Hasedin onda dokuzu İranlılarındır sözü hadis mi?

Tarih: 11.08.2026 - 08:11 | Güncelleme:

Soru Detayı

Haset ondur, dokuzu İranlılara, kalanı da diğer insanlara verilmiştir, anlamında bir hadis var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Haset ondur, dokuzu İranlılara, kalanı da diğer insanlara verilmiştir, anlamında bir hadis-i şerif bulamadık.

Bazı özelliklerin bazı Miletlere ait olduğunu ifade eden farklı rivayetler vardır. (bk. Taberi, Târîh, 4/59; Hâtib el-Bağdâdî, el-Buhalâ, s. 285; Hindi, Kenzü'l-Ummâl, no: 34117)

Ancak bu rivayetlerin çok zayıf ya da uydurma olduğu ifade edilmiştir. (Suyuti, Leali, 1/157; Şevkani, el-Fevaidu’l-mecmua, 1/490)

Ayrıca, rivayetler arasında uzunluk ve kısalık olduğu gibi, aralarında çelişkiler de vardır. Örneğin, birinde hayânın dokuzu Araplarda diğerinde hayânın dokuzu kadınlarda; birinde cesaret dokuzu Sudanlılarda diğerinde Cömertliğin dokusu Sudanlılarda şeklinde geçer.

Bu rivayetlerden biri şöyledir:

“Hafıza (koruma, muhafaza) on parçaya ayrılmıştır; dokuzu Türklere, biri diğer insanlara verilmiştir.

Cimrilik on parçaya ayrılmıştır; dokuzu İranlılara, biri diğer insanlara verilmiştir.

Cömertlik on parçaya ayrılmıştır; dokuzu Sudanlılara, biri diğer insanlara verilmiştir.

Cinsel arzu ve şehvet on parçaya ayrılmıştır; dokuzu Hintlilere, biri diğer insanlara verilmiştir.

Hayâ on parçaya ayrılmıştır; dokuzu kadınlara, biri diğer insanlara verilmiştir.

Haset on parçaya ayrılmıştır; dokuzu Araplara, biri diğer insanlara verilmiştir.

Kibir on parçaya ayrılmıştır; dokuzu Rumlara, biri diğer insanlara verilmiştir.” (Taberi, Tarih, 4/59)

Başta da ifade ettiğimiz gibi bu rivayetler sahih değildir, hadis uzmanları bu rivayetlerin aşırı zayıf hatta uydurma olduğunu söylemişlerdir.

Eğer, bu rivayetlerin içinde sahih bir yön varsa, bunu nasıl anlaşılacağı konusunda bazı değerlendirmeler yapılabilir:

Öncelikle burada modern anlamda “millet” ve “milliyet” kavramlarını doğrudan metne taşımamak gerekir. Rivayetlerde geçen Türkler, Farslar, Araplar, Rumlar, Hintliler ve Sûdân halkları, günümüzdeki milliyet ve vatandaşlık anlayışlarıyla birebir örtüşmeyebilir. Ayrıca “on parçanın dokuzu” ifadesini de modern anlamda yüzde doksanlık bilimsel veya istatistiksel bir oran olarak anlamamak gerekir.

Bununla birlikte rivayetlerde dikkat çekici bir hikmetli düşünce görülebilir: İnsanlara ve toplumlara farklı kabiliyetler, eğilimler ve karakter özellikleri verilmiş olabilir; fakat asıl mesele bu özelliklerin nasıl kullanıldığıdır. Bir özellik, doğru yönde kullanıldığında fazilete; yanlış yönde kullanıldığında ise bir kusura dönüşebilir.

Mesela cesaret, hakkı savunmakta kullanılırsa şecaat; zulümde kullanılırsa saldırganlık olur. İnat duygusu, hayırda sebat etmeye vesile olursa güzel bir özellik; yanlışta ısrar edilirse kötü olur. Rekabet duygusu, insanı hayırda yarışmaya sevk ederse faydalıdır; başkasının nimetinin yok olmasını istemeye dönüşürse haset olur. Maddi imkân, cömertlikte kullanılırsa nimet; ölçüsüz harcanırsa israf olabilir.

Bu açıdan bakıldığında, bir insanda veya toplumda belirgin olan bir özellik yalnızca bir “üstünlük” değil, aynı zamanda bir imtihan ve sorumluluk da olabilir. Kendisine güçlü bir kabiliyet verilen kimsenin sorumluluğu da o kabiliyeti doğru yerde kullanmaktır.

Dolayısıyla bu rivayetleri, “Şu millet iyidir, şu millet kötüdür” şeklinde anlamak doğru olmaz. Kur'an'ın ölçüsü millet veya soy değil, takvadır: “Allah katında sizin en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13).

Bu bakımdan rivayetlerden çıkarılabilecek en faydalı ders, başkalarının hangi özelliğe sahip olduğunu araştırmaktan ziyade insanın kendisine verilen özellikleri nasıl kullandığını sorgulamasıdır. Çünkü aynı kabiliyet kişiyi yükseltebileceği gibi, yanlış kullanıldığında onu günaha da sürükleyebilir.

Kısaca:

İnsana verilen özellik onun üstünlüğünü değil, imtihanını gösterir. Asıl değer, sahip olunan kabiliyetin hangi yönde kullanıldığıyla ortaya çıkar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun