Günün ekonomik ve sosyal şartlarını düşünerek sahip olunacak çocuk sayısına bir sınır koymak meşru olabilir mi? Peygamberimiz (asv)'in bu konudaki uygulaması nasıl olmuştur?

Tarih: 20.04.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sahip olunacak çocuk sayısını, her ailenin kendi gücüyle ilgili özel bir meselesi olarak görmek mümkündür. Çünkü farklı imkân sahibi ailelerin farklı istek ve arzuları olabilir. Hem maddi bakım hem de manevi terbiye açısından gücünün yeteceğini düşünenler, başkalarının fazla bulduğu çocuk sayısını az bile bulabilirler. Buna yanlış gözüyle de bakılmaz.

Demek ki aile bu konuda kendi gücünü gözden geçirmeli, ne kadarına bakabileceğini, terbiye edip eğitiminde muvaffak olabileceğini düşünüyorsa o kadarını Rabb'inden dileyerek tedbirini almalıdır.

Ancak hemen ifade etmeliyiz ki, çocuk sayısını belli sınırda tutmak için hamile kalmayı önleyen tedbir almak caizdir. Fakat hamilelikten sonra oluşan cenini aldırarak sınırı korumak ise caiz değildir. Bu farkın farkında olmak gerekir. Çünkü hamile kalmayı önlemek için, ilaç kullanıp belli çarelere başvurmakta sadece oluşumu önlemek var, bir varlığı yok etmek gibi vebal söz konusu değildir. Buna mahzursuz gözüyle bakılmaktadır.

Ama hamilelikten sonra oluşmaya başlamış insan adayını aldırmanın caiz olmayacağı bilinmelidir. Rahimdeki bu varlığı aldırmanın caiz olabilmesi için, annenin hayati tehlikesinin bulunması gibi mazeretlerin mevcut olması gerekmektedir.

Hatta çocuk sayısını sınırda tutmak için, doğum yapabilen hanımı kısırlaştırmaya sebep olacak tedbirin de caiz olmadığı görüşü benimsenmiştir.

Çünkü günün birinde şartların değişmesi halinde, yeniden çocuk sahibi olmayı isteyecek insanın önüne kısırlık gibi çaresiz bir engel çıkabilir. Böylece gerektiğinde doğum yapabilecek kadını çocuk sahibi olamayacak hale getirmenin vebal ve pişmanlığı derin olabilir.

Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam, ashabının hamile kalmayı önleyen tedbirler almalarına engel olmamış, o günün şartlarına göre oluşumu önleyecek korunma ilaçları kullanılmasına yasak koymamıştır. Ancak kendisi, "Ben ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim." (bk. Abdürrezzak, Musannaf, nr. 10391, 6/173; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:269, no: 3366) buyurarak, çocuk sayısını azaltma yönünde bir tercihi de ve teşebbüsü de görülmemiştir.

Nitekim ilk hanımı Hatice validemizden tam altı çocuğu, Mısırlı Mariye validemizden de İbrahim'i dünyaya geldiğinden, üçü erkek, dördü kız olmak üzere tam yedi çocuk babası olma mutluluğunu yaşamış, böyle örnek olmuştur. Ne var ki, yedi kişilik nesl-i Nebi'den altısı, Efendimiz (a.s.m.) Hazretleri'nin hayatında vefat etmiş, hepsinin de ölüm acısını yaşayan Efendimiz (asv), ümmetine sabırlı bir aile reisi örneği de vermiştir.

Sadece geriye kendisinden altı ay sonra vefat eden Fatıma (r.anha) validemiz kalmış, nesli de, Hazreti Ali (ra) ile evlendirdiği Fatıma (r.anha) validemizden devam etmiştir. Kız çocukları Zeyneb, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma validemiz. Erkek çocukları Kasım, Abdullah, İbrahim.

Sözün özü: Efendimiz (asv), ümmet olarak iftihar edeceği bir nesil yetiştirmemizi istemiştir bizden.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun