Çocukların, anne babalarına şefaatçi olacaklarını bildiren rivayetleri nasıl anlamalıyız?

Tarih: 10.02.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Büluğ çağına gelmeden ölen çocuklar aile efradına şefaat edebilir mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap: 1

Çocukların şefaat etmeleri, bazı günahların affında çocukların terbiyeleri, nazları ve niyazları ile sevimli halleriyle, rahmete ve şefkate yakın duruşlarıyla, anne ve babalarını Allah’ın bağışlamasında ve merhamet etmesinde vesile olmaları demektir. Onların ricalarını rahmet-i İlâhiyenin kabul edeceğini ummak, Allah’a karşı hüsnüzannımızın da bir gereğidir.

Evet, küçük yaşta ölen çocuklar ailesine şafaat eder. Şefaat dediğimiz hadiseyi, Cenab-ı Hak başta Peygamberimize (asv) olmak üzere tüm enbiyaya, melaikeye, Allah’ın sevgili kulları olan velilere, şehitlere ve küçük yaşta vefat eden masum çocuklara vermiştir. Fakat şefaat denilince, Allah, cennete koymak istediği kişileri Allah’ın sevdiği kişilerin eliyle ve şefaatiyle yaptırmak irade eder. Burada Allah’ın istemediği ve sevmediği veya kurtulmaya hak kazanamayan kişileri hiç kimse yine kurtaramayacaktır. Dolayısıyla şefaate hak kazanan kişileri, yine Allah’ın rızasını kazanan kişilerdir. Yoksa kafir ve müşrik gibi dünyada Allah’ı razı etmemiş kişiler şefaate istihkak kesp etmeyecektir.

Peygamber Efendimiz (asm)’in konu ile ilgili bazı hadisleri şöyledir:

“Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her Müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.” (Buhârî, Cenâiz 6, 91; Müslim, Birr 153)

“Herhangi bir Müslümanın (ergenlik çağına ermemiş) üç çocuğu ölürse, o kimseye cehennem ateşi ancak Allah’ın yemini yerine gelecek kadar kısa bir süre  dokunur.” (Buharî, Cenâiz 6, Eymân 9; Müslim, Birr 150)

“Sizden (henüz ergenlik çağına gelmemiş) üç çocuğunu âhirete gönderen her kadın için, bu çocuklar  cehenneme karşı mutlaka siper olur.” buyurdu. İçlerinden bir kadın: “Bu durum iki çocuk gönderenler için de geçerli midir?” dedi. Bunun üzerine  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “Evet, iki çocuk gönderen için de durum aynıdır.” cevabını verdi. (Buhârî, İlim 36, Cenâiz 6, 91; İ’tisam 9; Müslim, Birr 152)

"Düşük çocuklarınıza isim veriniz. Çünkü onlar âhirette sizin için yüksek dereceler kazandırmak üzere öncülerinizdir.” (Câmiü’s-Sağîr, III/1074)

"Düşük doğan çocuklarınıza isim veriniz. Ki, Allah bununla terazinizin sevap kefesini ağırlaştırsın. Aksi halde o Kıyâmet Gününde gelerek şöyle der: “Yâ Rabbi! Bunlar bana isim vermeyerek, benden elde edecekleri sevabı kaçırdılar.” (Câmiü’s-Sağîr, III/1075)

"Buluğa ermeden ölen çocuklar, cennette çok canlıdırlar, hareketli balık gibidirler. Onlardan birisi ebeveynini karşılar, elbisesinden tutar, Allah kendisiyle birlikte ebeveynini de cennete koyuncaya kadar bırakmaz.” (Câmiü’s-Sağîr, III/2364)

Görüldüğü gibi bu hadisler, henüz ergenlik çağına gelmemiş üç çocuğu ölen anne ve babanın bu çocuklar sebebiyle cennete girecekleri konusunda -farklı ifadelerle de olsa- büyük bir müjde vermektedir.

Ölen çocukların “bulûğ çağına ermemiş” olmaları açıkça vurgulanırken, kız erkek ayırımının yapılmadığı, mutlak olarak çocuk (veled) denildiği görülmektedir. Dolayısıyla, kız olsun erkek olsun, bulûğ çağına ermemiş çocuğu ölen anne ve babalar, sabredip ecrini Allah’tan beklemek şartıyla müjdelenmişlerdir. Yavrusunun ölümüne sabretme ve Allah’ın hükmüne isyan etmeyip rızâ gösterme şartı, bu hadislerin ifadelerinden değilse bile delâletlerinden anlaşılmaktadır. Buhârî, Sahih’indeki bu konuyla ilgili başlıkta ölüme rızâ gösterme şartını açıkça belirtmiştir. (bk. Cenâiz 6). Nitekim Allah Teâlâ da şöyle buyurmuştur:

“Sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (Zümer sûresi (39), 10) .

Âhirette çocukların böylesine sevimli ve şefaat eder bir halde karşılamalarının temelinde, elbette, onları Allah’ın bir meyvesi bilmek, Allah onları aldığı zaman arkalarından isyana düşmemek ve Allah’ın hükmüne teslim olmak, sabır içinde şükretmek, verenin de, alanın da Allah olduğunu bilmek, onları bir hediye ve emanet olarak kabul etmek ve Allah alırken de, yani onları mezara koyarken de onları mezara değil, Allah’ın rahmetine teslim ettiğini bilmek inançları vardır. Bu inanç ve anlayışlar tevhid inancının gerekleridir. Aynı zamanda en acılı bir olayda kişiye dayanma gücü veren şey de, Allah’a dayanmak ve Allah’a iman etmiş olmaktır.

Cevap: 2

Çocuk iken anne ve babasından İslamî konuda terbiye görmemiş ve büyüdükten sonra da bu yüzden dinden uzak bir hayat yaşamış olan kimsenin onlara şefaat etmeleri şöyle dursun, yakalarına yapışıp onları Allah’a şikâyet edeceklerdir.

Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki -özet halde sunduğumuz- ifadeleri bu söylediğimiz gerçekleri desteklemektedir.

"Bir anne -yanlış bir seçim yaparak- yaratılışta kendisinde var olan şefkat duygusuyla, çocuğunun dünya hayatında sıkıntılara girmemesi, güzel bir hayat sürmesi için her fedakârlığa katlanır. Ancak onun ebedî hayatını düşünmeyebiliyor. Mesela; "Oğlum paşa olsun" diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun ebedî hayatının tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; cehennem hapsine düşmemesini dikkate almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, "Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime/mahvolmama sebebiyet verdin?" diye şekvâ edecek. Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder."

"Eğer bir anne hakikî şefkatini suiistimal etmeyerek, çocuğunu ebedî hapis olan cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrıyla çalışsa, o çocuğun bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a'mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçi olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur..."
(bk. Lem'alar, Yirmi Dördüncü Lem'a, Dördüncü Hikmet)

Diğer taraftan, çocuk yaşta vefat edenler, mümin olarak vefat eden anne, baba ve diğer yakınlarına şefaat edeceklerdir. Bu kısacık dünyada ayrılığa bedel ahirette ebedi çocuk sevgisini anne ve babasına yaşatacaktır.

"Bir zaman, bir zat, bir zindanda bulunuyor. Sevimli bir çocuğu yanına gönderilmiş. O biçare mahpus, hem kendi elemini çekiyor, hem veledinin istirahatini temin edemediği için, onun zahmetiyle müteellim oluyordu. Sonra, merhametkâr hâkim ona bir adam gönderir, der ki:"

"Şu çocuk çendan senin evlâdındır. Fakat benim raiyetim ve milletimdir. Onu ben alacağım, güzel bir sarayda beslettireceğim."

"O adam ağlar, sızlar, "Benim medar-ı tesellim olan evlâdımı vermeyeceğim" der."

"Ona arkadaşları der ki: "Senin teessürâtın mânâsızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan, çocuk şu mülevves, ufunetli, sıkıntılı zindana bedel, ferahlı, saadetli bir saraya gidecek. Eğer sen nefsin için müteessir oluyorsan, menfaatini arıyorsan; çocuk burada kalsa, muvakkaten şüpheli bir menfaatinle beraber, çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntı ve elem çekmek var. Eğer oraya gitse, sana bin menfaati var. Çünkü padişahın merhametini celbe sebep olur, sana şefaatçi hükmüne geçer. Padişah onu seninle görüştürmek arzu edecek. Elbette görüşmek için onu zindana göndermeyecek, belki seni zindandan çıkarıp o saraya celb edecek, çocukla görüştürecek -şu şartla ki, padişaha emniyetin ve itaatin varsa..."

"İşte, şu temsil gibi, aziz kardeşim, senin gibi mü’minlerin evlâdı vefat ettikleri vakit şöyle düşünmeli:"

"Şu veled mâsumdur; onun Hâlıkı dahi Rahîm ve Kerîmdir. Benim nâkıs terbiye ve şefkatime bedel, gayet kâmil olan inâyet ve rahmetine aldı. Dünyanın elemli musibetli, meşakkatli zindanından çıkarıp Cennetü’l-Firdevsine gönderdi. O çocuğa ne mutlu! Şu dünyada kalsaydı, kim bilir ne şekle girerdi! Onun için ben ona acımıyorum, bahtiyar biliyorum. Kaldı kendi nefsime ait menfaati için, kendime dahi acımıyorum, elîm müteessir olmuyorum. Çünkü dünyada kalsaydı, on senelik muvakkat elemle karışık bir evlât muhabbeti temin edecekti. Eğer salih olsaydı, dünya işinde muktedir olsaydı, belki bana yardım edecekti. Fakat vefatıyla, ebedî Cennette on milyon sene bana evlât muhabbetine medar ve saadet-i ebediyeye vesile bir şefaatçi hükmüne geçer. Elbette ve elbette, meşkûk, muaccel bir menfaati kaybeden, muhakkak ve müeccel bin menfaati kazanan, elîm teessürat göstermez, meyusâne feryad etmez."
(Mektubat, On Yedinci Mektup)

İlave bilgi için tıklayınız:

"Kişi cennete girdiği zaman, Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak. Allah ona: "Onlar senin makam ve derecene ulaşamadılar ki!" diye seslenecek. O da: "Ya Rabbi! Ben hem kendim, hem de onlar için amelde bulundum, diyerek (şefaat edecek)." Hadisi hakkında.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

fthnur

Sorularlaislamiyete teşekkür ediyoruz.

Konu meclis dışına çıktığı an siyasi hüviyetten sıyrılıyor.

Tüm ülke artık bir meclistir.Ve tabii ki tartışıp kararımızı vereceğiz.

Bize islamiyetin her zaman adaletten yana olduğunu hatırlatmanız bile yeterli.

Teşekkürler.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
1nevbahar

çok güzel ,aydınlatıcı bir yazım olmuş,teşekkür ederiz.özellikle ayetler bizi çok etkiledi... referandum siyesi bir konu siz niye bu hususta bilgilendirme yapıyorsunuz ,fikir beyan ediyorsunuz diyemiyorum tam aksine manevi tarafı ve de sorumluluğu da varmış,bilinçlendirdiğiniz için ALLAH razı olsun diyorum(z)...ailem ve ben çok teşekkür ediyoruz....

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
xesadgn

Bu anayasa paketi belki yıllardır beklediğimiz haklarımızı geri almamızı sağlayacak diye düşünüyorum.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mustür

Selam. Keşke böyle hassas bir konu ile ilgili bir görüşü dillendirmemiş olsaydınız. Böyle bir sitenin bu gibi konuları ele alıp, vatandaşları yönlendirme gayreti içerisinde olması beni ziyadesiyle üzdü. Burası inanç kavramlarının ve itikat kurallarının anlatıldığı ve yine aynı konuda tereddüt edilen konularda vatandaşların bir şeyler öğrenmeye çalıştığı yer olarak biliyordum. Bir Milletin fikri yönden değişik düşüncelerde olduğu bir kavramın burada işlenmeye çalışılmış olması benim bu düşüncemi zayıflatmış ve bu siteye bakış açımı değiştirmiştir... Saygılarımla.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editör

Cevapta da ifade ettiğimiz gibi, bunun siyasi bir konu olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle ilgili soruya cevap vermeye çalıştık:
\"Oysa bu anayasa değişikliğini yapan hangi siyasi düşünce, ekol veya parti olursa olsun, değil mi ki, adalete doğru bir adım atılmasına vesile olmaktadır. O halde bu çabanın desteklenmesinin, müslim - gayri müslim; her insan, her vatandaş için, bütün halkımız için vicdani bir görev olduğu kanaatindeyiz.\"
Eylül ayında yapılacak referandum meselesi, memleketimizin sükun ve selameti, adalet ve hukuk istikrarı, insani değerlerin inkişafı ve tekamülü noktalarından fevkâlade önem taşımaktadır. Bu meseleyi siyasi değil, bir memleket meselesi olarak kabul ediyoruz. Memleketimizin geleceği ve özellikle fikir ve düşünce hürriyeti noktasından çok faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mucittin

en sade ve güzel yorumu mustür yapmış heralde açıkçası yazıyı iftardan önce okudum ve gece kafama takıldı hemen sahurdan sonra da yazıyorum keşke bu sitede bu olmasaydı ama bir nevi sizde haklısınız eğer herkes soruyorsa cevaplamayınca bazıları darılabilir

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mkarabas

Siz İslami bir kurum sayılırsınız. Sonuçta adınız 'Sorularla İslamiyet'. Fakat çok açık bir şekilde siyaset yapıyorsunuz. İslamiyet adını, siyaset aleti yapmaya hakkınız yok... Allah hatalarınızı ve hatalarımızı affeylesin.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
address

Referandumun geçmesi durumunda namaz kılıyor diye mesleklerinden atılan insanlara itiraz yolu açılacak hatta tekrar mesleklerine dönebilme ihtimalleri bile bulunacaktır.
Hayır demek bence zulme ortak olmaktır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
muratcakir44

"Bu site siyasete karışmasa daha iyi olur " diyenlere hatırlatırım;

1)Hz.Muhammed (s.a.v.) sadece peygamber değil devlet başkanı idi (siyasetle direk ilgili)
2)Siyaset bir ülkenin yönetimiyle ilgilidir ve direk olarak insanla alakalıdır,insanı ilgilendiren herşeye DİN KARIŞIR (inananlar için tabi)
3)Bu ülkenin anayasası din ve vicdan özgürlüğüne karışmaktadır,dolasıyla hiç kimse din adamlarının,vakıflarının ve kuruluşlarının bu işe karışmaması gerektiğini söyleyemez,bu iş direk olarak dindar kesimle ALAKALIDIR,HEMDE ÇOK ALAKALIDIR.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mujdato

biz bu siteye manevi yönden aydınlanmak için giriyoruz neden devletle ilgili bir işe karışıyor bu site ? dışarıda çok siyaset yapan var bize din alimi lazım siyaset erbabı değil. oyumuz hayır veya evet bu görüştür dinle ilgili değildir bu site dinle ilgilidir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
yumiroglu

Rabbim sizden razı olsun. Bizleri aydınlatıyorsunuz. Benim acizane söyleceğim tek şey var: Çok fazla geriye gitmeye gerek yok daha 15-20 yıl öncesine kadar bu ülke yaşananları görüpte bu referanduma evet demeyen kişinin Allah katında vebali vardır. Ben müslamanım diyenin ne sıkıntılar çektiklerini ,ne haklar yendiğini , ne canlar yandığını herkes biliyor..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
muratcakir44

Anayasayı değiştirecek diye A.Menderesi asıp sonra anayasayı değiştiren bir zihniyetin anayasasıyla yönetiliyoruz.Yönetimde olananın kendi görüşüne uygun olmayanı çok rahat hukuk müessesinden ihrac edebileceği ucu açık ,kanunsuz bir anayasa ile yönetiliyoruz.Eğitim ve çalışma özgürlüğünü yurdum genci ve çalışanından inancı sebebiyle elinden alınan bir anayasa ile yönetiliyoruz.Bunlar sadece bir kaç örnek.Verilecek olan her hayır bu şekliyle yönetilmeye evet demek olur ki;bu da zulme ONAYDIR. Demokrasiyi üstünden giysi çıkarmak olarak algılayan zihniyetten kurtulmak için mutlaka EVET demeliyiz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
olmezali1987

ne demek bu site siyaset yapıyormuş!? Ey kardeşim sen eğer sırf inançından dolayı zulüm görseydin ve bunu kanun böyle emrediyor diyen insanları tanısaydınız böyle konuşmazdınız. elbette referandumda neyin yanlış neyin doğru olduğunu DİNİ açıdan bize anlatmalıdır sorularlaislamiyet yönetimi. aksi taktirde bunun hesabını kendileri Allah'a verir. ve elbette ewet demeliyiz yoksa bu sefer hesabını biz veririz Allah'a. Türkmüş, Kürtmüş ne fark eder benim için önemli olan imandır iman.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
beykozihl

ben bu konuda editörün yorumuna katılıyorum. bence de referandum siyasi bir mesele değil memleket meselesidir. o yuzden burada acıklanması faydalı olmuştur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
alıntı

Site yöneticilerine böylesine önemli bir konuyu es geçmedikleri için teşekkür ederiz.

Ülkemizde yıllardır zalim bir sistem tarafından dinini yaşayan insanlar fişlendi, işlerinden atıldı, işkence gördü, Kur\'an kurslarına müdahele edildi, okuma hakkı Müslüman Hanımların elinden alındı, hak çiğnendi ve daha bilemediğimiz, ancak yaşayanların anlatacağı birçok hadise yaşandı...

Konuya itiraz edenler için; eğer bunun sadece siyaset ile alakalı olduğunu düşünüyorsanız, size diyecek birşey yok!

Gerçek şu ki bu durumlar, Allah\'ın rızasını her türlü idarenin/iradenin üstünde tutup tutmamakla alakalı bir sınavdır...

\"Allah bize adaleti, iyiliği... emrediyor değil mi ayetin başlangıcı, bir de \"dilsiz şeytan\" olmaktan men edildiğimiz bir hadisimiz var...

Şimdi artık bunu sorgulayacağız, her evet ya da hayır ilahi pencereden bakış açımıza göre şekillenecek, aslında makalede de anlatılmak istenen bana göre budur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şekerleme

“Sakın zulmedenlere en ufak bir meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur.” (Hud, 11/113
Rabbimiz korusun

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Hamzanur

Hayatta en büyük (belki tek) gayesi Allah'ın lütfu neticesinde islam ve iman hizmeti olan biri olarak siyasetten uzak durmayı, takip etmemeyi, aleminde buna yer vermemeyi bir düstur edinmiş biri olarak bir iki şey söylemek istiyorum. Meselesi iman olanın kalbinde siyasete yer yoktur. Zira siyasi meseleleri merakaver bir surette takip eden tarafsız kalamaz. Bir yere kalben taraftar olduğu zaman ise istikamet-i kalbini kaybeder. Rakibine melek gelse şeytandır der. Kendi taraftarına şeytan yardım etse, melektir der rahmet okur. Bunun yanında, siyaste kalbinde yer veren biri imana tam manasıyla hizmet edemez. Kendi görüşünde olmayan biri onun ağzındakinin hak olduğuna itimat etmez. Hem ben bir siyasi fikri benimsemiş olsam, benim görüşüme muhalif olan birine iman hakikatlerini anlatmak yönünde bir iştiyak duyabilir miyim? Oysa en büyük gayemiz tüm insanlara iman hakikatlerini anlatmak değil miydi? Bakın burda mizan şaştı. Siyasete kalbimizde yer vermememizin ehemmiyetini anlatmaya çalıştım burda.

Referandum meselesine gelince. Ehl-i iman fark etmiyor mu? Burada ne iktidarı savunuyorum ne de bir siyasî eğilimi. Ülkemize hizmetinin dar dairede cüzî, geniş dairede külli bir meselesini savunuyorum. Her imanî ve islamî meseleyi itina ile ele alan "sorularlaislamiyet" sitesini vesveseye kapılıp bu meseleye duyarsız kalmadığı için tebrik ediyorum. Rabbim ihlastan, imandan, istikametten sizleri ve bizleri ayırmasın.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun