Bir kadının azasını kesen adam, bir adamın azasını kesen kadın sadece para cezasına mı çarptırılır?

Tarih: 01.07.2015 - 01:19 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hanefi mezhebine göre bir kadının azasını kesen adam ya da bir adamın azasını kesen kadın sadece para cezasına mı çarptırılır?
- İmam-ı Azam ve İmam Malikê göre birisini sopa ya da taşla linç eden kişi sadece para cezasına mı çarptırılır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

- Erkeğin uzvunu (zeker, haşefe) kesmenin cezası Hanefiler dahil (el-İnaye, 10/239), cumhura göre diyettir.

Erkeklik fonksiyonunu icra etmekten aciz olacak şekilde zekerinin kesilmesinin cezası “hukûmet”tir (mahkemenin tespit edeceği bir diyet miktarıdır). (bk. V. Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslami, 6/343)

Nasla tayin edilmiş had ve kısas cezalarının yerine başka bir ceza konulamaz. Ancak çeşitli sebeplerle bu cezaların düşmesi halinde bedel olarak ta‘zîr cezası verilmesi mümkün görülmüştür.

Özellikle Mâlikî mezhebinde öldürme ve yaralamalarda kısas cezasının afla veya başka bir sebeple düşmesi halinde ta‘zîr cezası uygulanacağı görüşü benimsenmiştir.

Başta Hanefîler olmak üzere diğer mezheplerde de şüphe veya suçun unsurlarındaki eksiklikler sebebiyle düşen had cezalarına bedel olarak ta‘zîr cezası verilebileceği kabul edilmiştir.

Cevap 2:

- İmam Azama göre, kesici bir alet ve demir cinsinden olmayan, taş veya sopa gibi bir şeyle adam öldüren kimse diyet öder. İmameyne göre ise, bu da “amden/kasıtlı” olarak öldürmektir ve kısas gerekir.

- Maliki Mezhebine göre, öldüren alet şekli ne olursa olsun, düşmanca bir saldırı sonucu öldürme işi gerçekleşmişse, bu “amden” katildir ve kısas gerekir.

- Şafii ve Hanbelilere göre, ister kesici olsun ister olmasın, genellikle öldürebilen bir aletle öldürme işi tahakkuk etmişse, bu “amden/kasıtlı” öldürmedir ve kısas gerekir. (bk. V. Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslami, 6/233-234)

Adam öldürme suçu doktrinde cinayeti işleyenin kastı ölçü alınarak kasten (amden) ve hataen şeklinde iki gruba ayrılır. Kur’an’da bu iki tür katilden söz edilir. (Nisâ, 4/92-93)

Malikiler ve Zahiriler bu ayırımı benimserken Şafi, Hanbeli ve Zeydiyye fakihleri araya kasıt benzeri öldürmeyi de dahil ederek katil çeşitlerini üçe, Hanefiler’den bir grup hata mahiyetindeki öldürme ilâvesiyle dörde, bir kısmı tesebbüben öldürmeyi de ekleyerek beşe çıkarır. Bununla birlikte ayırımlar genelde kasıt-hata veya mübaşeret-tesebbüb ekseninde yapılmakta, sonucu da bu ayırım belirlemektedir.

Kasıt-Hata Ayırımı

Adam öldürme suçunda kasıt (amd), failin sonucunu bilerek ve isteyerek ölüme yol açan bir fiili işlemesi demektir ve suçun manevî unsurunu teşkil eder. Kastın bulunması için failin önceden plan ve tasavvurda bulunması şart olmayıp ölüme yol açan fiili işlediği anda sonucu istemiş olması yeterlidir. Bunun için de doktrinde “suçu önceden planlama” anlamıyla taammüd ve “fiilin sonucunu o anda istemiş olma” anlamıyla kasıt ayırımı yapılmaz.

Ancak kasıt kişinin iç dünyasıyla alâkalı bir durum olduğu ve kişinin öldürme niyetinin tesbitinde zorluklar bulunduğu, hukukî hükümlerin ise objektif verilere dayanması gerektiği için fakihler, kişinin kasıt ve niyetini göstermeye elverişli objektif bir ölçüt geliştirmeye çalışmışlar, bunun için de fâilin kullandığı aletin öldürücü olması şartını ileri sürmüşlerdir. Aletin bu vasfı onu kullanan kişinin de kural olarak öldürme kastını taşıdığının delili sayılmıştır.

İslâm hukukçularının çoğunluğunun görüşü bu olmakla birlikte öldürücü aletin tanım ve örneklendirmesi mezheplere, hatta fakihlerin kişisel bilgi birikimi ve takdirine göre değişiklik gösterir. Meselâ:

Ebû Hanîfe bıçak, kılıç, mızrak gibi yapılış itibariyle bu amaca hizmet eden kesici ve delici bir aletin kullanılmasını, kastın varlığına hükmedebilmek için gerekli görürken diğerleri, aletin örfen öldürücü sayılmasını veya böyle olmasa da kullanıldığı şartlarda galiben öldürücü olmasını yeterli görür. Ağır bir taşı üzerine atma, sopayla vücudun ölümcül bölgelerine vurma, zayıf ve hastalıklı kimseyi dövme böyledir.

Mâlikî fakihleri ise genelde sübjektif metodu benimseyerek aletin öldürücü olmasını değil fâilin öldürme kastı taşımasını ölçü alırlar.

Öldürmede kasıt ve hata, suçun ağırlığı ve tam cezanın gerekirliği açısından olduğu kadar dinî ve ahlâkî açıdan da önemlidir. Ancak bu ayırımı yapmak her zaman kolay olmaz.

Bunun için fakihler, kasıtla hata arasına kasıt benzeri (şibh-i amd) öldürme adıyla üçüncü bir grup ilâve ederek fâilin öldürme kastının tam bulunmadığı, fakat hatâen öldürmedeki kadar da mâzur görülemeyeceği durumları bu gruba almış ve bunu diğer iki grup fiillin sonuçlarından ayrı tutmuştur.

Kasıt benzerinin tam bir tanımı verilemezse de fâilin ölümle sonuçlanan fiili bilerek işlediği, ancak ölüm sonucunu istemediği durumlar, modern hukuktaki ifadesiyle “kastı aşan müessir fiille adam öldürme” kural olarak kasten değil kasıt benzeri bir kusurla öldürme kabul edilir. Bu da genelde kullanılan alete ve olayın cereyan şekline bakılarak belirlenir.

Meselâ Ebû Hanîfe’ye göre kesici ve delici bir alet kullanmaksızın taş, sopa veya yumrukla öldürme böyledir.

Şâfiîler ve Hanbelîler bilerek çelme takıp düşürme, suya itme, üzerine azgın bir köpeği salma, ateşe verme gibi fâilin öldürme kastını açıkça göstermeyen iradî bir fiilin ölüme yol açmasını kasıt benzeri sayarlar.

Mâlikî ve Zâhirî fakihlerinin kasten öldürme grubunda gördüğü bu tür fiilleri fakihlerin çoğunluğunun ayrı bir kategori olarak değerlendirmesinin temel amacı, fâilin adam öldürme kastının tam bulunmadığı durumlarda kısas cezasının uygulanmasına engel olmaktır.

Trafik araçlarının, sanayi makine ve aletlerinin kullanılması, yanlış tedavi, eğitim amaçlı dayak, bedenî bir cezanın infazı gibi bir hakkın kullanımının ölüme yol açmasının hata mı kasıt benzeri mi sayılacağı hukukçular arasında tartışmalı olup, ihmal ve kusurun ağırlık derecesi bu konuda belirleyici bir role sahiptir.

Kasıt hata ekseninde özellikle Hanefî fakihlerince dile getirilen bir başka katil çeşidi de hata yerine geçen öldürme olup bu da hata grubunda yer alan ve ölüme yol açan gayri iradî fiilleri kapsar. Burada hatadan farklı olarak ölüm, fâilin hiç kimseyi öldürme niyeti taşımayan bir fiili neticesinde meydana gelmektedir.

Meselâ fâilin uyku esnasında bir çocuğun üstüne düşmesi veya onarmadığı duvarının yoldan geçen birinin üzerine yıkılması ve böylece onların ölümüne yol açması böyledir. (bk. Zuhayli el-Fıkhu'l-İslami, Ceziri, el-Mezahibü'l-Erbaa, TDV İslam Ansiklopedisi, Katil, Kısas, Diyet, Tazir md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun