Habil, kardeşi Kabil’in cehennemde yanmasını nasıl ister?

Tarih: 30.03.2014 - 15:09 | Güncelleme:

Soru Detayı

- "Habil kendisini öldürmek isteyen kardeşine cehennemde yanması için temennide bulunuyor. İnsan kardeşinin kendisini öldürmesine karşın onun için cehennemde yanmasını nasıl ister? Kuran’da her şeyin basit anlaşılır ve rahatsız edici olmamasını beklerdim. Zaten ilk Türkçe okumaya başladığımda şok olmuştum. Beni ferahlatacağına iyice boğmuştu."

Bu sözler ateist muhatabıma ait, sizin vermiş olduğunuz cevabı kendilerine yönelteceğim, bu konuda yardımcı olur musunuz? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kur’an’da, Kur'an "ayetleri açıklanmış kitap" (Hud, 11/1) olarak vasıflandırılmıştır. Ancak bu, onun herkes tarafından bilinebileceğini değil, konuların Allah tarafından gerçeğe uygun olarak açıklandığını ifade etmektedir.

Meşhur bir tâbirle ve daha doğru varyantıyla: "Hem Arapça hem de Rabça" olan Kur'an’ın ayetlerinin açıklığı da Rabçadır. Eğer öyle olmasaydı, Arapçayı bilen herkesin birer allame; birer Zemahşerî, Sekkâkî, Fahreddin Râzî, Kadı Beydâvî  vs. olması gerekirdi.

 "Şüphesiz, biz onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik." (A'râf, 7/52)

mealindeki ayette geçtiği üzere, Kur'an'daki bu "açıklama / açık-seçiklik" işi, ilmî kurallara bağlı olarak yapılmıştır. Onların bilinmesi ise ilmî birikimlere muhtaçtır. Kıyamete kadar gelen bütün insanlara hitap eden Kur’an’a, her çağda yeni bir takım yorumların getirilmesi, farklı bilgi birikiminin bir yansımasıdır.

- Kur’an sadece bizim gibi basit fikirli, bilgisi çok az olan insanlara değil, aynı zamanda başta ilk muhatap Hz. Peygamber (asm) olmak üzere en zeki ve en bilgili olan sahabe ve İslam alimlerine de hitap ediyor. Bu sebeple, kullandığı ifadelerin bir kısmını herkes anlamayabilir. Herkes, herhangi bir ilim dalındaki her meseleyi bilmediği ortada iken, Kur’an gibi her şeyin bilgisini ihtiva eden bir kitabın her konusunu kavrayamaması son derece normaldir.

Burada sözü fazla uzatmadan Bediüzzaman Hazretlerinin Kur’an’ın bu özelliğiyle ilgili şu ifadelerini görmekte büyük fayda olduğunu düşünüyoruz:

“Evet Kur'an'ın hitabı, evvela Mütekellim-i Ezelî'nin rububiyet-i âmmesinin geniş makamından, hem nev'-i beşer, belki kâinat namına muhatab olan zâtın (Hz. Peygamberin) geniş makamından, hem umum nev'-i beniâdemin bütün asırlarda irşadlarının gayet vüs'atli makamından, hem dünya ve âhiretin ve arz ve semavatın ve ezel ve ebedin ve Hâlık-ı Kâinat'ın rububiyetine ve bütün mahlukatın tedbirine dair kavanin-i İlahiyenin gayet yüksek ve ihatalı beyanatının geniş makamından aldığı vüs'at ve ulviyet ve ihata cihetiyle o hitab, öyle bir yüksek i'caz ve şümul gösterir ki; ders-i Kur'an'ın muhatablarından en kesretli taife olan tabaka-i avamın basit fehimlerini okşayan zahirî ve basit mertebesi dahi en ulvî tabakayı da tam hissedar eder.” (Sözler, s. 451-452)

Bunun özeti şudur: Kur’an, bütün kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olan Allah’ın kelamıdır. Kâinatta cari olan bütün ilahi kanunların hakikatlerinden bahseden bir kitaptır. Bütün insanların, cin ve meleklerin, hatta bütün kâinatın bir nevi temsilci hükmünde olan Hz. Muhammed (asm)’in bu geniş temsil kabiliyetine bir hitaptır. Bütün insanların dünya ve ahiret hayatındaki en mutlu rotalarını çizen ve onları bu rotada durdurmak için irşat eden mürşit bir kitaptır… Bu yönüyle Kur’an’ın ifadeleri çok geniş, sözcükleri çok manalı, manaları çok kapsamlıdır. Bu açıdan bakıldığında Kur’an’ı bir ilkokul kitabı kadar açık olmasını beklemek yerden göğe haksızlıktır.

- Asıl sorumuza gelince;

İlgili ayetlerin meali şöyledir:

“Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: 'Seni öldüreceğim' dedi. O da: ‘Allah, ancak (kurbanı) müttakilerden (Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselerden) kabul eder.’ dedi. (Ve devam etti:) 'Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!' (Maide, 5/27-29)

Bu ayette bir kardeşin meal olarak zikredilen “Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın.” ifadesini şöyle anlamak mümkündür:

a) Burada gerçekten kardeşinin onu öldürüp cehennem gitmesini istemek değildir. Bu ifade, karşılıklı düşmanca tartışan ve birinin diğerini öldürmek istediği bir ortamda “mübalağa sanatı” içerisinde söylenmiş bir sözdür. Çünkü, burada kullanılan bu ifadeden maksat, öldürülecek olan kardeşin, katili olacak kardeşine bunun cezasını hatırlatmaktır. Âdeta şöyle demiştir:

“Aslında ben seni öldürebilirim (ki Habil’in Kabil’den daha güçlü olduğuna dair kaynaklarda bilgi var). Fakat ben seni öldürmem. Çünkü ben cehenneme gitmek istemem. Eğer sen beni öldürürsen cehennemi boylarsın. Zaten ben de senin bu akıbetini görmek isterim...” Bu gerçek bir istek değil, sözün gelişi olarak kullanılan bir ifadedir.

b) Hz. Âdem’e gelen vahiyde katil olan kimsenin cehenneme gideceğine dair bilgi de yer almıştı. Bu iki kardeşin bu konuda bilgi sahibi oldukları bu ayetlerden de anlaşılıyor. Bu bilgi ancak vahiyle mümkündür.

O halde, burada Habil, Allah’ın iradesine uygun bir ifadeyi kullanmayı tercih etmiştir. Katil zalimdir; zalim ise cehennemliktir. Bu ayetlerin son cümlesi olan “Zalimlerin cezası işte budur.” mealindeki ifade bunu göstermektedir.

İşte Habil, Allah’ın bu cezasını ön gören iradesine uygun bir iradeyi ortaya koymuştur. Çünkü, Habil “Senin beni öldürüp cehenneme gitmeni istiyorum.” demiyor. “Eğer beni öldürürsen, cehenneme gitmeni isterim.” diyor. Habil’in bu isteği, Allah’ın isteğiyle örtüşmektedir. O da zalimlerin cehenneme gitme isteğidir. Dolayısıyla burada yanlış bir tutum söz konusu değildir. (krş. Zemahşeri, ilgili ayetlerin tefsiri)

c) İlgili ayetlerin ifadelerinden anlaşıldığı üzere, bu ortamda kavga öyle kızışmış ki, bu işin ancak ölümle biteceği görülmüştür. İşte bu manzara karşısında düşünmeye başlayan Habil kardeşine şöyle der: “Sen beni öldürmek istiyorsun. Fakat ben seni öldürmek istemem. Çünkü ben Allah’tan korkarım. Ve sen de -karar vermene rağmen- kolay kolay beni öldüremezsin, ancak bir gaflet anıma rast getirip de beni öldürebilirsin. Şunu unutma ki, böyle durumda beni öldürmen cehennemi boylaman anlamına gelir."

Burada iki  seçenek var:

Habil kardeşine vaaz-u nasihat etmek istemiş ve şöyle demiştir:

“Ben, senin beni öldüreceğine dair kanaatimi esas alıp bu zanla seni öldüremem. Çünkü bu, Allah’a karşı bir isyandır. Ben  bunu arzu etmem.”

 “Böyle bir zanla hareket edip seni öldüremem. Tabii ki, bu tutumum, bir yönden senin beni öldürmene ışık yakmak anlamına da gelir. Ancak ben 'Katil olup Allah’a karşı isyan eden kimse olmaktansa, senin beni öldürüp cehenneme gitmeni tercih ederim.” (krş. Razî, İbn Aşur, ilgili yer)

Demek ki, burada ya katil veya maktul olmak gibi iki seçenek karşısında kalan Habil, kardeşinin katil olmasını tercih etmiştir. Yani Allah’a karşı gelmekten sakınmıştır. Bu seçeneğini, “istek” olarak ifade etmiştir.

d) Habil kardeşinin katil olmasını değil, onun katil olması durumunda cezasını çekmesini istemiştir. Bu ise meşru bir istektir. (bk. Razi, İbn Aşur, ilgili yer)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun