Bir Zaman Sohbeti

İzafiyet teorisi, hız, kütleçekimi, karadelikler derken, ‘zaman’a dair

ilginç bir düşünce yolculuğuna varım diyorsanız, buyrun lütfen...

ALBERT EINSTEIN izafiyet teorisinde, zamanın bazı etkilerle
yavaşlayıp hızlanabileceğini veya daha doğru bir deyimle ‘genişleyebileceğini’
anlatır. Zamanı değiştirebilen bu etkilerden birisi hızdır. Yani ben size göre
daha hızlı hareket ediyorsam zaman benim için daha yavaş geçer. Ancak hızın
zaman üzerindeki tesiri o kadar azdır ki, bunu öyle küçük hız farklarında yakalayamayız.
Meselâ, saatte 920 km hızla giden bir uçakta sekiz saat yolculuk eden bir kişi
yerdekilere göre zamanı saniyenin milyarda onu kadar bir süre daha kısa yaşamıştır.
Bu süre çok küçük olduğundan, yolcu bunu kesinlikle hissedemez. Ancak yolculuğu
ışık hızına yakın bir hızda yapsaydı, 8 saat uçtuğunda bunu sadece 48 dakika
gibi hissederdi... İşi biraz büyütürsek, 25 yaşında bir baba 1 yaşındaki oğlu
ile vedalaşıp kendi takvimi ve saatine göre 3 yıllığına bir uzay gemisine binip
ışık hızına yakın bir hızda seyahat edip geri dönse, kendisi 28 yaşında olur,
ancak oğlunu 31 yaşında bulacaktır. Işık hızına yakın hızlarda hareket edildiğinde
hareket eden kişi geride bıraktıklarına göre zamanı 10 kat (belki daha da fazla)
daha yavaş yaşar. Veya şu şekilde düşünebiliriz: Geride bıraktığı dünyanın zamanı,
kendisine göre 10 kat hızlı geçer. Bu yolculuğu yapan kişi gemisinin penceresinden
dünyadakileri seyredebilse, onları ileriye sarılan bir video kasetindeki gibi
hızlı hareket ediyor halde görür!



Bu konu artık bir teori olmaktan da çıkmış, doğruluğu kabul edilmiştir. Kanıt
olarak da uzaydan gelen kozmik ışınlardaki bazı parçacıkların dünyaya kadar
bozulmadan ulaşabilmesi gösterilmektedir. Çünkü bu parçacıklar dünyada üretildiklerinde
çok kısa bir sürede bozulup yok olmaktadır, ama uzayda onbinlerce sene yolculuk
ettikleri halde bozulmadan dünyaya ulaşmaktadırlar. Bunun tek açıklaması ise,
bu parçacıklar ışık hızında hareket ettiklerinden, zamanın onlar için çok yavaş
geçmesidir. Yani onlara belki de birkaç dakika gibi gelen yolculukları aslında
dünyadaki bizler için onbinlerce sene sürmektedir.

Buraya kadar zamanı etkileyen faktörlerden biri olan ‘hız’dan bahsettik. Zamanı
genişleten ya da yavaşlatan bir diğer etki ise, yerçekimi (kütleçekimi)’dir.
Kütleçekimi de hıza benzer şekilde zamanın yavaşlamasına yol açar. Çekim arttıkça,
arttığı bölgede zaman daha yavaş geçer. Bunu yavaş yavaş örnekleyerek, size
söz verdiğim zamanın hiç olmadığı yere doğru gidelim.



Bilindiği gibi, kütleçekimi, kütlenin merkezinden uzaklaştıkça azalır veya buraya
yaklaştıkça artar. Yani, dünya için düşünürsek, yükseğe çıktıkça dünya merkezinden
uzaklaştığımızdan zaman daha hızlı geçmeye, ama merkeze yaklaştıkça daha yavaş
geçmeye başlar. Örneğin, nükleer bir denizaltı ile 6 ay boyunca 300 metre derinlikte
dolaşsanız, bu altı ay yüzeydekilere göre saniyenin milyarda beşyüzü kadar bir
süre daha yavaşlamış olursunuz; çünkü denizaltı yüzeye göre dünyanın merkezine
daha yakındır, yani orada yerçekimi daha fazladır. Ancak yine jet uçağı yolculuğundaki
gibi, bu zaman genişlemesi insan tarafından hissedilmeyecek kadar azdır. Bu
genişlemeler ancak çok hassas atom saatleri kullanılarak ölçülebiliyor. Denizaltıda
bulunan atom saati dışarıda bulunan aynı tip bir saate göre saniyenin milyarda
beşyüzü (ya da milyonda yarım saniye) kadar geri kalır. Bu geri kalma olayının
sebebi, tamamen denizaltının dünya merkezine daha yakın olmasından kaynaklanan
zaman genişlemesi, yani zamanın daha yavaş geçmesidir.



Bu etkinin insan tarafından hissedilecek kadar büyümesi için tek çare, dünyayı
bırakıp yerçekiminin çok daha büyük olduğu bir yerlere gitmektir.

Bilindiği gibi, büyük yıldızlarda kütleçekimi çok fazladır. Hatta güneşten daha
büyük yıldızlar enerjilerini tüketip öldükten sonra çekirdekleri çok küçülür
ve nötron yıldızı denilen bir yapıya dönüşürler. Bir nötron yıldızına gidip
yerdeki maddeden bir çay kaşığı dolusu alsanız bu madde dünyanın toplam ağırlığından
daha ağır gelirdi. Buradaki kütle bu kadar yoğun olunca yerçekimi de inanılmaz
boyutlara çıkar. Tipik bir nötron yıldızına gidebildiğimizi ve oradaki yerçekiminin
bizi yere yapıştırıp parçalamadığını varsayarsak, buradan dünyaya baktığımızda
olayların yüzde 30 civarında daha hızlı geçtiğini görürdük. Yani biz oraya saatimiz
12:00 iken varsak ve saat 15:00’i gösterene kadar otursak, dünyada saatin 16:00
olduğunu görürdük. Tabiî dünya, bizim yaşadığımız bu 3 saat içinde 4 saat yaşadığından,
herşeyi yine hızlandırılmış sinema gibi seyrederdik.



Şimdi bir aşama ileri geçelim ve yerçekiminin nötron yıldızından da fazla, hatta
sonsuz olduğu bir yapıya gidelim.

Hepimiz, karadelik adı verilen oluşumlar hakkında birşeyler duymuşuzdur. Ben
detaya girmeyeceğim, ancak şu kadarını söyleyeyim; karadelikler, çok büyük bir
kütlenin kendi içinde çöküp çok küçük bir alana sığdığı yapılardır. Büyük yıldızlar
yakıtlarını tükettiklerinde içlerindeki madde birbiri içine çöker ve küçük bir
alana hapsolur. Güneş ileride karadelik olamayacak kadar küçük bir yıldızdır;
ama eğer bir karadelik olabilseydi, yakıtı bittikten sonra bir apartman boyutuna
sığacak kadar küçülmüş olurdu. Bu kadar büyük kütleler küçücük alanlara dolduğunda
kütleçekimi o kadar büyür ki, bizim sanki ağırlıksız bildiğimiz ışık bile bu
çekimden kaçamaz ve bu yüzden cisim ışık yayamaz ve simsiyahtır. Adının karadelik
olması da bu yüzdendir. Hatta, buradaki maddenin varlığından bile söz etmek
imkânsızdır, çünkü madde sonsuza kadar birbirinin içine çöker. Bir karadeliğin
bu denli büyük, yani sonsuz olan yerçekimi gücü zamanı orada durdurur. Yani
bizim nötron yıldızındayken bakıp yüzde 30 daha hızlı seyrettiğimiz dünya (ve
kâinat) eğer karadelikten bakabilecek olsak, bir anda zamanını tüketir. Zaman
kütleçekimi arttıkça yavaşladığına göre, sonsuz kütleçekimi olan yerde zaman
duracaktır. Yani, faraza birisi bir karadelikten dünya ve kâinata bakacak olsa
dünyanın ve kâinatın sonsuza kadar olan geleceğini görür; yani hızlandırılmış
video kasetinin sonuna kadar bir anda seyreder.



Görüldüğü gibi, çok büyük, hatta sonsuz güçlerin bulunduğu bir mekânda zamandan
söz edilemiyor. Çünkü, burada zaman durmuştur; hatta, durduğu için, etkisi yoktur.
Etkisi olmayan birşeyin varlığından da söz edilemez. Sonsuz güç zamanın ötesinde
olmayı sağlar/gerektirir.



Rabbimiz sonsuz güç sahibidir. Bu gücün olduğu yerde zamanın kendisi ya da önemi
yoktur. Zaman ancak O’nu durduracak gücün olmadığı yerde bulunan ve O’nun yarattığı
güçsüz va aciz varlıklar için vardır. Zamanın olmadığı yerde bulunmanın bir
an içinde kâinatın geri kalan kısmının geleceğini, yani istikbalini bize gösterebileceğini
anlatmıştık. Bu da, kader dediğimiz, ancak irademizle ilintilendirilen geleceğimizin
Rabbimiz katında bilinmesinin normal olduğunu düşündürmesi açısından bize ışık
tutabilir.



Bir insanın faraza bir karadelikten baktığında sonsuza kadar olan geleceği görmesi
nasıl onun bu geleceğe etki etmesi anlamına gelmiyorsa, zamanın yaratıcısı olan
Allah’ın sonsuz geleceği biliyor olması da bizi kendi kaderimizin elimiz mahkum
tâbi olduğumuz değişmez bir yol olmaktan ziyade, irademizle, yani tercihlerimizle
şekillenen geleceğimiz olması noktasında rahatlatıyor.



Bundan sonra yapmamız gereken ise, zamanın etrafımızda ördüğü parmaklıkların
ötesindeki güzellikleri hayal edip, bizi onlara kavuşturması için Yaratıcımızın
varlığına olan imanımızı güçlü tutmak ve imanın gerektirdiği gibi yaşamak olmalıdır.

Kaynak: Scientific American, Eylül 2002.

Mehmet Akyurek

5513 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR