Muhabbet, Dolu Dolu Sevgidir

Arabçada, ved, hıllet, habb, vela, aşk, meveddet gibi birçok kelime ile ifade edilen sevgi, burada Habb kökünden kullanılır. Habib ve mahbub da buradan gelir.

Hab ve Habbe buğday arpa taneleridir. Yahut şekilce onlara benzeyen tohumlara hab, habbe denir. Kuran-ı Kerimde “kemesel-i habbetin” “fâlikul-Hab” “Habbel-Hasîd” gibi geçer (el-Müfredât s. 105; el-Kâmûsul-Muhît I, 52). Ön dişlerin dizilişi, şekilce habbeye benzetildiği için habab adını alır. Rüzgarın estiğinde su yüzünde meydana getirdiği taneleri andıran izlerle oluşan yollara, sabahleyin bitkiler üzerinde görünen çiğ damlalarına habâb denir (el-Müfredât s. 105; el-Kâmûsul-Muhît I, 52, el-Mucemul-Vasît s. 151).


“Ehabbez-Zeru = Tanesi ortaya ortaya çıktı” demektir. Başaklar taneye durduğunda söylenir. Habbebes-Seka = kabı iyice doluncaya kadar doldurmak demektir. Sanki kap dolarak habbe gibi olur. Habbetul-kalb kalbin merkezidir, şekilce habbeye benzediği için bu adı almıştır.


Demek Habb kökü ile ifade edilmek istenen sevgide, bir lüb ve dolgunluk vardır. Sünbüllerdeki taneler nasıl iyice doluysa, dolgunlukta kemale ulaşmışsa, bu tür sevgi de insanın içini olabildiğince dolduran bir sevgidir. Taneleri dolduran madde kabını dolduran su gibi seveni doldurmuştur. Yahut insan, sabah serinliğinde yapraklar üzerinde gördüğü ciğ damlaları gibi sevgiyle doludur.


Bu sebepten içi dolu başaklar, başaklara benzeyen taneli bitkiler, bir tarafa meylettikleri gibi, Muhabbet denen sevgiyi tadan kimse de, sevdiğine meyleder, kendini ondan alıkoyamaz. Çünkü onda sevginin lübbü ve içi vardır. O sevgi ile doludur. Bu sebepten Ehabbe fülanen = birine meyletti, muhib oldu (el-Kâmûsul-Muhît I, 52, el-Mucemul-Vasît s. 105) demektir. Yahut hub vidâdla manalandırılır. Hıb sevgide ifrata gidendir. “Habebtü fulanen = filanı çok sevdim, habbe-i kalbine isabet ettim” demektir (el-Kâmûsul-Muhît I, 52, el-Mucemul-Vasît, s. 105).


Şu halde hadiste geçen sevgi, kendini göstermeden edemeyen, insanın içinde dopdolu, insanı mahbubunua ve habibine ister isteme meylettiren, iten, onunla birlikte olmaya yönelten bir sevgidir. Onun için kendisinde hub (muhabbet) bulunan kimse mahbubunun tesirindedir, sürekli o cazibenin cezbesinde, onun atmosferindedir.


Sahabeler böyle bir sevgi ile Rasulüllahı seviyordular. Sürekli onun kudsi nübüvvet ikliminde ve cazibesindeydiler. İman da kendilerine böyle bir sevgi ile sevdirilmişti (Bk. Hucurât 49/7). Yani imanları da kendilerini amele sürükleyen bir imandı. Bu sebeple onlar sevdikleri ile beraberdiler. Hayatlarını öyle geçirdiler. Ahirette de sevdikleri ile beraber olacaklardır. Nitekim Allah ve Peygamberi de bu sebeple kendilerini sevmişti (Bk. Bakara 2/222; Al-i İmran 3/31; Sâf 61/4, Maide 5/45 Tevbe 9/108).


Bu hadis-i şerif, Abdullah b. Mesuddan Ebû Musa el Eşarîden, biraz farklı “el-meru mea men ehabbe = Kişi sevdiği ile beraberdir” (Cevâhirul-Buharî s. 408 684. hadis; et-Tâc V, 80., Riyâzus-Sâlihin s. 282; Tefsîrul-Kurânil-Azîm, II, 330.) şekliyle de rivayet edilmiştir. Rasulüllah SAV, benzer bir hadis-i şerifte Ebu Zerrede “Ey Ebu Zerr sen kimi seversen onunla berabersin” (beraber olursun) buyurmuştu (Hayâtus-Sahâbe II, 477 (Buharî, müslim. Tirmizîden)).

5135 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun