Günahkar kişi, herkesi feda etmek isteyecek mi?

Tarih: 26.11.2020 - 16:35 | Güncelleme:

Soru Detayı

Mearic 10-14: Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
Bu ayette günahkar derken inkarcılardan mı bahsediyor? Yoksa bilmeden imanı kaybeden kişi de aynı hükümden mi? Ya da mümin olarak ölen ama günahları daha çok diye önce cehenneme sonra cennete gidecek biri de dahil mi? Yani diyelim mümin bilmeden küfre düştü ve öyle öldü o da tüm herkesi feda etmek ister mi? Veya bir kişi mümin olarak oldu ama cehenneme gitti en başta. O kişi de sonradan cennete gidecek olmasına rağmen bu ayetteki gibi tüm herkesi feda etmek isteyecek mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin mealleri şöyle de olabilir:

“Öyle ki, o günün dehşetinden dost dostun halini sormaz.

Oysa onlar birbirlerine de gösterilirler. Fakat inkarcı suçlu ister ki, mümkün olsa da o günün azabından kurtulmak için fidye olarak verse oğullarını!

Eşini, kardeşini!

Kendisine kol kanat geren bütün sülâlesini!

Yeryüzünde kim varsa hepsini! Bunları verse de sonra kurtarsa kendisini!” (Mearic,70/10-14)

Bu ayet, herhangi bir tevile imkan vermeyecek kadar açıktır. Tefsir kaynaklarında da ayetlerin meallerine uygun açıklamalar yapılmıştır. (misal olarak bk. Taberi, Maverdi, Semerkandi, Razi(İlgili ayetin tefsiri).

Ayette geçen "Mücrim", kafir anlamındadır. Bu kelimenin, bütün günahkarları içine alan bir ifade olduğu da ileri sürülmüştür. (bk. Razi, Mefatih, ilgili ayetin tefsiri)

Kıyamet olayının; inkarcı ve mücrimlerin mahşer ve hesap ortamında yaşadıkları derin bunalımın; onları bu akıbete sürükleyen başlıca kötülüklerin ve cehennem azabının kısa fakat kuşatıcı ve oldukça etkileyici bir anlatımı olan bu ayetlerde, ilahî kudret ve hikmetin verdiği düzen içinde varlığını sürdüren gök cisimlerinin vakt-i merhûnu gelince yine Allah'ın iradesiyle erimiş madenlere, dağların atılmış yüne, pamuğa dönüşeceği bildirilmekte; bu tasvirin ardından da insanın akıbetinden sarsıcı bir kesit verilmektedir.

Buna rağmen o gün suçlu kişinin, en değerli varlığı olan eşini, çocuklarını ve diğer yakınlarını, sevdiklerini, dahası bütün yeryüzündekileri gözden çıkaracak ölçüde dehşetli bir psikolojik bunalım, kaygı ve korkuya kapılacağı anlatılmaktadır.

O gün, kişi candan bildiği dostuna rastlasa bile sahip çıkmaz ve ilgi de duymaz. Çünkü o gün emir yalnız Allah'ındır. Kime şefaat izni verirse, ancak o şefaat edebilir. Böylece günün dehşetinden, ilahî adaletin tecellisi karşısında herkes kendi ameli ve göreceği karşılığıyla meşgul olur, başkasıyla ilgilenmeye fırsat bile bulamayacak kadar sıkıcı havanın tesiri altında kalır.

Bu arada tanıdıklar birbirlerine gösterilirler. Kişi o günün azap ve dehşetinden kurtulmak için en yakınlarını fidye vermeyi düşünür, ama ne çare..

Dünya'da evladı, eşi ve yakınları için günah işleyen, haklara tecavüz eden kimseler, kıyamet gününde ne kadar hatalı bir yol izlediklerini anlarlar ve hiç kimseden azıcık olsun yardım görmezler.

Aynı zamanda inkar ve azgınlıktan, zulüm ve tuğyandan kaynaklanan suç ve günahlar taşınması zor bir kabus gibi kişinin sırtına yükletilir ve en yakınları onun bu halini görünce ürküp uzaklaşır.

Böylece herkes dünyada iken işleyip kazandığı iyi ve kötü amelleriyle baş-başa kalır. Zira ahiret amel ve ibadet, adam kayırma ve yalan dolan dönemi değil, hesap ve ceza günüdür.

Özetle, müfessirler, burada ruh hali tasvir edilen "mücrim"in (suçlu) inkarcıları veya daha genel olarak günahkarları ifade ettiğini belirtirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun