Emr-i bil maruf nehy-i anil münker yapmamak yani, iyiliği emretmeyip kötülükten sakındırmamaktan dolayı helak olan kavim hangisidir?

Tarih: 06.08.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Maide, 5/78-79:
 
"İsrâil oğullarından inkâr edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu, baş kaldırmaları ve aşırı gitmelerindendi. Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mâni olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi!
"

Onların isyankârlıkta ve günah işlemekte ısrar etmelerinin sebebini Cenab-ı Allah şu sözü ile açıklamaktadır:

Onlar, birbirlerini, işledikleri günahtan ve yaptıkları suçlardan alıkoymamayı adet haline getirmişlerdi. Aksine, onların isyankâr ve günahkârları, ellerini tutacak bir kimse görmezlerdi. Zalim, yaptığı kötülükten dolayı kendisini engelleyecek bir kimse ile karşılaşmazdı. Bu nedenle aralarında anarşi yayıldı. Kötü ahlâk her yeri kapladı. Bunlar ise yok oluşun ve helakin habercisi olan uyarıcılardır. Allah'a and olsun, onların yaptıkları ve işledikleri şeyler ne kötüdür. Bir millette pislikler ve hoş olmayan hareketler yaygınlık kazanır da bunları kınayıp protesto edecek kimseler bulunmaz, bu yapılan rezillikleri herkes görürse; işte o zaman nefislerdeki heybet, kalplerdeki haya duygusu gider. Bu kepazelikler de, insanlar için alışkanlık haline gelir. Doğal olarak, dinin gönüllerdeki egemenliği de ortadan kalkar. Kötülüklere engel olmak, dini korur ve muhafaza altına alır. İşlenen kötülüklere aldırmamak, özellikle din adamları ve dindarlar için bîr suçtur. Bu korkunç zamanda, son kertesine varan yaygın haldeki kötülükler, ancak toplumdaki bireylerin el ve güç birliği ederek fesadın kökünü kazımalarıyla giderilebilir. Ben milletimi, kötülükten alıkoyup iyiliği emretme ruhu ölmüş olan her topluluk için doğal olan bir cezanın, kendilerine de inmesinden sakındırırım. Bizleri sakındırıp uyarmak amacıyla bu ayetlerin ileri sürülmelerindeki neden de bu olsa gerek.

Ebu Davud ile Tirmizi, Abdullah İbn Mes'ud (R.A.)’un şöyle bir rivayette bulunduğunu aktarırlar:

Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"İsrail oğullarına giren ilk noksanlık şuydu: Adamın biri, (günah işlemekte olan) birisine rastladığında ona: Ey adam, Allah'tan sakın ve yapmakta olduğun (kötü) işi bırak. Bu sana helâl değildir, derdi. Ertesi gün tekrar o adama aynı haldeyken rastladığında, onun bu durumu, kendisiyle beraber yeyip içmesine ve oturmasına engel olmazdı. Onlar böyle yapınca, Cenab-ı Allah kalplerini birbirlerininkine vurdu."
Sonra Resulullah (s.a.v.) şu ayeti okudu:
"İsrail oğullarından küfredenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsâ'nın diliyle lanetlendiler..."
Bundan sonra da Resulullah (s.a.v.) şöyle dedi:
"Hayır, Allah'a and olsun ki sizler mutlaka iyiliği emredecek, kötülükten sakındıracaksınız. Sonra da zalimin elinden tutacak, onu hakka meylettireceksiniz. Ona hakkı zorla kabul ettireceksiniz. Ya da (böyle yapmadığınız takdirde Cenab-ı Allah) kalplerinizi birbirinizinkine vuracak (benzetecek) sonra da onlara lânet ettiği gibi, size de lanet edecektir."
(Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, 2/93-95)

İbn Kesir, bu ayetin tefsiri çerçevesinde yukarıdaki hadisin yanında, başka hadisler de rivayet eder. Bunlardan biri İmam Ahmed'in Adiy b. Umeyre'den rivayet ettiği şu hadistir:

"Resulullah (asv)'in şöyle dediğini duydum:
'Yüce Allah ferdi günahlar için topluma azap etmez. Ama toplum kendi içinde bir münker işlendiğini görür de, bunu inkara, reddetmeye gücü yettiği halde inkar etmezse ve münkeri işlemeye devam ederseler - Hadisin akışından anladığımız kadarıyla inkar etmezlerse- Allah ferdin işlediği münker için toplumu cezalandırır."

Hz. Aişe'den şöyle rivayet edilir: "Rasulullah'in şöyle söylediğini duydum:
'Dua edip de dualarınız kabul edilmezden önce marufu emredin, münkerin önüne geçin."

Tirmizi Hüzeyfe b. Yeman'dan şöyle rivayet eder: "Peygamber (asv) buyurdu ki:
 'Nefsimi elinde tutan Allah'a andolsun ki, ya ma'rufu emreder ve münkerin önüne geçersiniz, ya da yüce Allah'ın katından üzerinize bir azap göndermesinden korkulur ki, o zaman O'na dua edersiniz de sizin dualarınıza icabet etmez."

Ebu Davud İbn Ümeyre kanalıyla Resulullah (asv)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
 “Yeryüzünde bir günah işlendiğini görmediği halde, bundan (günahtan) memnun olan kimse de onu bizzat gören gibidir.”

İbn Mace Ebu Said el-Hudri kanalıyla Resulullah'dan, şöyle buyurdu: Haberiniz olsun, insanların heybeti, bir kimsenin bildiği hakkı söylemesine engel olmasın.

Tirmizi, Ebu Davud ve İbn Mace, Ebu Said el-Hudri'den rivayet ederler: Resulullah (s) buyurdu ki:
“En üstün cihad, zorba yöneticiye karşı söylenen hak sözdür.”

Burada Kur'anî direktiflerle nebevi direktiflerin son derece güçlü, etkileyici, göz kamaştırıcı bir uyumu ile karşı karşıyayız. Geniş ve göz alabildiğine uzanan bir ufka sahip bu ahenk, özellikle zalim sultan ve zorba yöneticiye, günaha ve haksızlığa karşı çıkmayı telkin eden direktiflerle olağanüstü etkileyiciliğe sahiptir.  (İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, 7/153-154.)

İlave bilgi için tıklayınız:

Emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münker nedir, kimlere ve nasıl yapılmalıdır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun