İnsanlık tarihini tespitte kullanılan yaş tayin metotları

Soru:  İnsanlık tarihini hesaplarken bilim adamları neden kesin bir rakam vermiyorlar? Yüz binlerce yıldan bahsediyorlar? Üstelik her birisi farklı bir rakam teleffuz ediyor. Niçin gerçeği olduğu gibi söylemiyorlar?

Cevap: Bunun kısa cevabı, geçmişte yaşamış insanların nüfus cüzdanlarını bulamadıkları için.

Binlerce sene önce yaşamış insanlara ait elde ne vardır? Sadece bir kaç diş ve bazı küçük kemik parçaları. Bunların yaşlarını tayin öyle kolay bir iş değildir. En çok seksen veya yüz bin yaşında olan fosiller için karbon-14 metodu daha sıhhatli sonuç vermektedir. Daha yaşlı fosillerde ise uranyum metotları kullanılmaktadır. Bu metotların pek çok mahzurlu tarafları vardır.  Mesela yeni teşekkül etmiş canlı bir meşe ağacından alınan bir parça karbon-14 metoduna tâbi tutulmuş, bunu binlerce yıl önce yaşayan bir fosil olarak vermiştir.  

Uranyum Metodu

Uranyum metodunun esası, uranyum ile onun kardeş elementi olan toryumun uzun bozunma zincirleri boyunca kurşun ve helyum hasıl etmeleri esasına dayanır.

Radyoaktif elementlerin başında uranyum ve toryum gelir. Uranyumun iki izotopu vardır. Bunlardan birincisi U238’dir ve yarı ömrü 4.5 milyar yıldır. Diğeri U235’in ise yarılanma ömrü 0.7 milyar yıldır.

Toryumun (Th232) yarılanma ömrü ise 14.1 milyar yıldır. Bunlar belirli oranlarda helyum atomu vererek aşağıdaki gibi kurşun izotoplarını hasıl ederler:

U238                                              Pb206  + 8He4

U235                                              Pb207  + 7He4

Th232                                            Pb208  + 7He4

Normal kurşun minerali olan galenitte (PbS) kurşunun üç izotopu bir arada yer alır. Bu elementleri ihtiva eden herhangi bir tabakada kurşunun dördüncü bir izotopu olan Pb204’ü, diğer izotoplarla birlikte bulmak mümkündür. Bundan dolayı ona “yaygın kurşun” denir. Jeolojik zamanlar boyunca diğer izotopların miktarı gittikçe arttığı hâlde, Pb204’ün miktarı hep aynı kalır. Bu bakımdan Pb204’ün radyometrik yaş bulmada önemi büyüktür. Kurşun ihtiva eden bir mineralde Pb204’ün miktarı genel kurşun miktarından çıkarılınca, geride radyoaktif bozunum ürünü olan Pb izotopları kalır. Bunların miktarının tayiniyle de, içinde bulundukları mineralin yaşı tespit edilebilir.

Radyoaktif elementlerde belirli bir zamanda bozunum yoluyla meydana gelen atom sayısı (n) ile, mineralde bulunan radyoaktif elementin atom sayısı (N) doğru orantılıdır.

Matematik olarak bu kanun:

n = N.e-λt formülüyle gösterilir.

n = “t” zaman sonra kalan atom sayısı

N = Zamanın başlangıcında, yani t=0 olduğunda mevcut olan atom sayısı.

λ = Radyoaktif bozunum sabitesi (her element için karakteristiktir).

Başlangıçta numunede bulunan radyo aktif elementin ve bugüne kadar radyoaktiviteyle meydana gelmiş elementin miktarı bilinirse, radyoaktivite kanunlarıyla son miktarın teşekkülü için geçen müddet hesaplanabilir.

Bozunum hızı zaman ve radyoaktif izotopların yaşına bağlı değildir. Bu hızı istatistiki olarak tespit mümkündür. Meselâ radyumun 10 milyon atomundan (N) her yıl 4 bin 273 tanesi (n) bozunuma uğrar. Burada n/N oranına “bozunum sabitesi” denir. Bu değer, radyum için yıl başına:

λ = n / N = 4273 / 107

λ = 0.0004273 eder.

Yarı ömrü ise:

T= 0.693 / λ

T = 0.693 / 0.0004273 = 1622 yıldır.

Sonuç olarak; uranyum ve benzeri radyoaktif metotlarda, rakyoaktif elementin bozunumu sonucu ortaya çıkan kurşun izotoplarına göre yaş tayini yapılır. Radyoaktif elementlerin yarılanma ömrüne göre hesaplanan metotlarda Uranyum çok farklı değerler vermektedir. Çünkü bu hesaplamada uranyum bozunumunun sabit hızla olduğu kabul edilir. Halbuki radyoaktif elementlerin parçalanma hızı, çevre şartlarına göre zamanla değişebilmektedir.

Uranyum bozunumu sonucu ortaya çıkan kurşun elementlerinin hepsi o fosil içerisinde kalmamaktadır. Ayrıca, dışarıdan bazı kurşun izotopları o fosil içerisine girebilmektedir. Radyoaktif element o fosilin içerisinde yer almadan önce o elementi teşkil eden varlığın ne kadar yaşadığı bilinmemektedir.

Kısacası, fosil yaşlarını tayinde kullanılan metotlar çok sıhhatli bir sonuç vermemektedir. Şimdilik başka yaş tayin metodu da yoktur.

Hiçbir canlı nüfus kağıdıyla gömülmediğine göre, onların yaşını tayin kolay değildir. Bu bakımdan geçmişte yaşamış canlılar hakkında bazen milyonları ve hatta milyarları bulan farklı yaşlar ileriye sürülebilmektedir.

Bu konuda daha fazla bilgi için, “Evrim ve Yaratılış” kitabımızın fosil yaşlarının tayini bölümüne müracaat edilmelidir.

 

İnsanlık tarihi

Dünyadaki vahiy temelli ve vahi temelli olmayan (beşeri) dinleri tanımak ve İslâmi sistemi ortaya koyabilmek için insanlık tarihinin bilinmesi gerekir. “İslâm nedir ve yeryüzünde ne zamandan beri vardır?” sorusu önemli olduğu gibi insanlık tarihiyle ilgili verilen rakamların ve görüşlerin cevaplandırılması da gerekir. Vahye dayalı dinlerin kaynağı Allah’ın (cc) emir ve yasaklarıdır. İslâm’ın tarihini bilmek açısından, İnsanoğlunun dünyaya ilk geldiği gün ile zamanımıza kadar kaç yıllık bir sürenin geçtiği zihinleri meşgul etmiştir.

İnsanlığın tarihini açıklamak üzere genelde dört görüş hâkimdir: Bunlardan birincisi bugün ülkelerin ve dünyanın nüfusunu hesaplamak için kullanılan matematik metodudur, ikincisi tarihi metottur, üçüncüsü ilahi dinlerin (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm) bildirdiği süre ve dördüncüsü felsefî görüşlerin ve teorilerin ileriye sürdüğü zamandır. Bunları kısa kısa açıklayalım:

1-Matematik metoda göre insanlığın tarihi

Ülkelerin demografik hesapları yapılırken gelecekteki nüfus tahminlerini yapmak için 1 nolu

F = Pebn                                                                                                                (1)

matematiksel modeli kullanılır.  Formülde F gelecekteki değeri, P şimdiki değeri, e tabii logaritmayı, n süreyi (yılı), i artış oranını gösterir.

United Nation Population Division’a göre dünyadaki nüfus gelişimi de şöyle tahmin edilmiştir:

 

Yıllar (MS)

Nüfus (milyon)

1000

1500

1650

1750

1850

1900

1950

2000

2010

2013

275

450

500

700

1.200

1.600

2.550

6.100

6.800

7.500

Tablo 1- Dünya nüfus gelişimi.

Bu tabloya göre 1950–2013 yılları arasında dünya nüfusu %1,7 oranında yüksek sayılabilecek bir büyüme oranı ile artmış olmasına rağmen, 1000–2013 yılları arasında ki artış oranı (binde üç) olarak hesaplanır ve bu oran Birleşmiş Milletler Nüfus Dairesi’nin kabul ettiği artış oranıdır.

Dünyada nüfus 2 kişiyle (Hz. Âdem ve Hz. Havva) başladığına, her yıl %0,3 oranında arttığına ve günümüzde yaklaşık 7,5 milyar insana ulaştığına göre Hz. Âdem’in (as) dünyaya gelişinden günümüze kadar geçen süre 1 nolu formüle göre;

 

yıl olarak hesaplanır. Eğer dünyanın ortalama nüfus artış hızı binde iki (%0,2) olsaydı Hz. Âdem’den günümüze geçen süre 11.022 yıl, binde bir (%0,1) olsaydı 22.045 yıl olurdu. Dünyadaki nüfusun tarihi büyüme hızına göre %0,3 esas alınması uygun görüldüğüne göre kanaatimizce insanoğlunun dünyaya gelişinden günümüze kadar yaklaşık 7.348 yıl geçmiştir.

2-Tarih bilimine göre insanlığın tarihi

İnsanoğlunun tarihi geçmişi, tarihçiler ve paleontolojisiler tarafından araştırılarak tarihi devirler ve tarih öncesi devirler olarak iki dönem belirlenmiştir.

 

Tarihi Devirler

Tarih Öncesi Devirler       (M.Ö. 3.200-Milat)

Tarihi Devirler

(M.Ö. 3200– MS. 2013)

 

1. İlkçağ

(M.Ö. 3200—MS.476)

2. Ortaçağ (477–1453)

3. Yeniçağ (1454–1789)

4. Yakınçağ (1790–2013)

Taş Devir

Taş-Bakır Devri

Maden Devri

1- Kaba Taş (paleolotik)

2- Yontma Taş (mezolotik)

3- Cilalı Taş                                       .   (neolitik)

Taş- Bakır Devri

 

(Kalkolitik Çağ)

1. Bakır

2. Tunç

     3. Demir

Tarihçilere göre yazının milattan önce 3.200 yıllarında keşfedildiği kabul edildiğine göre; yazının keşfinden günümüze kadar 3200+2014 =5.214 yıl geçmiştir. Ortalama 2.500 yıl da yazı öncesi dönem olarak kabul edilirse İnsanlığın ömrü 5.214+2.500 =7.714 yıl civarında olmaktadır. Tarihi metotla insanlığın tarihinin, matematik metotla bulunan rakamdan çok da farklı olmadığını göstermektedir.

Darwin’in Evrim Teorisi ve İnsanın Geçmişi

18509’li yıllarda gündeme gelen Darwin Teorisine pek çok ilave yapılmış, bütün canlıların ortaya çıkışı ve günümüze ulaşması, bu teori adı altında tabiat ve tasadüfle açıkılanmaya çalışılmıştır.

Bu teoriye göre insan, aşağı yapılı organizmalardan evrimleşerek günümüze ulaşmıştır. Bu ortaya çıkışın son halkasında insanın maymunla ortak ataya sahip olduğu ileri sürülür. Bunula ilgili hiçbir ciddi delilin bulunmadığı son zamanlarda anlaşıldı. Maymundan insana doğru ilerleyen herhangi bir ara veya geçiş formu mevcut değildir. Hatta fosil kayıtları, diğer hayvan grupları arasında da geçiş formlarının bulunmadığını ortaya koymaktadır. Bu neticeler, insanın “özel olarak doğrudan insan olarak yaratıldığını göstermektedir.

Bu teoriye göre insanın tarihi 500 bin ile bir milyon arasında değişmektedir.

Demografik hesaplar Darwin teorisiyle uyuşmamaktadır

Demografik hesaplar Darwin teorisinin gerçeklerle uyuşmadığını göstermektedir. Hatırlanacağı gibi ülkelerin nüfusunu F = Pebn  formülünü kullanarak hesaplıyorduk. Birleşmiş milletler Nüfus Dairesi dünyanın bugüne kadar ortalama nüfus artış oranının binde üç (%0,3) olduğunu kabul etmesine rağmen, biz dünya nüfusun binde bir (%0,1) arttığını ve sadece iki maymunun evrim yoluyla insan haline geldiğini kabul edersek, 500.000 yıllık bir süreç için günümüzde;

F= 2e(0,001x500.000) = 5,1215

insanın dünyada yaşaması gerektiği sonucuna ulaşılır. Matematikte 5,1215 sayısı tarif edilmemiş çok büyük bir sayıdır. Dünyamızda yaklaşık 7,5 milyar insan yaşamaktadır. Eğer Darwinistlerin iddia ettikleri gibi bir süreç işleseydi bugün dünyada yaşayan 7,5 milyar insan yerine, bunun 6,8205 katı insanın yaşaması gerekirdi ki böyle bir olayın varlığı hayal dahi edilemez. Mesela Homo sapiens 500 bin veya 250 bin yıl önce görülmesi yerine mesela 50 bin yıl önce görülseydi 1,01x1022 insanın dünyada bulunması gerekirdi ki bu var olan dünya nüfusun 1,34 milyar katı demektir ve akla ziyandır. Dünya nüfus artış oranını binde üç olursa şu andaki dünya nüfusu 5,1645 kişi olurdu ve görüldüğü gibi bu hesaplar Evrim Teorisinin tutarsızlığının en büyük delilidir ve teori gerçeklerle uyuşmamaktadır.  Bu durumda insanların maymundan türedikleri görüşü nereden çıkmaktadır?

3-İlahi dinlere göre insanlığın tarihi

İlahi dinlerin tamamı insanın Allah (cc) tarafından yaratıldığını ifade eder. Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve İslâm’ın çeşitli mezhep ve yorumlarında farklılıklar olmakla birlikte yaratılış konusunda aynı ortak görüş mevcuttur. Materyalist felsefelerin maddenin ezeliliği konusundaki ortak görüşüne karşılık İlahi dinler; maddenin ezeli olmadığını, evrenin bir başlangıcı bir sonu olduğunu, âlemin Allah (cc) tarafından yaratıldığını ve yine Allah (cc) tarafından yok edilerek başka bir âlemin başlayacağı ortak görüşünü kabul ederler. Burada üç kitaptan üç ayeti aşağıda nazarlarınıza sunacağız:

a-Tevrat:

“Başlangıçta Allah gökleri ve yerleri yarattı”. Bu ayetin devamında Allah’ın ışığı, denizleri, yıldızları ve canlıları da yarattığı açıklanır.

Hz. Âdem’den (as) itibaren geçen sürenin 10.000 yıl olduğu belirtilir.

b- İncil:

“Dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün rabbi olan Allah… Herkese hayat, soluk ve her şeyi veren kendisi… Allah, bütün ulusları tek insandan türetti ve onları yeryüzünün dört bucağına yerleştirdi”.

“İlk insan Hz. Âdem yaşayan can oldu…İlk insan yerden, yani topraktandır…”.

“Her şey  O’nun (Allah) ile oldu. Ve olmuş olanlardan hiçbir şey O’nsuz (Allahsız) olmadı…”.

c-Kuran:

“Yemin olsun ki Biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık”.

“Yemin olsun! Biz insanı çamurdan, bir hulâsadan yarattık. Sonra onu (Hz. Âdem’in neslini), sağlam bir yerde (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi yapışkan şey haline getirdik. Sonra o yapışkanı bir parça et yaptık. O et parçasını da birtakım kemikler haline getirdik. Derken kemiklere et giydirdik. Sonra ona başka bir yaratılış (ruh) verdik. (Bak) şekil verenlerin en güzeli olan Allah’ın şanı ne kadar yücedir!...”.

“İnkâr edenler görmediler mi ki, gökle yer bitişik bir haldeydiler de, biz onları ayırdık ve her canlıyı sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?

Görüldüğü gibi İlahi dinler, bugün biyolojinin ve tıbbın keşfettiği, onayladığı şekilde yaratılışın, Allah (cc) tarafından bir kanuna, bir sisteme uygun olarak gerçekleştirildiğini  ifade etmektedirler.

Hz. Âdem (as) babamız ve Hz. Havva validemiz dünyaya gönderildiklerinde dünya insanoğlunun yaşayabileceği olgunluğa ulaşmış uygun bir yapıya sahip olmuştu ve kendileri Mekke yakınlarındaki Safa Tepesi’nde buluşmuşlardır. Ayrıca Hz. Âdem (as) Mekke’de bulunan Kâbe’yi de inşa etmiştir. Günümüzde Mekke’yi ziyaret edenler hem Kâbe’yi hem de Safa Tepesi’ndeki buluşma yerini görürler.

İnsanoğlunun cennetten çıkarılıp dünyaya gelmesiyle birlikte yeme, içme, barınma, yaşama vb. fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak, avlanmak, üretmek, tasarruf etmek, paylaşmak ve tüketmek fiillerinin gerçekleştiği, ekonomik faaliyetlerin meydana geldiği açıktır. Âdem (as) ile Havva validemizin dünyada bir araya gelmeleri, aile oluşturmaları ve 930 yıl veya 1.000 yıl gibi uzunca bir süre ömür sürmeleri, ortaya 40 bin kişi tahmin edilen bir insan toplumunu çıkarmıştır.

İki kişi ile başlayan insan toplumu günümüzde 7,5 milyar civarındadır.

Peygamberimizden nakledilen bir hadiste “İnsanoğlunun ömrü 7.000 yıldır” denmiştir.  Bu hadis bir yaklaşımı ifade eder ve yukarıdaki nüfus hesaplarını teyit etmektedir.

Dünyanın yaratılışı ve Hz. Âdem (as) yeryüzüne gelmesi arasında milyonlarca, milyarlarca yılın geçtiği (ilmi bulgular dünya için 4,54; evren için 13,5–14 milyar yıl) ve yerküre teşekkülünün tamamlanmasından ve insanoğlunun yaşayabileceği hale gelmesinden sonra Hz. Âdem (as) geldiği düşünüldüğünde insanoğlunun tarihinin çok kısa olduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda yaratılışla ilgili şu ayetleri hatırlamakta fayda vardır:

Hiç şüphe yok ki Rabbiniz, göklerle yeri altı gönde (evrede) yaratan, sonra Arş’ı istilâ edip her şeyi hükmü altına alan, (her) işi (yerli yerinde) idare eden Allah’dır…”.

Ayrıca;

Ne yücedir o Allah ki, gökte burçlar yaratmış ve içlerine bir kandil (güneş), bir de nurlu ay koymuştur… geceyle gündüzü birbiri ardına getiren yene O’dur.”.

“İnsanı yarattı. Ona konuşmayı öğretti. Güneş ve ay hesapla hareket ederler. Nebat da, ağaç da secde ederler (onlardan bekleneni yaparlar). Göğü yükseltti ve mizânı koydu”.

Yerde olan şeylerin hepsini sizin istifadeniz için yaratan O’dur. Sonra gökyüzüne inayet buyurarak, gökleri de yedi kat halinde nizama koydu. O her şeyi iyi bilendir”.

Yedi gök ile yer bunlarda bulunanlar O’nu tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu hamd ile tesbih etmesin! Lâkin siz onların tesbihini anlamazsınız…”.

Kuran’a göre yaradılış melekler ve cinler gibi ruhsal varlıklar ile başlar, cansız maddeleri kapsar, sonra bitkiler ve hayvanlar alemî yaratılır ve en son olarak da Allah’ın dünyadaki halifesi olan mükemmel varlık “insan” yaratılır.

Kâinatın ve ilk insanın yaratılışından ne kadar zaman geçmiştir?

İnsanlığın geçmişi ve kâinatın teşekkül zamanı ile alâkalı çeşitli âyet ve hadisler mevcuttur. Ancak, bunlarda mesele, ya işaret nev'inden nazara verilmiş, ya da teşbihlerle belirtilmiştir. Bu sebepledir ki, gerek Hz. Âdem'in ne kadar zaman önce yaratıldığı ve gerekse kâinatın yaşının ne olduğu hususunda değişik rivayetler söz konusudur.

Kur'an-ı Kerim'de göklerin ve yerin altı günde, arzın iki günde, bitki ve hayvanların ise dört günde yaratıldığı nazara verilir,,.

Bir hadiste de, Allah'ın toprağı Cumartesi, dağları Pazar günü, ağaçları Pazartesi, madenleri Salı, Nur'u Çarşamba günü, hayvanları Perşembe günü, Hz. Âdem'i de Cuma günü ikindi vakti sonunda yarattığı belirtilir.

Cenâb-ı Hak, bir âyette bir günün, bizim saydığımız günlerle bin yıl, bir başka âyette ise, elli bin yıl olduğunu nazara verir. Dolayısıyla burada "gün" tabirinden neyin anlaşılması gerektiği hususunda tam bir açıklık olmadığı için İslâm âlimleri arasında konuya farklı yaklaşımlar olmuştur-.

Uzayda her bir gezegen ve yıldızın dönüş süresi farklıdır. Yerküre kendi etrafında bir günde dönerken, Merkür bu dönüşünü, dünya günü ile 58.5 günde yapar. Dünyanın güneş etrafındaki dolanımı bir yıl iken, Plüton'un güneş etrafında bir defa dönüşü 248 yıldır.

Bazı İslâm âlimleri tarafından, Kur’an-ı Kerim’de göklerin ve yerin altı günde yaratıldığından bahisle, insan dünyası ve hayvan âleminin altı gün yaşayacağı, kâinatın ömrünün de bu paralelde olabileceğine işaret edilir. Kur'an'da bildirilen bin ve elli bin Kur'an günü ise, asır ve seneleri temsil eden "devir" manasında ele alınır.

Kur'an-ı Kerim'deki âyet sayısının 6666 olmasının, bir bakıma Kur'an-ı Kerim'in ne kadar süre hüküm ferma olacağının işareti kabul edilir.

Hz. Âdem'den kıyamete kadar insanlık tarihinin, Kur'an günü ile yedi bin sene olduğu bir hadiste belirtilmektedir.

Mutlak fetret devrinin bundan çıkarılmasıyla, 6666 senenin elde edileceği, bunun da Kur'an âyetlerinin sayısına eşit bulunduğu, dolayısıyla Kur'an hakikatlerinin de bu kadar süre hâkim olacağı nazara verilir.

İnsanlık tarihinin, yerkürenin ve kâinatın yaşlarının; arzın, güneş sisteminin  ve galaksinin  kendi etraflarında dönüşleriyle hesap edilebileceğine dikkat çekilir. Kur'an-ı Kerim'de bunların her birisine işaret edildiği belirtilir. Kur'an'da "Rabb-üş-şi'ra" (Herkül takımyıldızı) tâbir edilen ve güneşten büyük "Şi'ra" namındaki bir güneşin bir günü bin sene, Şems-üş-şümus'un (Samanyolu galaksisi)  bir günü elli bin senelik bir Kur'an gününün olabileceği nazara verilir.

Kâinatın bir ömrü, arzın ondan daha kısa bir ömrü ve küre-i arzda yaşayan insanın da ondan daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içindeki mahlûkatın ömürleri, saatin dakika, saniye ve saatleri sayan çarklarının birbiriyle olan münasebetine benzetilir.

İnsanlık ömrünün, arzın kendi ekseni etrafındaki hareketiyle, yeryüzünde canlıların ilk teşekkül ettiği andan kıyamete kadarki canlılık ömrünün ise, güneşin kendi ekseni etrafındaki hareketi ile, kâinatın ömrünün de, Şems-üş-şümus'un (Samanyolu galaksisi) kendi ekseni etrafındaki hareketi ile meydana gelen gün ile hesaplanmalıdır.

Tarih, coğrafya, jeoloji ve antropolojik açıdan insanlık tarihi yedi bin sene değil, yüz binler sene olarak belirtilse bile, bu Hz. Âdem'den kıyamete kadar insanlık ömrünün yedi bin sene olduğunu belirten rivayete ve Kur'ani hakikatlerin 6666 sene hüküm ferma olacağı ifadesine ters düşmeyecektir. Zira, Kur'ani günlerin 4 saatten elli bin seneye kadar şümulü vardır.

Bir başka ifade ile insanlık ömrü yedi bin sene olduğu gibi, canlılık tarihinin ömrü de yedi bin sene, kâinatın ömrü de yedi bin senedir. Ancak, insanlığın ömrü arz günü, bitki ve hayvan ömrü ise güneş günü veya Şi’ra (Herkül takımyıldızı) günü ile, kâinatın ömrü de galaksi günü esas alınarak değerlendirilebilir. Bilindiği gibi arz, kendi ekseni etrafında dönüşünü 24 saatte, yani bir günde tamamlar. Güneş ise, bütün sistemiyle birlikte, Herkül takım yıldızına saatte 7200 km. süratte gitmekte ve aynı zamanda kendi ekseni etrafında satte 70.000 km hızla dönmektedir. Güneş bu dönüşünü arz günü ile yaklaşık olarak 25 günde tamamlamaktadır.

Güneş sistemini de içinde barındıran Samanyolu galaksisi ise, bir bütün olarak kendi ekseni etrafında saatte 90 bin km. hızla dönmekte ve bir defa dönüşünü arz günü ile 200 milyon yılda tamamlamaktadır.

insanlık ömrünün arz günü ile yedi bin sene olması durumunda, arzda hayatın başlamasından, yani bitki ve hayvanların teşekkülünden kıyamete kadar, güneş günü ile iki yüz bin sene, yaklaşık 2.5 milyar arz günü edecektir. Kâinatın yaşının da, Şems-üş-şu-mus'un (Samanyolu galaksisi), Kur'an'ın işaretiyle bir gününün arz günü ile elli bin sene olduğu dikkate alınırsa, yedi bin senelik sürenin, bir yıl 360 gün hesabiyle 126 milyar yıl olacaktır.

Sonuç olarak dünyanın milyarlarca yıl önce yaratıldığı ve insanoğlunun atası olan Hz. Âdem (as) babamız ve Hz. Havva validemizin 7–8 bin yıl önce dünyaya geldikleri, Tarih biliminin bunu teyit ettiği, Darwin’in Evrim Teorisinin geçerli olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca insanoğlunun dünyaya gelmesiyle birlikte din faktörü de insanlığın gündemine girmiştir.

Dipnot:
1) Okka, Osman, Kazak, Hasan (2015). İslâmi Finansal Yönetim: Sistem Ve Uygulama. Basılmamış, Yazım Aşamasında Kitap.

2477 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun