Gayri müslimlere karşı hangi duyguları beslemeliyiz? Ehl-i kitapla putperestler veya ateistleri birbirinden ayırmalı mıyız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

İslâmiyet, insanlık için bir saadet ve rahmet vesilesidir. Onun şefkat kanatları ve geniş müsamahası kendisine tâbi olmayanları da kuşatmıştır. Diğer dinlerin mensupları kendi dinlerinde görmedikleri rahat ve refahı İslâm'da bulmuşlar; bir İslam beldesinde hiçbir sıkıntıya maruz kalmadan hayatlarını devam ettirmişlerdir. Müslümanlar da bu husustaki İlâhî emirlere tam olarak riayet etmişler ve en geniş mânâda tatbik etmişlerdir.

Dinimiz, hiçbir zaman onları "gayri müslim" diye saf dışı bırakıp alakayı kesmemizi emretmemiş, onlarla dünya işlerinde anlaşmalar yapmayı, ortak hareket etmeyi meşru saymıştır. Yahudi ve Hristiyanlarla yapılan bu gibi münasebetler, Kur'an-ı Kerim'in, "Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin." hükmüne aykırı değildir. Ayette yasaklanan dostluk, bir inanç olarak Yahudiliği ve Hristiyanlığı benimsemek, o yanlış inançlara dostluk göstermek manasınadır. Bir Ehl-i kitabın ilminden, sanatından faydalanmak üzere kendisiyle dostluk kurmak bu yasağa girmez.

Bir Müslümanın diğer din mensuplarıyla veya hiçbir inanca sahip olmayan kimselerle inanç bakımından olmasa da, bazı durumlarda müşterek hareket etmesi ve birtakım medenî münasebetlerde bulunması mümkündür. Aynı topraklarda veya aynı dünyada yaşayan insanların zaman zaman birbirleriyle bir kısım meselelerde fikir alış verişinde bulunmaları tabiidir. Bu durum milletler arasında olduğu gibi, dar çerçevede fertler arasında da görülmektedir.

Müslümanlarla, aynı memlekette, aynı şehirde yaşayan gayri müslimlere düşman nazarıyla bakılmasına dinimiz müsaade etmemiştir. Dinimiz, Ehl-i kitabın kadınlarıyla evlenmeyi, yemeklerini yemeyi, hastalandıkları zaman ziyaretlerine gidip hal ve hatırlarını sormayı, komşuluk hukukuna riayet etmeyi bir vazife saymıştır.

“Zimmiye eziyet edenin ben hasmıyım.”

buyuran Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) Müslümanları, kendi ülkelerinde yaşayan ve kendilerine zarar vermeyen gayri müslim vatandaşların haklarını korumayı, onlara sıkıntı vermemeyi emir buyurmuşlardır. Ehl-i kitabın İslâm topraklarında dinlerini rahatça yaşamalarına müsaade eden ve onlara tam bir ibadet ve inanç hürriyeti veren İslâmiyet, bu müsamahayı çok geniş tutmuştur.

Gayri müslimlere karsı hangi duyguları beslemeliyiz? Ehl-i kitapla putperestler veya ateistleri birbirinden ayırmalı mıyız?

Cevap 2:

“Kelime-i şahadet getirmeyen herkes gayri müslimdir.” yargısı doğrudur. Ancak bunların hepsi bir değildir. Kur’an’da da gayri müslimler farklı kategoride değerlendirilmiştir. Bunları genel olarak üç-dört gruba ayırmak mümkündür; münafıklar, ateistler, müşrikler, Ehl-i kitap olanlar. Bunların Allah’a ve peygambere karşı saygısızlıkları, İslam’a ve Müslümanlara karşı zararları da farklılık arz eder.

İslam dinine en fazla zararları dokunanlar münafık olanlardır. Çünkü, bunlar görünürde mümin oldukları için Müslümanlara karşı kötülükleri daha fazladır. Bakara suresinin ilk kısmında kâfirler hakkında iki ayet tahsis edilirken, münafıklar hakkında on iki veya on üç ayet tahsis edilmiştir. Bu da münafıkların zararlarının önemine işaret etmektedir.

“Şu kesindir ki münâfıklar cehennemin en alt katındadırlar.”(Nisa, 4/145)

mealindeki ayetten de bunu anlamak mümkündür.

Ateistler, Allah’ı tanımadıkları için din namına hiçbir değere inanmaları söz konusu değildir. Bu sebeple, bunların durumu bu açıdan münafıklardan bile kötü olabilir. Çünkü, Allah’a inanıp da Hz. Muhammed (asv)’e inanma noktasında iki yüzlülük eden Ehl-i kitaptan olan münafıklar da vardır.

Müşriklerle Ehl-i kitaptan olan Yahudilerin aynı ayette yer verilmiş olması da manidardır.

“Sen, iman edenlere, düşmanlık besleme bakımından onların en şiddetlilerinin Yahudiler ile müşrikler olduğunu görürsün. Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise “Biz Nasârayız (Hristiyan’ız)” diyenler olduğunu görürsün. Bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin ve dünyayı terk etmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir.” (Maide, 5/82).

Bu ayette dikkat çekici üç nokta vardır.

Birincisi; Ehl-i kitaptan olduğu halde, İslam dinine karşı duydukları kin, nefret ve düşmanlıkta müşriklerle aynı kefeye konmalarıdır.

İkincisi: Müşriklerin düşmanlıklarının aşırı bir raddeye vardığının belirtilmesi. Her asırda herhangi bir şirk türüne saplanmış olanlar gerçekten İslam’a karşı en acımasız düşmanlık sergilemişlerdir. İki üç asırdan beri değişik kılıklarda ortaya çıkan ve putperestliğe saplanmış olan müşriklerin İslam dinine karşı sergiledikleri düşmanca tavırlar bu ayeti maddeten tefsir eden birer tarihî belgedir.

Üçüncüsü: Ehl-i kitaptan Hristiyanlar hakkında vurgulanan olumlu ifadelerdir: “Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise ‘Biz Nasârayız/Hristiyanız’ diyenler olduğunu görürsün.” Bunun altyapısını oluşturan sebeplere de şöyle işaret edilmiştir:

“Bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin ve dünyayı terk etmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir." 

Bu ayette özellikle Ehl-i kitaptan Hristiyanlarla ilişkilerin normal bir seyirde cereyan edebileceğine bir işaretin varlığını sezinlemek mümkündür.

Mealini vereceğimiz şu ayette de Ehl-i kitaba karşı daha ılımlı bir tavır sergilememiz isteniyor:

“Zulmedenleri hariç, Ehl-i kitab ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlahımız da sizin İlahınız da bir ve aynı İlahtır ve Biz O’na gönülden teslim olduk.”(Ankebut, 29/46).

Görüldüğü gibi, ayette Ehl-i kitap için özel bir statü ön görülmüştür.

Bu ayet indiği devirde de eski ve yeni ahitlerin durumu bundan farklı değildi. Demek ki Kur’an buna rağmen onların aslı itibariyle vahiy olduğunu ve buna iman etmenin lüzumuna işaret etmekle beraber, Ehl-i kitapla -ihtilaflı konular üzerinde münakaşa etmek yerine- ortak noktalarımızı dikkate bir diyalog kurmamızı ve gerçeklerin bu vesileyle dile getirilmesini ön görmektedir.

Bu açıklamaların yanında, ahir zamanda küfrün her çeşidini temsil eden deccalizm ve süfyanizme karşı Hz. İsa (as) ile Hz. Mehdi'nin ittifaklarından söz eden hadislerden de açıkça şunu anlamak gerekir ki, bu zamanda özellikle Hristiyanlarla Müslümanların hak din /Kur’an’ın ortaya koyduğu hakikat etrafında ittifak etmeleri, küfrün mağlup edilmesi, ahlaksızlığın bertaraf edilmesi, zulmün ortadan kaldırılması, adalet üzerine kurulu dünya barışının tesis edilmesi için zorunlu adımlardır. Bu açıdan bakıldığında Hristiyanlarla akıllıca yapılan her diyalog, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi'nin ittifaklarına dair yapılmış önemli bir hizmet ve Mehdi'nin askeri olmaya atılan bilinçli bir adım olacaktır.

İlave bilgiler için tıklayınız:

Gayri Müslimlerle İlişkilerimiz nasıl olmalıdır?

Gayrmüslimlerle münasebetteki ölçüler nelerdir, ticaret ortaklığı yapmak caiz midir?

Peygamberimizin tebliğ ve nasihat metodu nasıldı?

İslam’ın yayılması ve yerleşmesinde en etkili yöntem savaş mıdır, tebliğ midir?

Hz. Peygamber’in (s.a.s) Tebliğinde Göze Çarpan Hususlar

Tebliğ ve Diyalog

“Fetret” ne demektir, İslam alimlerine göre dinden haberi olmayanların durumu ne olacaktır?

Kur'anda geçen, "Yahudi ve Hıristiyanları dost tutmayınız." ayeti nasıl anlaşılmalıdır? Onlarla iktisadî ve sosyal münasebetler içine girmek bu ayetin yasak sahasına girer mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun