Felak suresinde "Düğümlere üfleyenlerin şerrinden Allah'a sığınınız." ifadesini nasıl anlamalıyız? Bu gibi ayetleri anlamakta zorlandığım için vesvese geliyor bana...

Soru Detayı
Kur'an okurken ayetlerin manasını kavrayamayınca çok vesvese geliyor bana. Mesela Felak suresinde "Düğümlere üfleyenlerin şerrinden Allah'a sığın." diyor. Bende -hâşâ- sanki "Allah neden Kur'an'a böyle bir ayet yazmış?" gibi bir düşünce oluşuyor; ne yapmalıyım?...
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an-ı Kerim'in her bir ayeti binlerce mana ifade etmektedir. Bu bakımdan mealler Kur'an-ı Kerim'de ihtiva eden manaları tam olarak verememektedir. Bundan dolayı bu tür ayetlerin tefsirlerini de okumanızı tavsiye ederiz.

Gözden, göz değmesinden korunması için Rabbimiz Peygamberimize (asm) bu sûreyi indirmiştir diye de bir rivâyet vardır. Mekkeli müşrikler Rasulullah (asm)’ın dâvetinin önünü alamayınca çeşitli çareler araştırdılar. Ona nasıl zarar verebileceklerini, Onun önüne nasıl geçebileceklerini, nasıl susturabileceklerini düşünüp araştırdılar. Bir süre riyazata çekilip, gözlerin bakışını keskinleştirip göz değmesiyle Rasulullah Efendimizin (asm) işini bitirmeyi denediler. Hatta rivayetlere göre böyle ehl-i riyazattan göz değmesi güçlü olduğuna inandıkları adamları getirtip nazarlarıyla Hz. Peygamber (asm)'in işini bitirmeyi bile denemişlerdir. İşte onların bu tuzaklarına, bu hilelerine karşı Rabbimiz bu sûreleri indirerek peygamberinin bu sûrelerle kendisine sığınmasını emretti deniliyor.

Kur'an-ı Kerîm’in başka yerlerinde de görüyoruz ki böyle bir durumda Rabbimiz Hz. Mûsâ (as)’ya kendisine sığınmasını emretmektedir. Sihirbazlar karşısında peygamberinin kendisine sığınmasını emretmektedir Rabbimiz. Bundan anlıyoruz ki peygamberleri böyle bir durumda kalınca Allah onlara taavvüzü (sığınma) emretmektedir. Bir tehlike ile, bir düşmanlıkla, bir sihirle karşı karşıya kalan elçilerinden kendisine istiaze (sığınma) istemektedir. Müslümanlar da aynı durumda kalınca elbette onlar da aynı şeyi yapacaklardır. Sûrelerin âyetlerini tanımaya başlayınca inşallah istiazenin ne demek olduğunu, nasıl gerçekleştirileceğini demeye çalışacağım.

Sûrenin âyetleri üzerinde kısa bir gezinti yapalım:

"De ki: Sığınırım tanyerini ağartan Rabb'a."(1)

"De" emri sadece Resulullah (asm)'a değil, bütün mükelleflere şâmildir. Veya "Ey Resulüm, kendine ve herkese şöyle dua etmelerini söyle" demektir: "Tanyerini ağartan Rabb'a sığınırım." "Sığınma" fiili, müminlerin bir şeyden korktuklarında bunların şerrinden ancak Allah'a sığınmalarını ifade eder. Hz. Meryem, Hz. Nuh, Hz. Musa'nın da dualarında Allah'a sığındıkları başka ayetlerde zikredilmiştir (Meryem, 19/18; Hud, 11/1, 47; Bakara, 2/67).

Hadis-i şeriflerde de her tehlike ve şerre karşı Allah'a sığınmaya dair malûmat pek çoktur. Hz. Âişe (ra)'nin rivayetiyle bunlardan en meşhuru şöyledir:

"Allah'ım cehennemin fitnesinden, zenginlik ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım...'' (bk. Ebu Dâvud, Vitr 32)

Felâk'ın manası, yaygın tefsire göre sabah demektir.

Bu birinci ayeti tefsir eden ayet şudur:

''Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. Ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz? Tanyerini ağartan (Fâlikü'l Esbâh) geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Azîz ve Alîm olanın nizâmıdır." (En'âm, 6/95-96).

"Rabb" Allah'ın sıfat ismidir. Terbiye eden, yetiştiren anlamında kullanılması, sığınma olayının uy-gun düşmesi içindir.

Müfessirlerin çoğunluğu "felâk" kelimesine sabah manasını vererek âyeti şöyle tefsir etmişlerdir: Felâk'da, zulmet sonrasında nur, darlıktan sonra genişlik, kapanmadan sonra açılma manalarına işâret etmek üzere ancak Rabbe sığınarak O'nun bütün şerlerden kurtarıp koruyacağına dair bir ilâhı va'di hatırlatarak, havf ve recâyı takviye ve Rabbe itaat ile ona iltica ettiren bir şevklendirme vardır. Felâkın zikri, sabahın kıyamet gününden bir misal olmasıdır ki, ölümün kardeşi olan uykudan uyanılan kabir benzeri evlerden alelacele çıkarak rızık için sabahları yeryüzüne dağılan insanların halini tasvir etmektedir.

''Yaratıkların şerrinden''(2)

Bütün yaratıklar şer(kötülük) işleyebilirler. Allah bütün yaratıkları üzerinde galib olduğundan, bizim bilmediklerimizi bildiğinden ancak O'na sığınarak, hiçbir şeyin karşı çıkmasına güç yetiremeyeceği yüce bir Hakîm'e sığınılmış olmaktadır. Şer kelimesi, zarar, noksan, eziyet, keder için de kullanılır. Hastalık, açlık, savaş ve ölüm, ateşte yanmak, evlâdın ölümü, gibi somut ve âfâkî veya küfür, şirk, her çeşit günah ve zulüm gibi şerlerle her çeşit ruhî ve nefsî olan enfüsî şerlerden Allah'a sığınırım demektir. Bu âyette genel olarak şerler zikredildikten sonra, en fazla sakınılacak bazı şerlere geçilmektedir:

"Ve ortalığı kaplayan karanlığın şerrinden,"(3).

"Gâsık" kelimesi de, "felâk" kelimesi gibi birçok mana ile tefsir edilmiştir. Esas manası karanlık demektir. Bunun masdarı olan "gâsak, gusûk, gâsekan" kelimeleri lügatta şiddetli karanlık, dolgunluk, akmak, dökülmek, soğukluk, korkaklık manâlarında verilerek dolmak, akmak, dökülmek manalarına tekabül etmektedir. Bu suretle gecenin zulmeti hücum edip dolarak pek karanlık olmaya masdar gâsak, gâsakan, gûsuk denildiği gibi, ilk koyu karanlığa da isim olarak gâsak denilir ve gâsak felâka tekabül ettirilerek gasaktan felâka, gecenin kararmasından sabahın aydınlığına kadar anlamı çıkar. Vâkab kelimesi ise, yüksek yerlerden sellerin aktığı çukurlar, dahil olmak, kaplamak demektir.

Suçlar genellikle gece karanlığında işlenir, şeytan oynayacağı oyunları karanlıkta daha rahat oynar; kuruntu, vesvese, korku ve tasa geceleri kaynaşır. Eziyet verici, zehirli, yırtıcı hayvanlar da gece ortaya çıkarlar. Anarşistler geceyi bekler, cinayetler genelde geceleri işlenir. Bu sebeple gecenin şerrinden Allah'a sığınırım. Fecri getiren Allah'a. Güneş battıktan sonra her tarafa dağılan şeytanlara karşı karanlık bitinceye kadar çocukların eve toplanması, hayvanların kapatılması bir sünnettir.

Bazı tefsirlerde gâsak, şiddetli zulmet, gecenin şerri olarak alınarak, gece ansızın gelip çatan arıza ve hayalet gibi belâ ve musibetlere teşmil edilmiştir. Bazıları da "gasık"ı kamer (ay) ve ayın tutulması ve kaybolması şeklinde almışlardır. Ay tutulması ve mihak zamanını müneccimler zayıf bulur, sihirbazlar da sihirlerini o zaman icra ederler. Bu manâda şerrin gecenin karanlığında ortaya çıkması kastedilir.

Karanlığın bütün soyut ve somut manalarıyla şerri barındırması anlamında, maddî ve manevî şer ve zararların, gam ve kederin de kara talih ve karanlıkla vasıflandırılmasıyla "gecenin şerrinden, yıldızların kaybolmasıyla gelen karanlığın şerrinden, kamerin tutulmasında ve kaybolmasında gelen şerden Allah'â sığınırım" demektir.

"Düğümlere üfürenlerin şerrinden,"(4).

Burada "Neffâsâtı fi'l-ukad" ifadesindeki ukad, ukdenin çoğuludur ve düğüm demektir. Nefese; üflemek çoğulu neffâse'dir.

Bunu "allâme" kalıbında anlarsak anlamı "çok üfleyen erkek", dişi siğada alırsak "çok üfleyen kadınlar" demektir. Nefese'nin çoğulu "Nüfus ve cemaatler" demekte olabilir, çünkü Araplar nüfus ve cemaat kelimesini dişil (müennes) kullanırlar. Burada "düğüme üflemek" müfessirlerin çoğuna göre "sihir" demektir. Ayetin anlamı, "sihirbazların şerrine karşı fecri getiren Rabbe sığınırım" olur.

Kur'an, sihri küfür saymıştır (Bakara, 2/102). Sihir haramdır ve yedi büyük günahtan (şirk, öldürmek, fâiz, yetim malı yemek, zina iftirası, cihaddan kaçmak, sihir) biridir.

Neffâsât, üfleyici karılar anlamında cadılara veya kadınların hilelerine şâmildir. Mana şudur: İpliklere düğümler atıp onlara üfleyen (tükrükleyen) rukye ve efsun yapan cadıların veya nefislerin veya cemaatlerin şerrinden, fitneci kadınlardan, nefsin hayvanî isteklerinden, şehvet ve gadabın şerrinden Allah'a sığınırım. Sihrin aslında bir gözbağcılık olduğu başka ayetlerde açıklanmıştır. Sihir, şeytânı bir oyun olarak insanları etkiler, korkutur. Sihrin şerrinden Allah'a sığınırım demekle Felâk ve Nâs surelerini okumak sihre karşı durmak demektir.

1. Âlimlerimiz buradaki ipler üzerine üfüren, düğümler üzerine üfleyenlerden kastın sihirbazlar olduğunu söylemişler. Çünkü sihir unsurları ipler ve bu iplere atılan düğümlerdir. Sihirbazlar iplere düğüm atarak üfürürler. Evet tüm üfürükçülerin tüm sihirbazların şerlerinden kendisine sığınmamızı istiyor Rabbimiz. Nitekim Buhari’nin rivâyet ettiği hadislerinde Rasulullah Efendimiz (asm) kendisine sihir yapıldığı zaman Cebrâil (as)’in kendisine gelerek bu sûreyi okumasını tavsiye ettiğini anlatmaktadır. Biz de onların şerlerinden Rabbimize sığındığımız zaman onların bize yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Bakara sûresinde, Cin sûresinde cinlerin Allah’a sığınan kişiye yapabilecekleri hiçbir şeyin olmadığı anlatılır.

2. Gönüllerdeki düğümlü azimler, tutkular, mefkureler, hedefler, kuruntular ki, onların şerlerinden de Allah’a sığınacağız.

3. Buradaki “Neffasat” kelimesi müennes bir kelime olduğu için kadınların cinsel cazibelerinin, hile ve tuzaklarının yüreklere işleyen füsunkar tesiri olduğu söylenmiştir. Öyleyse şu piyasada erkeklerin kalplerine şehvetler üfürerek onları etkileri altına almaya çalışan, insanları baştan çıkarabilmek için şeytanın oltasına solucan olmuş kadınların şerlerinden de Allah’a sığınacağız. Tıpkı sihir gibi onların da erkeklerin azim ve iradelerini etkileme güçlerinin olduğunu, binaenaleyh onların şerlerinden de kendisine sığınmamızı istiyor Rabbimiz.

4. Nefese kelimesinin çoğulu nüfus ve cemaatlerdir. Öyleyse insanlara kendi görüşlerini, kendi gruplarını, kendi ideolojilerini üfleyen, onları Allah’ın kitabı ve Resûlü’nün (asm) sünnetinden uzaklaştırarak kendi gruplarına, kendi kitaplarına, kendi anlayışlarına çekmeye çalışan, onların iradelerine düğümler vuran, şunları şunları okumayacaksınız, şunları şunları dinlemeyeceksiniz diyerek onların düşüncelerine ipotekler koymaya çalışan cemaatlerin şerrinden de Allah’a sığınmamız emrediliyor.

5. Veya insanlara küfür ve şirk inançlarını üfürüp onları Allah’a kulluktan koparmaya, kendilerine kul-köle edinmeye çalışan, küfrü ve şirki empoze etmeye, körpe dimağlara pislik üfürerek onları etkilemeye çalışan materyalist eğitim sistemlerinden de hem kendimizi, hem de çocuklarımızı koruyarak Allah’a sığınmamız emredilmektedir.

6. Veya insanlara Allah’ın diniyle uzaktan ve yakından hiçbir ilgisi olmayan resmî bir din empoze etmeye çalışan zalim sistemlerin şerlerinden de Allah’a sığınmamız emredilmektedir. Evet böylece insanlara üfürdükleri, empoze ettikleri bu yanlış üfürüklerle insanların dinleriyle, dinlerinin temel kaynaklarıyla tanışmalarını engellemektedirler. Bunların şerlerinden de Allah’a sığınacağız.

Hâsılı insanlara bir şeyler üfürerek, bir şeyler empoze ederek onların ruh ve beden dengelerini bozmaya çalışan her şeyden Allah’a sığınacağız. Meselâ sokakta gayr-i İslâmî kılık kıyafetiyle gençlere şehvet üfürüp onların dengelerini bozmaya çalışanların şerrinden veya karnı aç bir insana bir şeyler üfürerek onların dengelerini bozmaya çalışan vitrinlerin şerrinden de Allah’a sığınacağız.

İhtiyacı olmadığı halde ihtiyacı olmayan ürünleri reklâmlarla insanların beyinlerine sokmaya çalışanların, böylece insanların ruh-beden dengelerini bozmaya çalışanların şerrinden de Allah’a sığınacağız. Onlar da insanların ruh-beden dengesini bozarlar değil mi?

Meselâ şu anda insanlara küfür ve şirkten başka hiçbir şey empoze etmeyen şeytan vahiylerinin, bazı televizyon programlarının yaptığı bundan başka bir şey değildir. İnsanları Allah’a kulluktan uzaklaştıran, insanlara âhireti unutturan, insanları dinlerinin temel kaynakları Kitap ve Sünnetten uzaklaştıran şeylerin tümünden uzaklaşacağız ve Allah’a sığınacağız.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun