Bir yudum alsan ne olur aslan sütü bu, demenin imana zararı olur mu?

Tarih: 31.10.2021 - 15:23 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Bir yudum alsan ne olur, aslan sütü bu.” demek sakıncalıdır, imana zarar verir, söyleyeni uçuruma götüren sözlerden biridir.

Bir davettesiniz. Masada her türden insan var. Az sonra masaya içki de geliyor. Yanınızdakilerden bazıları kadehlerini dolduruyorlar, yudumlamaya başlıyorlar. Siz de hayat boyu ağzınıza almamışsınız, almamakta da kararlısınız. En ufak bir taviz vermiyorsunuz. Hatta bir yolunu bulsanız masayı terk edip gideceksiniz. Belki de öyle yaparsınız.

Çünkü bu hususta Peygamberimizin (asm) ikazı açık ve kesindir:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, üzerinde içki dolaştırılan sofraya asla oturmasın!” (Tirmizi, Edeb 43; Ebu Davud, Etime 18)

Bu arada masadakilerden bazıları,

“Ne olacak, bir yudum alsan? Üzüm suyu değil mi?”,
“Aslan sütü bu! Bir kadehle dinden çıkmazsın ya!”,
“Biz gavur muyuz, biz de Müslümanız”,
“Benim de dedem hacıydı, babaannem namazını hiç bırakmazdı.”

gibi birtakım sözleri konuşup dururlarken, sizin de kendilerine katılmanızı isterler. Zira sizin ayrı durmanız, içmemeniz, bazılarını rahatsız eder, morallerini bozar.

Bu ve benzeri yerlerde ve durumlarda bu çeşit sözleri duyabildiğimiz gibi, normal konuşma ve tartışma esnasında da böyle sözler söylenip durur. Herkes kafasına göre ahkam keser, “fetva” verir. Yaptığı işin yanlış olduğunu kabul etmez, savunmaya çalışır. Bir de çevresindekilerden kendisine destek çıkanları bulursa, bu sefer de iyice bastırır, karşı çıkanları suçlamaya kadar gider.

Bira, şarap, rakı, viski ve konyak gibi hangi adı taşırsa taşısın alkollü içkileri kullanmak haram ve büyük günahlardan birisidir. Bu konudaki Kur’an’ın hükmü şöyledir:

“Ey iman edenler! Muhakkak içki, kumar, sunaklar (putlar için kurban kesilen dikili taşlar, putperestliği simgeleyen taşlar ve diğer şeyler) ve zarlar şeytan işi birer pislikten başka bir şey değildir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Hiç kuşku yok ki, şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz, değil mi?” (Maide, 5/90)

Hz. Peygamber (asm) Efendimiz de hadislerinde içkiyi yasaklamış, hatta bir damla da olsa içilmesinin caiz olmadığını, içki içmenin hem dünyada, İslam hukukuna göre cezasını bildirmiş, hem de ahiretteki cezasının ağırlığını haber vermiştir.

Bu konudaki bazı hadislerin mealleri şöyledir:

“Sarhoşluk veren her içki haramdır.” (Tirmizî, Eşribe 27)

“Bir şeyin çok miktarda alınması insana sarhoşluk veriyorsa, onun azı da haramdır.” (Tirmizî, Eşribe 3)

“Her sarhoşluk veren şey hamrdır (içki) ve sarhoşluk veren her şey haramdır.” (Buharî, Eşribe 1)

“Ben her sarhoşluk veren şeyi yasaklıyorum.” (Buharî, Megazî 60)

“Ümmetimden bir grup olur ki, alkollü içki içerler ve içkinin adını değiştirirler, ona istedikleri bir ismi takarlar.” (Ebu Davud, Eşribe 20)

“Şu muhakkak ki hamr (içki) deva (şifa) değildir, bilakis marazdır (hastalık vericidir).” (Müslim, Eşribe 12)

“Cenab-ı Hak, şaraba, içene, dağıtana, satana, alana, saklamasını isteyene, yüklenip götürene, satıp parasını yiyene lânet ediyor.” (Ebu Davud, Eşribe 20)

Haramları ve helalleri Allah ve Resulü tespit eder, hükmünü verir, cezasını ve günahlık yönünü tayin eder. Haramlığı kesinleşmiş olan ve en ufak şüphe olmayan şeyler üzerinde fikir yürütmek, yorum getirmek, bu hükümlerin duruma, zamana, kişinin konumuna, makamına ve mevkiine göre değiştiğini ileri sürmek, Allah ve Resulüne karşı gelmenin yanında, insanın imanına ve inancına bile zarar verir.

Çünkü haramlığı kesin olan bir hükmün haramlığına inanmak farzdır. Bu haramı işlemek ise büyük günahtır. Ancak onun haramlığını kabul etmemek, günah oluşuna itiraz etmek, karşı çıkmak insanı dinden çıkarır, maazallah küfre götürür.

Hadiste bu husus belirtilirken şöyle buyurulur:

“İçkiden sakınınız. Allah’a yemin ederim ki, içki ile iman bir yerde birleşmez. Yani biri diğerini çıkarır.” (Nesaî, Eşribe 51)

Ancak, haram olduğunu kabul ederek, günah olduğuna inanarak bir haramı işleyen kimse büyük bir günaha girmiş olsa da dinden çıkmaz, imanını kaybetmez.

İçkinin kötü bir alışkanlık olduğunu, dine ve bedene zararlı olduğunu, ama bir türlü vazgeçemediğini söyleyip itiraf etmek, sürekli pişmanlık duymak, hatta bağımlılığa karşı tedaviye başvurmak insanı küfre götürmez, kâfir yapmaz.

Ama içki, Peygamberimizin (asm) de ifade buyurduğu gibi “ümmü’l-habâis”tir, bütün pisliklerin anası, başı ve temelidir.

“İçkiden sakınınız. Çünkü içki her türlü kötülüğün anasıdır.” (Darekutni, Sünen, 4/247)

Zina, uyuşturucu, kumar, yalan, küfür sözler, katil ve intihar gibi dinen pislik sayılan şeyler hemen içkinin peşinden gelir. Çünkü insan bir defa şeytanın eline düşmeye görsün, şeytan onu adım adım hem maddi hem de manevî felaketlere, uçurumlara, tehlikelere ve günahlara sürükler durur.

Şeytan bir kere insanın peşine takılırsa bir daha hiç yanından ayrılmaz. Bütün günahları güzel ve şirin, lezzetli ve tatlı gösterir. Zaman içinde müptela eder, vazgeçemeyeceği hale getirir.

Zaman içinde aile huzuru kaçar, evde kavga, dövüş, huzursuzluk, geçimsizlik çok ileri boyutlara varır. Gün gelir yuvası dağılır, perişan olur. İşini de kaybedebilir, dünyada rezil, ahirette rüsva olur.

Bütün bunlar arkadaş teşvikiyle, çevrenin baskısıyla, bulunduğu makamın ve rütbenin etkisiyle “Bir yudum alsan ne olur”, “Erkek adamsın, içmesen olur mu?”, “İçmezsen çevrenden koparsın.”, “Seni ilerletmezler, istediğin makama gelmezsin.” gibi sözlerle küçükten başlar, yavaş yavaş ilerler, artık başını alır gider, önüne geçilemeyecek hale gelir.

Bütün bunların yanında dinî hayatını da kaybeder, imanı iyice zayıflar, mum ışığı gibi cılızlaşır; günahlar, haramlar artık gözünde küçülür, basitleşir, haramlarla helaller arasında bir ayırım gözetmez olur, kalbinde hiçbir dinî ölçü kalmaz; keyfinin, zevkinin, hazlarının esiri olur. Eğlencelerle aklını uyuşturur, ama sürekli bir vicdan azabı çeker. Çünkü haramlar, günahlar, Allah’ın yasakladığı şeyler, insanın ruh dünyasını alt üst, ahlaki ve kalbî hayatını öldürür.

Oysa helal ve meşru daire keyfe kâfidir, Allah’ın mübah kıldığı nimetler insanın ihtiyaçlarını karşılamaya, keyif ve zevklerini tatmin etmeye yeterlidir, harama girmeye, günaha düşmeye hiç gerek yoktur. Çünkü nefsin istek ve arzuları bitip tükenmez, sonu gelmez, arkası kesilmez.

İnsan bir haramı işlerse, diğerleri çorap söküğü gibi peşi sıra sürüklenir gelir. Biri diğerini çağırır, biri ötekini tetikler, insanı felaketten felakete yuvarlar.

Bir de haram şeylerde, günah işlerde bir lezzet varsa, arkasında ve devamında yüzlerce acılar, ıstıraplar, hastalıklar, huzursuzluklar, dertler ve musibetler vardır.

Çünkü haramlar zehirli bal gibidir. İlk anda bir parça lezzeti, tadı varsa da biraz keyif verse de ardından zehir tesirini gösterir, insanı kıvrandırır, sağlığını bozar, ölüme kadar götürür. Oysa normal bir balı yiyecek olsa, böyle bir riskle karşılaşmaz, kendini tehlikeye atmaz.

Bugün toplumda bunun o kadar acı örneklerini görüyoruz ki, özellikle gençler içkiye alışınca, alkol bağımlısı veya uyuşturucu müptelası olunca ya taşkınlıklarıyla hapishanelere, kapıldığı hastalıklarla hastanelere, işi daha ileri götürerek meyhanelere veya öfkesine yenik düşerek, sinirine hâkim olamayarak kavgalar sonucu kabristana kadar gidebiliyor.

Bunun için “Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.” Yoksa her gün insan hayatın sillesini, tokadını yiye yiye kendini bile tanımayacak hale geliyor, hayatının tadını tuzunu kaçırıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun