Diğer bir adı da "Küçük Bedir" olan ve savaşılmadan geri dönülen Bedrü'l-Mev'id Gazâsı nasıl gerçekleşmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hicretin 4. Senesi, Şaban Ayı. (Mîlâdî 626.)

Daha önce bahsi geçtiği gibi, Ebû Süfyan Uhud'dan dönüp giderken Müslümanlara, "Sizinle gelecek sene Bedir'de buluşalım." demiş, Hz. Ömer de Resûlullahın emriyle, "Olur! İnşaâllah orası bizimle sizin çarpışma yeriniz olsun." cevabını vermişti.

Uhud Muhaberesinin üzerinden bir sene geçmişti. Resûl-i Ekrem, verdiği sözünü yerine getirmek için harp hazırlıklarına başladı. Öte yandan Kureyş'in reisi Ebû Süfyân da harp hazırlıklarını sürdürüyordu. Fakat, o sene Mekke'de büyük bir kuraklık ve kıtlık hâkimdi. Bu sebeple Ebû Süfyan, halkı teşvik etmesine rağmen, kendisi harbe pek niyetli değildi.

Bedir'e gitme kararından vazgeçmek arzusunda olan Ebû Süfyan, Peygamberimiz (s.a.v.)'in de Müslümanlarla oraya gelmesine mani olmak istiyor, bunu nasıl başarabileceğinin yollarını araştırıyordu.

O sırada henüz Müslüman olmamış Nuaym bin Mes'ud ile Mekke'de karşılaştı. Nuaym, Mekke'ye umre yapmak maksadı ile gelmişti. Ebû Süfyan,

"Ey Nuaym! Ben Muhammed'le ashabına Bedir'de buluşalım, çarpışalım, diye söz vermiştim. Vakit gelip çattı. Halbuki bu yıl, bizde kıtlık ve kuraklık hakimdir. Böyle bir yıl işimize gelmez. Onun için bu yıl Muhammed'le karşılaşmak istemiyoruz. Karşılaşmamız ise, onun cesaretini arttıracaktır."

deyip, niyet ve endişesini dile getirdikten sonra, Nuaym'e teklifini şöylece yaptı:

"Sen, hemen Medine'ye dön! Benim, karşı konulmayacak kadar kuvvet topladığımı bildir ve onları Bedir'de bizimle çarpışmaktan vazgeçir. Bu işi becerirsen, sana yetmiş yetişkin deve veririz."(İbni Sa'd, Tabakât 2:59; Taberî, 3:41)

Nuaym, derhal Medine'ye döndü. Va'dedilen mükâfata konmak için Mekkeli müşrikler lehinde kesin bir propagandaya girişti. Kureyşlilerin karşısına çıkılmayacak kadar güçlü bir ordu hazırlamış olduklarını söyleyip durdu. Münafıkların da bu yolda olanca gayretlerini ortaya koymalarıyla Müslümanlarda müşriklere karşı savaşma konusunda bir gevşeklik meydana geldi. Yahudîlerle münafıklar bu duruma son derece sevindiler. "Muhammed, artık şu Müslüman topluluktan kimseyi bu niyetinden vazgeçiremez." diyerek küstahça sevinçlerini izhâr ettiler.

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, durumu derhal Peygamberimiz (s.a.v.)'e bildirdiler. Resûl-i Ekrem Efendimizin kararı kesindi:

"Varlığım, kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki; va'dedilen yere Medine'den hiç kimse gitmek için çıkmazsa bile, ben tek başıma oraya çıkar giderim." dedi.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:59.)

Cesaret dolu bu kararlı sözler, Müslümanların kalbinde şimşekler gibi çaktı. Allah'ın da yardımıyla, yüreklerine düşen korku ve tereddüdü bir çırpıda yok etti. Resûl-i Ekrem, yerine Abdullah bin Revaha'yı vekil bırakarak 1.500 mücahidle Medine'den ayrıldı. Sancağı Hz. Ali taşıyordu. Orduda sadece on atlı vardı.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:59.)

Mücahidler, ayrıca beraberindeki malları da götürüyorlardı. Çünkü gidecekleri yerde, Araplar her sene bir ticaret pazarı, bir panayır kurarlardı. Sefere çıkışları da zaman bakımından panayır mevsimine rastlıyordu. Eğer düşman gelirse onunla çarpışacaklardı. Şayet gelmezse, ticaretlerini yapmış olacaklardı. Peygamber Efendimiz, ordusuyla Bedir'e gelip beklemeye başladı. Fakat, düşman kuvvetleri görünürde yoktu.

Zira, hazırlıklarını tamamlayıp Mekke'den çıkan Ebû Süfyan kumandasındaki 2.000 kişilik müşrik ordusu, ancak Mecinne denilen nâhiyeye kadar gelebilmiş, oradan ileriye tek adım atabilme cesaretini gösterememiş ve Müslümanlarla çarpışmayı, sayıca fazla oldukları halde göze alamadıklarından Mekke'ye geri dönmüşlerdi.

Hz. Resûlullah, mücahidlerle Bedir'de sekiz gece bekledi. Ticaret pazarına gelen Arap kabileleri, Müslümanların güç ve kuvvetlerini koruduklarını, cesaret ve ümitlerini bir kere daha gördüler; nazarlarında Kureyş'in itibarı da böylece kırıldı.

Mücahidler, düşmanın gelmediğini görünce, panayırda alışveriş yapıp kat kat kâr ettiler. Sekiz gecelik bekleyişten sonra Peygamber Efendimiz, mücahidlerle birlikte sevinç ve ferah içinde Medine'ye döndü. Bu gazânın diğer bir adı Küçük Bedir'dir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun