanç insanların, yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını ve ölümden sonra kendilerinden hesap sorulmayacağını imâ etmektedir (Ataurrahim, s. 174).
[6]
. Bkz. Markos, III, 29.
[7]
. Şehristanî, s. 251.
[8]
. Yıldırım, Mevcut Kaynaklara Göre Hıristiyanlık, Işık yay., İzmir, 1996, s. 217.
[9]
. Bkz. Matta, X, 28; XIII, 43; Markos, IX, 43-48; Luka, Luka, XVI, 24; Yuhanna, Vahiy, XXI, 8.
Bu âyetlere rağmen, Sadukîlerin âhireti inkâr hususunda, Hz. İsâ'ya yönelttikleri, çok kimseyle evlenip kocaları ölmüş bir kadının cennette kiminle evleneceği sorusuna, Hz. İsâ'nın, "Kıyamet gününde evlenme yoktur, cennetlikler  göklerdeki melekler gibi olurlar"  (bkz. Matta, XII, 18-25) demesi ise, incillerdeki (hatta aynı incildeki) çelişkilerin bir örneğidir.
[10]
. Bkz. Ebû Ataillah, s. 376 (el-Kenzu'l-Celîl fî Tefsiri İncil, I, 464'den); Addison, s. 172.
[11]
. Ebu Ataillah, s. 376.
[12]
. Ehl-i kitaptan birisinin, "sen cennetliklerin yiyip içeceklerini mi iddiâ ediyorsun" sorusu üzerine, Resulullah (s.a.v), "Evet! Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, cennetlik bir kimseye, yeme, içme, cima' ve şehvette yüz adam kuvveti verilir" cevabını verince, o adam, "Yiyip içen kimsenin ihtiyacı olur, cennette ise eziyet verici şeyler yoktur" demiş, Resulullah (s.a.v) da şöyle buyurmuştur: "Onların ihtiyaçlarıderilerinden misk kokusu vererek çıkan ter damlalarına dönüşür" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Daru'l-Fikr, Beyrut, tsz., I, 63).
[13]
. Hristiyanlar böyle şeylerin cennette olmasının, cennetin kudsiyetine aykırı olduğunu iddiâ etmişlerdir. Ancak, yukarda geçen hadîs-i şerifte de belirtildiği gibi, hakikatte, bu işler cennete layık bir keyfiyet kazanacaktır. Çünkü âhiretin her şeyi o âleme münasip olacaktır.
[14]
. Abdullah et-Tercüman el-Endelusî, Tuhfetu'l-Erîb fî'r-Reddi alâ Ehli's-Salib, Hakikat Kitabevi, İstanbul, 1983, s. 53; Rahmetullah el-Hindî, İzhâru'lHakk, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, 1993, s. 330; Ebu Ataillah, s. 377.
Aslında İslâmiyette, cennet ni'metlerinin sadece cismanî olduğu şeklinde bir iddiâ yoktur. Rûhanî nimetlerden de bahsedilmiş ve bu nimetlerin daha üstün olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, cismanî lezzetler rûhanî lezzetler için bir engel teşkil etmez. Şu âyette,  rûhanî bir lezzet olan Allah rızasını kazanmanın cismanî lezzetlerden daha değerli olduğu açıkça ifâde edilmektedir: "Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, içlerinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va'detti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur" (Tevbe, 72).
[15]
.Louis Figuer. Le Lendemain De La Mort, Libraire Hachette, Paris, 1881, s. 60; Addison, s. 172.
[16]
. Purgatoir lügatte, günahlardan arınmak üzere, mü'min (hıristiyanların) rûhlarının bir süre kaldıkları yer, a'râf, acı çekme yeri ve süresi manalarına gelmektedir (Saraç, s. 1134-1135). Arapça'ya mathar (temizlenme yeri) olarak tercüme edilmiştir (bkz. Cabbur Abdunnur, Süheyl İdris. el-Menhelu'l-Karîb, 4. bsk., Daru'l-Adâb, Beyrut, 1983, s. 278.
[17]
. Ebu Ataillah, s. 95; Yıldırım, s. 217.
[18]
. Ebu Ataillah, s. 117.
[19]
. A.g.e, 221.
[20]
. Bkz. Draz, s. 154, 182.
[21]
. Luka, VII, 15-16.
[22]
. Pavlos, Resûl'un Korintoslular'a 2. Risâlesi, V, 10.
[23]
. Barnabas İncili, çev. Mehmet Yıldız, Kültür Basın Yayın Birliği, İstanbul, tsz., s. 308.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.