Dini inanç sadece psikolojik olarak yararlıdır ve bu nedenle oluşmuştur görüşüne ne cevap verilir?

Tarih: 19.10.2019 - 08:12 | Güncelleme:

Soru Detayı

Dini reddeden bazı felsefeciler dinin psikolojik faydalarını kabul ediyorlar. İnsanın ölüm korkusundan uzaklaşması, insanı mutlu kılması gibi özelliklerini reddetmiyorlar. Ancak onlar dinin sadece psikolojik açıdan faydalı olduğunu ve bunun dinin gerçek olduğu anlamına gelemeyeceğini savunuyorlar. Dinin varlık sebebinin de insandaki psikolojiyi rahatlatma olduğunu savunuyorlar. İslam'ın böyle olmadığını, sadece psikolojik değil her yönüyle faydalı olduğunu nasıl ispat edebiliriz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle bir konuya dikkat çekmek gerekir:

Hayır, dinin varlık sebebi, insandaki psikolojiyi rahatlatma değil, tam aksine insanı yaratan ile ona dini gönderen Zatın aynı olduğunu gösterir. Yani, insan böyle yaratıldığı ve buna muhtaç olduğu için din gönderilmiştir. Bu durum, dinin hak olduğunun binlerce delillerinden sadece biridir.

Örneğin, insan anne rahminde, ağzı, dili, midesi olduğu halde göbekten beslenir. Ancak bu durum gösteriyor ki, anne rahminden başka bir alemde, bu organlarımızı tatmin edecek yiyecekler ve içecekler vardır.

Demek ki midenin varlığı ve iştihası, yiyeceklerin ve içeceklerin de varlığına delildir.

Ancak birileri, bu harika yol ve yöntemi şeyani bir zeka ile cerbeze yaparak tersine çevirip şöyle diyebilir:

“Esas olan göbekten beslenmektir, ağız, dil ve mideye ihtiyaç olmadığı gibi bunları tatmin edecek yiyecekler ve içecekler de yoktur, kişi kendini kandırmak için başka bir alemin ve o alemde yiyecek ve içeceklerin varlığını uyduruyor, böylece kendini tatmin edip rahatlıyor.”

İşte insan ruhunun dine ihtiyaç duyması da böyledir. Ruhun varlığı ve istekleri de, dinin ve onun öğretilerinin de varlığına delildir.

O halde, insan rahatlamak için uydurmaz, olduğu için rahatlar.

Diğer taraftan, her insan kendine “Nereden geldim? Nasıl geldim? Burada ne işim var? Gidenler nerede? Ben nereye gideceğim?” tarzı soruları sorar.

İslam dini dışında bunların hiç bir tanesine tatmin edici cevap bulamadığı için, mümin değilse; kendini içkiye, uyuşturuculara, eğlenceye, lehviyata, zinaya, gece gündüz durmadan iş olsun, başka dünyevi meşgale olsun oyalamaya çalışır, psikologlardan çıkmaz, bilumum teskin edicileri alır, ilahir…

Dinsiz felsefecilerin haklı olduğu konu şudur; 

Yukarıda bahsettiğimiz suallere tatmin edici cevap bulamamış insan gene bahsettiğimiz ve çoğu insanın hem beden hem de ruhuna zararlı işlerle meşgul olacağından kendini mahveder.

Onun için dinsiz felsefeciler ve imansız olan bazı psikologlar salt dünyevi bakışla derler ki: “Varsın İslam dinini hak zannetsin, bu ona iyi geliyorsa daha ne, aynen imanına, namazına, vs… devam etsin!” 

Evet, sırf dünyevi bir bakışla haklıdırlar, çünkü insanı dünyada huzura erdirebilecek tek şey varoluş sorularına tatmin edici cevap bulması ve buna uygun hayat yaşamasıdır.

Dinsiz felsefecilerin haksız oldukları ve gerek kendilerini gerek yönlendirdikleri insanları felakete sürükleyen konu ise;

Var oluş sırlarını, sebeplerini, neticelerini, Allah’ı, Peygamberi, Kuran’ı kısaca İslam’ı tek hak ve hakikat bilmedikleri ve buna özünde iman etmedikleri için bütün konsantrasyonları dünya ve dünya üzerindeki huzur üzerinedir.

Ancak bilmiyorlar ki, dünya “bir” ise, sonrası “sonsuzluktur”; yani dünya sadece ahiretin tarlasıdır. Kısacık ve belirli bir zamanda ekersin, sonra sonsuza kadar o ektiğini biçer yersin. 

Kimi; Cennette enfes meyveler, ekinler yer çünkü onu ekmiştir,

Kimi de; Cehennemde diken, zakkum, irin ve ateş yer çünkü onu ekmiştir!

Ezcümle;

İslam dini insanın hem dünyevi hem uhrevi hayatını huzur içinde geçirebileceği tek hakikattir. Geri kalan her inanış biçimi İslam dinine yaklaştıkça dünyada belki huzur sağlar ama uhrevi alemde kesinlikle felaket getirir.

Dinsiz felsefeciler kalplerini samimiyetle Allah’a açmadıkları için iman etmezler, onlar iman etmedikçe de Allah onların kalbini mühürler. Adetullah böyledir.

Bunu salt akla bağlayamayız; iman için mutlaka akıl ve kalbin ortak çalışması gerekir.

Tarihteki Firavun, Nemrut, Cengiz, Hitler, Stalin gibi birçok kâfir ve zorba şahsiyetler vardır. Kimse bunlara aptal ve akılsız diyemez! Ama iman etmemeleri, akılları ile beraber kalplerini çalıştırmamış olmalarıdır, diğer bir deyişle, kibirlerinden dolayı samimiyetle Allah’a yönelmemeleridir.

İşte imansız bazı felsefeciler de kendi kibirlerinden dolayı kısır ve nakıs akıllarına güvenip bütün sırları çözdüklerini zannederler. Üstelik bu felsefecilerin her geleni bir öncekini yalanlar; “Öyle değil, böyle der!” kendi tezini ortaya atar “Ben biliyorum!” der! Oysa hiç bir şeyden habersiz cahildir, hatta cehl-i mürekkeptir; yani bilmez, bilmediğini de bilmez, üstelik biliyorum zanneder! Yani “Yobazın önde gidenidir!”

Oysa Hazret-i Adem’den başlayarak, Son Peygamber Hazret-i Muhammed’e asm kadar, gelmiş geçmiş bütün peygamberler birbirlerini doğrulayarak ve tasdik ederek gelmişlerdir. 

Çünkü hak ve hakikat tektir! 

Bâtıl ise hak dışındaki her şeydir ve sonsuzdur!

Sonsuzlukta da boğulmamak imkansız gibidir. 

Onun için bize düşen;

Tek hak yol olan, Allah’ın sırat-ı müstakim yolunda, İslam üzere bir hayat sürmektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun