Canın korunması neden önemli?

Canın korunması neden önemli?
Soru Detayı

- Canın korunması hakkında ayetler nelerdir, can neden degerlidir kendi canını korumaktaki deger nedendir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hiçbir fark gözetmeden, yaşama hakkını bütün insanlara tanıyan İslâm, yalnızca bu hakka yönelik tecavüzleri önleyici tedbirleri almakla yetinmemiş, aynı zamanda kurduğu yardımlaşma ve dayanışma düzeni için de insanların asgarî hayat şartlarını ve temel ihtiyaçlarını temin etmeyi topluma vazife olarak vermiştir.

İnsan, -mümin olsun olmasın- Allah’ın kulu ve güzel bir emanetidir. Bundan dolayı, haysiyet sahibi olup, hürmet edilmeye lâyıktır. İnsanlar arasında, insan olma bakımından herhangi bir fark görmemek, onları eşit hak ve görevlere, kıymet ve değerlere sahip varlıklar olarak kabul etmek, İslâm’ın temel anlayışıdır.

İnsanın Değeri

Yaratılmış varlıklar arasında insanın özel ve şerefli bir yeri vardır. İnsanı diğer varlıklar arasında şerefli kılan, Allah’ın yarattığı esnada ona üflediği ilâhî ruh olmalıdır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

الذي احسن كل شيئ خلقه و بدا خلق الانسنان من طين * ثم جعل نسله من سلالة من ماء مهين *

ثم سويه و نفخ فيه من روحهه

 “O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. Sonra onun neslini, bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi...” (Secde, 32/7-9)

İnsan, içinde taşıdığı bu ruh sayesinde, meleklerden daha üstündür ve yeryüzünde Allah’ın halifesidir. İnsanın Allah’ın halifesi olduğu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

اذ قال ربك للملائكة اني جاعل في الارض خليفة و

“Hani Rabbin meleklere, 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.' demişti...” (Bakara, 2/30)

Allah, insanı yeryüzünde halife yapmakla ona şeref ve değer bahşetmiştir. İnsan bu özelliği ile hem peygamberler vasıtasıyla gönderilen kutsal kitapların hükümlerine hem de kâinattaki tabiî kanunlara uyacak, onları uygulayacak, Yüce Yaratıcı'nın sayısız nimetlerinden yararlanıp, O’na kulluk ve şükür halinde bulunacaktır. İnsanın yaratılış gayesi de budur. Kısaca insanın halife olarak görevi, Allah’ın iradesi doğrultusunda hareket etmek ve mutlu olmaktır. Cenab-ı Hak da bunu ister, peygamberleri ve kutsal kitapları bunun için göndermiştir.

Alemlerin yaratıcısı olan Yüce Allah, her şeyin yaratılışını en güzel biçimde yapmıştır. (bk. Secde, 32/7) Yaratanların en güzeli olan Allah (bk. Müminûn, 23/14) ilk insanı yaratıp ona en güzel biçimi verdiği gibi, her insanı da en güzel biçimde, en mükemmel şekilde var etmiştir. Allah Kur’an-ı Kerim’de insan için şöyle buyurmaktadır:

لقد خلقنا الانسان في احسن تقويم

“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4).

Gerçekten yaratıkların en güzeli insandır. Ayette geçen “ahsen-i takvîm” ifâdesi, maddî-manevî her türlü güzelliği içine alır. Boyunun düzgünlüğü, endamının eşsizliği, akıl, irfan ve düşünce sahibi, konuşan, yazan, sanat kabiliyeti olan bir varlık oluşu, güzeli çirkinden, hayrı şerden, ayırabilme özelliği... bu güzelliklerden bazılarıdır.(1)

İslâm inancına göre insan; aklî, bedenî, ahlâkî ve rûhânî en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmıştır. Tertemiz halde, maddî ve manevî her çeşit yükselmeye müsait olarak doğar. Bu yeteneklerle yaratılmış olan insan, şahikaların en yükseklerine çıkabilir. O, böyle bir şerefe sahiptir. Hz. Ali insan için ne güzel söylemiştir:

"İlacın sendedir de farkında değilsin
Derdin de sendedir fakat göremezsin
Sanırsın ki sen sâde küçük bir cirimsin
Halbuki sende dürülmüş, en büyük âlem."(2)

Büyük şâir Şeyh Gâlip, İslâm’ın insan konusundaki anlayışını şöyle şiirleştirmiştir:

"Hoşça bak zatına kîm zübde-i âlemsin sen,
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen." (3)

Yani;

"Kendine iyi bak ki âlemin özüsün sen,
Kâinatın göz bebeği olan insansın sen."

Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetnâme adlı eserinde;

“İnsan bedeni, küçük âlem, ruhu ise büyük âlemdir. Âlemde yaratılan her şeyin benzeri insan vücudunda mevcuttur. İnsanın cismi ve canı bütün âlemin bir nüshasıdır.”(4)

diyerek insanın değerini vurgulamıştır.

Yüce Allah, İsrâ Sûresi’nin 70. ayetinde, insana verdiği değeri şöyle beyan etmektedir:

و لقد كرمنا بني ادم و حملناهم في البر و البحر و رزقناهم من الطيبات و فضلناهم على كثيرممن خلقنا تفضيلا

 “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”

İnsan Hayatına Verilen Önem

İslâm’da insanın can güvenliğine, diğer bir ifadeyle hayat hakkına büyük önem verilmiş ve insan hayatının dokunulmaz olduğu belirtilmiştir.

Öyle ki, İslâm’da “zarûrât-ı diniyye” şeklinde ifade edilen temel değerler sıralamasında “canın muhafazası” önemli bir yer tutmaktadır. Hatta dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması şeklinde sıralanan bu beş temel ilkenin hepsinin, dolaylı ya da doğrudan, canın korunması ile bir ilgisinin bulunduğunu söylemek mümkündür.

Bu değerler sıralamasında canın muhafazası, bazı durumlarda, ilk sırada yer alan dinin muhafazasından daha önce gelmektedir. Nitekim canın muhafazası için, dinin kesin olarak yasakladığı bazı haramların yapılmasına izin verilmesi, hatta bazı durumlarda, bu tür yasakların işlenmesinin zorunlu oluşu, insan hayatına verilen önemi vurgulayacak nitelikteki uygulamalardır.

İnsan Hayatını Korumaya Yönelik Tedbirler

İslâm dini de insanın en tabiî hakkı olan hayatı, hukukun teminatı altına almış, kişinin yaşama hakkına tam bir saygı gösterilmesini sağlamak için bir takım maddî ve manevî yaptırımlar koymuştur. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

Maddî Yaptırımlar

Kur’an’da insanın dünyaya gönderilişi anlatılırken meleklerin insanoğlunun yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökeceği itirazında bulunduğundan söz edilir. (bk. Bakara, 2/30)

Gerçekten de çok geçmeden Hz. Âdem’in iki oğlu arasında kıskançlıktan doğan aşırı kin ve düşmanlık sebebiyle ilk kan dökme olayı meydana gelmiştir. Olay, Ahd-i atik’te ve Kur’an’da yaklaşık ifadelerle anlatılır. (bk.Tekvîn, 4/1-8; Mâide, 5/27-31)

Kur’an-ı Kerim’de haksız yere bir cana kıymanın, bütün insanları öldürmüş gibi ağır bir suç olduğu; bir insanın hayatını kurtarmanın da bütün insanlara hayat verme gibi yüce ve değerli bir davranış olduğu belirtilerek şöyle buyurulur:

انه من قتل نفسا بغير نفس او فساد في الارض فكانما قتل الناس جميعا و من احياها فكانما احيا الناس جميعا

 “... Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır...” (Mâide, 5/32)

İslâm dininde kişilere karşı işlenen öldürme ve yaralama suçlarında misli ile cezalandırma (kısas) ilkesi esastır.

Konu ile ilgili bir çok ayet ve hadis vardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur.:

يا ايها الذين امنوا كتب عليكم القصاص في القتلى الحر بالحر والعبد بالعبد والانثى بالانثى فمن عفي له من اخيه شيئ فااباع بالمعروف و اداء اليه باحسان ذالك تخفيف من ربكم  و رحمة فمن اعتدى بعد ذلك فله عذاب اليم

 “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecâvüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.” (Bakara, 2/178)

و لا تقتلوا النفس التي حرم الله الا بالحق و من قتل مظلوما فقد جعلنا لوليه سلطانا فلا يسرف في القتل انه كان منصورا

“Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.” (İsrâ, 17/33)

Hz. Peygamber (asm)’in birçok söz ve uygulaması(5) da misli ile cezalandırmanın meşrû olduğuna delil kabul edilmektedir. Bu bağlamda Rasülüllah da: 

و من قتل عمدا فهو قود

 “... Kim kasten bir cana kıyarsa (cezası), kısastır… ”(6) buyurmuştur.

Kişilerin can güvenliğine diğer bir ifadeyle hayat haklarına yöneltilen haksız saldırılara karşı cezâî yaptırımlar getirilmesi, can güvenliğine verilen önem doğrultusunda yapılmış düzenlemelerdir.

Ayrıca, cinayet işleyen kimsenin, öldürülenin yakınları tarafından öldürülmesi değil, suçlunun devlet eliyle, objektif ve âdil yargılama sonucu cezalandırılması ilkesi benimsenmiştir.

Bütün bunlar, insan hayatını korumaya verilen değerin bir başka açıdan ifadesidir.

İslâm dininde savaş halinde bile Müslüman savaşçıların düşmanı öldürme hakkı çok sınırlı tutulmuş, kadın, çocuk, din adamı, yaşlı kimseler gibi fiilen savaşa katılmayanların öldürülmesi yasaklanmış, savaş esirlerinin yaşama hakkı korunmuştur.

Fiilî savaş durumu veya cezanın infazı, meşrû müdafaa gibi hukuka uygunluk hallerinin bu yasak dışında kaldığı açıktır.

Manevî Yaptırımlar

İslâm dininde insan canına kıymanın kısas ve diyet gibi dünyevî yaptırımları yanında manevî (uhrevî) yönden de birtakım müeyyideleri vardır.

Kur’an-ı Kerim’de, hukukî bir gerekçeye dayanmaksızın kişilerin canlarına kıymanın, Allah’ın gazap ve lânetine uğramaya sebep olacağı, dolayısıyla ne derece ağır bir manevî sorumluluğu bulunduğu şöyle dile getirilir:

و من يقتل مؤمنا متعمدا فجزاؤه جهنم خالدا فيها و غضب الله عليه و لعنه و اعد له عذابا عظيما

“Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisâ, 4/93)

Hz. Peygamber (asm) Vedâ haccında bütün Müslümanlara hitaben:

فان دماءكم و اموالكم و اعراضكم عليكم حرام كحرمة يومكم هذا في بلدكم هذا في شهركم هذا...

“Bugün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine kutsaldır, her türlü tecâvüzden korunmuştur; yani toplumun sorumluluğu ve hukukun güvencesi altındadır…”(7)

buyurarak insanın yaşama hakkının dokunulmazlığını belirtmiştir.

Bir başka hadiste de şöyle buyurmuştur:

اجتنبواالسبع الموبقات  ..... و قتل النفس التي حرم الله الا بالحق....  

  “Yedi helâk edici şeyden sakınınız…. Bunlardan biri de haklı durumlar müstesnâ, Allah’ın haram kıldığı bir cana kıymaktır….”(8)          

İslâm Dinine Göre Yaşama Hakkının Özelliği

İslâm dini, inancı, rengi, ırkı ve sosyal konumu ne olursa olsun, her insanın hayatını dokunulmaz bir değer olarak kabul edip, insan hayatına yönelik her türlü saldırı ve tehlikeyi en etkili şekilde önlemeye çalışır.

Bu nedenledir ki İslâm, kişilere yaşama haklarını kendi elleriyle yok etme demek olan intihar hakkını vermemiş, bunu büyük günahlar arasında saymış, inancı ve ameli ne olursa olsun bu kimselerin sırf intihar etmiş olması sebebiyle ahirette büyük bir cezaya çarptırılacağını bildirmiştir.

Özetle:

Aklî, bedenî, ahlâkî ve ruhânî en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmış olan insan tertemiz halde, maddî ve manevî her çeşit yükselmeye müsait olarak doğar.

Dinimizde insanın can güvenliğine, başka bir deyişle hayat hakkına büyük önem verilmiş ve insan hayatının dokunulmaz (masum) olduğu belirtilmiştir. Kişinin yaşama hakkına tam bir saygı gösterilmesini sağlamak için de bir takım maddî ve manevî yaptırımlar konmuştur.

İslâm Dininin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak, kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi, kendi canına kıyması (intihar) da kesin biçimde yasaklanmıştır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah'ın, insana bıraktığı beş kutsal emanet nedir?
İslam dininin korumayı emrettiği temel değerleri açıklar mısınız ...

Dipnotlar:

1) Hamdi Yazır; Hak Dini Kur’an Dili, VII,.5025. Eser Neşriyat,  İstanbul, 1971.
2) Yazır, VIII, 5936.
3) Abdülbâki Gölpınarlı; Şeyh Galip Divanından Seçmeler, , s.10. İstanbul, 1971.
4) Erzurumlu İbrahim Hakkı; Marifetnâme,  s.97. Sadeleştiren, M. Fuad Başar, İstanbul, 1984.
5) Meselâ bk. Buharî, Diyât, 6, 8, VIII, 38;  Müslim, Kasâme, 6, II, 1302-1303.
6) İbn Mâce, Diyât, 8, II, 880.
7) Buhârî, İlim, 37, I, 35; Müslim, Hac, 147, I,, 889.
8) Buhârî, Vesâya, 23, III, 195; Müslim, İman, 144, I, 91.

(Şükrü ÖZBUĞDAY, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
5.834 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR