Ebu Zer, eşi Ümmü Zer’i neden boşamıştır?

Tarih: 12.09.2012 - 14:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hikayede anlatıldığına göre Ebu Zerr, Ummü Zer’i başka bir kadın görüp sevdiği için boşuyor, doğru mudur, rivayetin detayları nelerdir?

- Hikayede "Kulaklarımı ziynetlerle doldurdu." da deniyor. Ebu Zer (ra) her zaman için fakirliği tercih etmemiş miydi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda geçen hikaye, Yemenli kadınlar arasında geçmiştir. Hz. Ayşe validemiz de bunu Peygamber Efendimiz (asm)'e anlatmıştır. Konunun sahabiye annelerimiz ve Hz. Ebu Zer el-Ğıfari ile bir ilgisi yoktur.

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:

"On bir kadın oturup, kocalarının ahvalini haber vermede ve hiçbir şeyi gizlemeyecekleri hususunda birbirlerine kesin söz verip anlaştılar:

Birincisi (zemmederek): “Benim kocam (yalçın) bir dağın başındaki zayıf bir devenin eti gibidir. Kolay değil ki çıkılsın, semiz değil ki götürülsün.” dedi. (Yani kocasının sert mizaçlı, huysuz, gururlu oluşuna, ailenin kendisinden istifade etmediğine işaret etti).

İkincisi (de zemmederek): “Ben kocamın haberini fâş etmek istemem, çünkü korkarım. Eğer zikretmeye başlarsam büyük-küçük her şeyini söyleyip bırakmamam gerekir, (bu ise kolay değil)” dedi. (Bu sözüyle kocasının çok kötü olduğuna işaret etti).

Üçüncüsü (zemmederek): “Benim kocam uzun boyludur, konuşursam boşanırım, konuşmazsam muallakta bırakılırım.” dedi. (Bu da kocasının akılca kıt olduğunu belirtmek istedi).

Dördüncüsü (överek): “Kocam Tihâme gecesi gibidir. Ne sıcaktır, ne soğuktur. Ne korkulur, ne usanılır.” dedi.

Beşincisi: “Kocam içeri girince pars, dışarı çıkınca arslan gibidir. Bana bıraktığı (ev işlerinden hesap) sormaz.” dedi.

Altıncısı: “Kocam, yedi mi (üst üste katlayıp) çok yer, içti mi sömürür, yattı mı sarınır. Benim kederimi anlamak için (elbiseme) elini sokmaz.'' (Bu da kocasının kendisiyle ilgilenmediğini, yiyip içmekten başka bir şey düşünmediğini söylemek ister).

Yedincisi: “Kocam beceriksizdir (erlik yapmaktan acizdir). Her dert onundur (vücudunda çeşitli hastalıklar var). Başımı yarar, vücudumu yaralar, (bunları yapmak için) her şeyi toplar, (her eline geçeni kullanır, vurur).” dedi.

Sekizincisi: “Onun (vücuduna) dokunmak tavşana dokunmak gibi (yumuşak)tır. Güzel kokulu bitki gibi hoş kokar.” dedi.

Dokuzuncusu: “Kocamın direği yüksektir (evi rahattır), kılıcının kını uzundur (boylu posludur), ocağının külü çoktur (müsafirperver), evi meclise yakın (eşraftan) bir adamdır.'' dedi.

Onuncusu: “Kocam maliktir, hem de ne mâlik! Artık akıl ve hayalinizden geçen her hayra mâliktir. Onun çok devesi vardır. Develerin çökecek yerleri çok, yaylakları azdır. Çalgı sesini duydular mı helâk olacaklarını anlarlar." (Yani develer yayılmaya salınmaz, kesilmek üzere bekletilir, çalgı ve eğlence sesi duyunca kesileceklerini anlarlar demektir.)

On Birincisi: "Kocam Ebu Zerr'dir. Amma ne Ebu Zerr'dir! Anlatayım: Kulaklarımı ziynetlerle doldurdu, bazularımı yağla tombullaştırdı. Beni hoşnut kıldı, kendimi bahtiyar ve yüce bildim. O beni Şıkk denen bir dağ kenarında bir miktar davarla geçinen bir ailenin kızı olarak buldu. Beni atları kişneyen, develeri böğüren, ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan müreffeh ve mesud bir cemiyete getirdi. Ben onun yanında söz sahibiyim, hiç azarlanmam. (Akşam) yatar sabaha kadar uyurum. Doya doya süt içerim.

Ebu Zerr'in annesi de var: Ümmü Ebü Zerr. Ama o ne annedir! Onun zahire anbarları büyük, hararları iri, evi geniştir.

Ebü Zerr'in oğlu da var. Ama ne nezaketli gençtir o. Onun yattığı yer, kılıcı çekilmiş kın gibidir. Onu dört aylık bir kuzunun tek budu doyurur, (az yer).

Ebu Zerr'in bir de kızı var. Ama o ne terbiyelidir. Babasına itaatkârdır. Anasına da itaatkârdır. Vücudu elbisesini doldurur. Endamıyla (kuma ve akranlarını) çatlatır.

Ebu Zerr'in bir de câriyesi var. O ne sadakatli, ne iyi câriyedir. Aile sırrımızı kimseye söylemez, evimizin azığını asla ifsad ve israf etmez, evimizde çer çöp bırakmaz, temiz tutar. Nâmusludur, eve kir getirmez.

Bir gün Ebu Zerr evden çıktı. Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda, bir kadına rastladı. Kadının, beraberinde, pars gibi çevik iki çocuğu vardı, koltuğunun altından kadının memeleriyle oynuyorlardı. (Kocam bu kadını sevmiş olacak ki) beni bıraktı, onunla evlendi. Ondan sonra ben de şeref sâhibi bir adamla evlendim. O da güzel ata binerdi. Hattî mızrağını alır ve akşam üzeri deve ve sığır nevinden birçok hayvan sürer, bana getirirdi. Getirdiği her çeşit hayvandan bana bir çift verirdi. (Bu kocam da bana:) “Ey Ümmü Zerr! Ye, iç ve akrabalarına ihsanda bulun!” derdi.

Ümmü Zerr der ki: “Buna rağmen, ben bu ikinci kocamın bana verdiklerinin hepsini bir araya toplasam, Ebu Zerr'in en küçük kabını dolduramaz.”

Bu olayı nakleden Hz. Aişe der ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (gönlümü almak için):

“Ey Aişe, buyurdular, ben sana Ebu Zerr'in Ümmü Zerr'e nisbeti gibiyim. (Şu farkla ki Ebu Zerr Ümmü Zerr'i boşamıştır, ben seni boşamadım. Biz beraber yaşayacağız).” (Buhari, Nikâh 83 ; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 92)

İki parantez arasındaki ilave, bu hadîsin diğer rivayetinden alınmıştır. O rivayette Hz. Âişe de Rasûlullah'a: "Babam anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Hattâ sen bana Ebû Zer'den daha hayırlısın!" demek suretiyle, yüksek bir zekâ ve fetânet göstermiştir. (bk. Suyûtî, Esbâbu Vurudi l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 158-213)

Rivayetin sonuna eklenen bu açıklamaya göre, Hz. Âişe, bu on bir kadın kıssasını, bir edeb şiiri örneği olan yüksek bir uslûb ile Rasûlullah'ın huzurunda hikâye etmiştir.

Hadîsçiler arasında “Ümmü Zer Hadîsi” adıyla meşhur olan bu haber, kişinin hayat yoldaşı ile muaşeretine dair iyi kötü birtakım aile örneklerini içine almaktadır. (bk. Sofuoğlu, Mehmet, Sahih-i Buhârî ve Tercemesi, ötüken, ist,1988, 11/5271)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun