Az yeme ve içmenin faydaları nedir? Yemek yemede ölçü ne olmalıdır?

Soru Detayı

- Dinimizde az yemek ve az içmek gerekli; bu aç kalmak ve susuz kalmak anlamına mı gelir yoksa doyacak kadar yemek mi?..

- Sonra çok su içmek sağlık için faydalı deniyor. Dinimize göre az su mu içmeliyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mide, bedenimizin havuzu gibidir. Bütün organların ihtiyacı olan besin maddeleri ve vitaminlerin hazırlandığı mutfaktır mide. Midede oluşan yeme ve açlık hissi; bütün isteklerin başıdır. Tok olan insan, en başta cinsel arzulara iştah duyar. Ardından o tokluğu sürekli kılmak için mala, çok kazanmaya yönelecektir. Çok kazanmanın yolu ise makam sahiplerine yakın olmak, mevki sahipleri ile iyi geçinmek ya da o mevkileri elde tutmakla mümkündür. Bu da mala-şöhrete olan tamahı artırır. Tamah, arzuları kamçılayacak, kişi konumunu korumak için belki de insan onuru ile bağdaşmayacak birtakım haram yollara başvurmak durumunda kalacaktır. Gazap-hiddet-düşmanlık-kin-öne atılma hırsı vb. şeytani sıfatlar insana eş olmaya başlayacaktır. Bunların doğal sonucu ise; azaba doğru sürüklenmektir.

Bu ince ve basit tahlilden de anlaşılacağı üzere “Bütün günahların başı mideye teslim olmak, onun emrine girmektir.” dersek, sanırız abartmış olmayız.

"Dil" derken kastımız nasıl ki onun biyolojik işlevleri değil ise, mideden kastımız da onun nasıl çalıştığı, sindirim işlevleri değil, mideden doğan arzuların insanı nerelere çektiği, nasıl yüceltip alçaltacağı olacaktır. Bu çerçevede, az yemenin faziletleri ve çok yemenin getirdiği zararlar üzerinde duracağız: 

Rasülullah,Sahabe ve Sırra Erenlerin Az Yemek Hakkında Sözleri

"Az yemek ve az içmek suretiyle nefsinizle cihat ediniz. Az yeme ve az içmenin sevabı tıpkı düşmanlarla cihat etme sevabı gibidir. Allah katında bundan daha makbul bir sevap yoktur.”

“Midesini yemekle dolduranın gök melekûtuna (sırlar âlemine) yükselmesine izin verilmez.”

“Allah katında en sevimlileriniz; çok düşünen ve az yemek yiyenlerdir. En sevimsiz olanlar ise; çok yiyenler, çok gülenler ve çok uyuyanlardır.”

“Çok yemek ve içmekle kalbinizi öldürmeyiniz. Kalp ekin gibidir, fazla sulanan ekin çürür.”

“İnsanın doldurduğu en kötü kap; karnıdır.”

“Karnınızın üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini teneffüs etmeye ayırın (yani boş bırakın ki daralmayasınız).”

“Karnınızı tam doldurmayasınız ki ibadet ve zikre gücünüz olsun.”

“Şeytan insan vücudunda kan gibi dolaşır. Az yiyiniz ki, şeytanın yolları tıkansın.”

“Kalbiniz Allah’ı görsün, dilerseniz midenizi aç ve susuz bırakınız” (Hz. İsa) 

“Cennetin kapısını açlık ve susuzlukla çalınız. Mutlaka cevap gelir.” (Hz. Aişe)

“Kendine yetecek kadar gıdası olan ve kimseye muhtaç olmadan sabahlayan kişi, dünyanın en bahtiyar insanıdır.”(Malik bin Dinar)

Az Yemenin Faydaları:

1. Kalbi Parlatır- Aydınlatır: Az yemek kalbî fonksiyonların artışına vesile olacaktır. Çok yemek ise zekâyı köreltir.

“Kalp, az yemekle saf ve ince olur.”

“Az yemeye devam edenler, zeki-akıllı ve fikren kuvvetli olurlar.”

“Yemeği doyasıya yemeyiniz ki; kalbinizde marifet ateşi sönmesin. Marifet cennet yolu, az yemek de marifetin kapısıdır.”

2. Kalp İnceliği ve Fikir Artar. Bu da Zikir ve Duadan Lezzet Almayı Sağlar. Çok yemek, kızgınlık-öfke ve uyku verir. Çok yiyen, ibadete cesaret ve kuvvet bulamaz. İbadet etse, zikir yapsa dahi bu dilde kalır, kalbe, gönle inmez, lezzeti ruhuna işlemez.

“Sofra Allah ile sizin aranıza perdedir. Sofraya düşkün olanın duadan, zikirden haz alması imkansızdır.” (Cüneyd-i Bağdadi)

3. Az Yemek Acizlik ve Kırıklık Verir.  Çok yemek başkaldırıcı, isyankâr nefsi körüklemektir. Az yiyen mütevazı, kırık ve aciz olur. Kul kendi acziyetini görmedikçe, Allah önünde gerçek anlamda secde etmiş olmaz. Acziyetini hissetmenin bir yolu da az yemektir. Az yiyen, Allah’ın nimetlerine şükretmeyi, O’nun önünde yalvarmayı daha fazla başaracaktır.

Yeryüzünün hazineleri Resulullah (asm)’a sunulunca şöyle buyurdu:

“İstemem!..Bir gün oruçlu olup, bir gün iftar etmeyi daha fazla severim. Çünkü oruçken sabreder, iftar edince şükrederim.”

4. Açlık; Aç Olanları Hatırlatır, Şefkat ve Merhamet Artar. Açlık cehennem ehlinin sıkıntısını, susuzluk mahşer yerinin kızgınlığını hatıra getirir. Açlık çekmeyen kişi, akşamdan sabaha yiyecek lokması olmayan fakir ve miskinlerin halini hiç anlayamaz. Az yiyen, zaman zaman oruç tutan kimse; fakirlerin halini daha iyi anlar. Bu da merhamet-şefkat duygularının canlanmasına; sadaka-zekâtın ve yardımlaşmanın artışına vesile olur. Merhamet ve şefkat, cennetin anahtarlarındandır.

Hz.Yunus (as)’a: “Sen yeryüzü hazinelerine sahipsin, neden aç durursun?” diye sordular. “Tok olursam açların halini unuturum.” diye cevap verdi.

5. Çok Yemek Nefsi Azdırır. 

Nefsin azması ise;kişinin başta şehvet olmak üzere, tüm hayvanî duygu ve dürtülere teslim olması, onların emrine girmesi demektir. Nefis, en iyi açlıkla terbiye edilir. Doyasıya yemek; günahlara kendi eliyle davetiye çıkarmak demektir.

6. Az Yemek Yiyen, Az Uyur.

Çok yemek uyku ve gafleti çağırmaktır. Bu ise tembelliği, çalışmaya, ibadete karşı isteksizliği beraberinde getirir. Bunlar, insanın felaketine neden olurlar. Tembel kişi gerek zihinsel gerekse fiili çalışmalarda kendine gereken enerjiyi bedeninde bulamayacaktır.

7. Az Yiyenin Zamanı Çok Olur.

Yemeğe az vakit ayıran kişi, ilim tahsili-okuma-çalışma-dinleme-ders gibi yararlı işlere daha fazla vakit bulacaktır. En basit ifade ile yemeği hazırlamak, satın almak, taşımak gibi zahmetlere ayıracağı vakit kendine kalacaktır.

8. Az Yiyen Hastalıktan-İlaçtan, Doktorlardan Kurtulur. Hastalıkların temelinde abur-cubur yeme vardır. Bütün doktorların baş tedavi unsurunun perhiz olduğunu düşünürsek, az yemenin başka bir faydalı yönü kendiliğinden anlaşılacaktır.

“Oruç tutunuz ki, sağlık bulasınız.”

hadisinin ne derece anlamlı olduğunu modern tıp tasdik etmiştir.

9. Az Yiyenin Masrafı Az Olur. 

Çok yiyen kişi mala, servete ihtiyaç duyar. Az yiyen ise zaten kanaatkar olacaktır. Bu sebeple harcamaları, masrafı az olur.

İbrahim Edhem pazarda gezerken, bir malın pahalı olduğundan şikâyetlenen birine şöyle dedi: 

“O malı ucuzlatmak ister misin?” Adam,

“Evet!..” dedi. İbrahim Edhem şöyle dedi:

“Malı ucuza almanın en kolay yolu, onu satın almamaktır.”

10. Az Yiyen Sadaka-Sabır ve Kanaate Güç Bulur.

İsraf etmeden yiyen kişi, sadakaya da ayıracak mal ve imkânı kendinde bulabilecek, sabrı ve kanaati herkesten daha fazla kavrayacaktır.

Resulullah (asm), göbekli bir sahabenin karnına dokunarak şöyle buyurdu:

“Buraya koyduğunu başka yere koysa idin senin için faydalı olurdu.”

Sırra erenler şöyle dediler:

“Mideye doldurulan yemek; tuvalete yatırım olur. Sadaka verilen ise cennete sermayedir.”

Mideyi fazlaca doldurmanın da israf olduğunu biliyoruz. Çok yemenin zararları bugün tıp tarafından da tescil edilmiştir. İstatistik rakamlarının Türkiye’de bir yılda israf edilen ekmekle ikinci bir yıl insanların doyabileceğini göstermesi acıdır. Fakirlik çeken insanlar varken, ekmek ve yemeği israf etmemizin bedelini bedenen hastalık çekmek, manen de bereketsizlik içinde yaşamak şeklinde çok pahalı ödüyoruz. Ülkemizde ekonomik dengelerin bozuk olması, enflasyonun yüksek çıkmasının altında dahi mideye olan düşkünlük ve bunun getirdiği israf vardır! Burada yıllar evvel devlet kademelerinde görev yapan yaşlı bir amirden dinlediklerimi aktarmak isterim:

Ellili yılların ortalarında Menderes Hükümeti ülkeyi kalkındırmak için bir dizi programlar hazırlar. İkinci Dünya Savaşından çıktığı halde gözle görülür bir atılım yapan Almanya örnek alınacaktır. Alman ekonomi bakanı Türkiye’ye çağrılır. Bizim ekonomi planlamacılarına bir konferans verecek olan bakan, lüks bir otelde yemeğe götürülür. Âdet olduğu üzere çorba ile başlanır. Bakan çorbasını bitirirken bizim bürokratlar iki kaşık alıp iade ederler. Bizimkilerin anlayışında tabağı bitirmek görgüsüzlüktür. Az bir şey de olsa bırakılmalıdır. Peşinden gelen yemekte de bizimkiler aynı davranırken bakan yine bitirir. En son pilav yenilirken bizimkiler yine iki kaşık iade edecekken Alman Bakan “Durun!” diye çıkışır. “Herkes tabağındaki pirinç tanelerini saysın!” der tercüman aracılığı ile. Bürokrat ve politikacılar şaşkın vaziyette misafirin dediğini yaparlar. “Çıkan rakamları toplayın ve Türkiye nüfusunun yarısı ile çarpın.” der. Rakamlar çarpılır ve tonlarca pirinci israf ettiğimiz anlaşılır. Bunun ekonomik maliyeti ise korkunç büyüklükte rakamlardır. Alman Bakan topluluğa döner ve şöyle der:

“Türk Milleti her yıl bu kadar ürünü israf ediyorsa, benim size verebileceğim hiçbir ders yok beyler! Biz Almanlar mucize yaratmadık, sadece kaynaklarımızı iyi kullandık ve israf etmedik!”

Mideye doldurulacak olanlar, bedene ve sonuçta tuvalete yatırım olup, manevi hiçbir kazanç getirmezler. Mideden kısıp insanlara vermek, ölçülü yiyip-içmek, arada bir oruç tutup hem bedenin sıhhatine katkıda bulunmak hem de sevap kazanmak en kârlı yatırım olacaktır.

Beyni mideye endeksli olanlar, hiçbir zaman manevi ve fikri çalışmalarda başarılı olamazlar. Mideye sadece işlevini yerine getiren, beyne enerji sağlayan bir depo olarak yaklaşırsak, verimli çalışmalar ortaya koymamız mümkündür.

Geçmişte sırra ermeye çabalayanların RİYAZAT adlı çalışmalarla açlık-susuzluk deneyimleri çekerek Hakk’a erdiklerini, resul ve nebilerin doyasıya yemediklerini, bizim Resulümüz Hz.Muhammed (asm)’in arpa ekmeğine doyamadığını, bazı günler bir hurma ve bir bardak su ile iftar ettiğini de unutmayalım.

* * *

Yemek Yemede Ölçü Ne Omalıdır?

"Şişmanlık" bilhassa gelişmiş ülkelerde dikkat çekecek ölçüde yaygınlaşmış bir hastalık olduğundan, tedavisi günümüz tıbbının önemli araştırma alanlarından birini teşkil ediyor. İslâmiyet ise, insanı ilgilendiren her konuda dünden bugüne, bugünden yarına eskimeyen prensipler vâzetmiş, yollar göstermiştir. İslâm’ın şişmanlığı engellemek için tavsiye ettiği hususlar da koruyucu tıbbın bugün ulaşmaya çalıştığı hedeflerdendir.

Şişmanlığın Önlenmesinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Günümüz tıbbı, şişmanlığa yol açan sebepleri, temel olarak yiyeceklerin muhtevası, miktarı, öğünler arasında bırakılan zaman boşluğu, tokluk hissi ve bir öğünde yeme süresi gibi başlıklar altında toplamaktadır.

Yiyeceklerin Muhtevası

Yağ, şeker, protein, vitamin ve mineraller vücudumuza temel maddeler olarak alınır. Bunlardan yağ ve protein ağırlıklı beslenmeler önce damar sistemini sonra ilgili organın dokularını bozar. Ülkemizde bu konudaki istatistikî çalışmalar yetersiz olduğu için, sağlıklı bir bilgi sahibi olmadığımız aterosklerozdan (damar iç duvarını yağlı maddelerin kaplamasıyla meydana gelen damar sertliği) ölüm oranı, ABD ve gelişmiş ülkelerde % 50'dir. Rakamın bu kadar yüksek olması az yağlı diyetlere yönelimi artırmaktadır.

Aşırı karbonhidrat alındığında, ihtiyaç fazlası glikoz karaciğerdeki metabolizmaya bağlı olarak dokularda yağa dönüşür. Diyette dokuların kullanabileceğinden fazla protein varsa yine yağ olarak depolanır. Yağ, şeker ve proteinlerin fazlasının vücutta yağ olarak depolanması "yiyeceklerin muhtevasını" önemli kılmaktadır. Efendimiz (asm):

"Mide vücudun havuzudur, damarlar mideye gelirler. Mide sağlıklı ise damarlar sağlıklı, mide sağlıksız ise damarlar sağlıksız olarak çıkarlar." buyurmuştur.

Netice itibariyle mideye giren yiyeceklerin muhtevası çok önemlidir. Yağ, karbonhidrat ve protein gibi yüksek kalorili maddelerle mide doldurulursa, 40-60 yaşlar arasında ateroskloroza yakalanma ihtimali aileden gelen genetik ve fizyolojik programa bağlı olarak artar.

Yiyeceklerin Miktarı

Mide ve bağırsaklar esneyen ve büzülen organlardır. Midenin normal hacmi esnemeden önce 1.000-1.500 mililitre iken, ince bağırsakların uzunluğu kasılmış hâlde 5 metredir. Alınan besinler midede yumuşatılıp bulamaç haline getirildikten sonra ince bağırsak sistemine (ilk önce onikiparmak bağırsağına) gönderilir. Fakat bu, midede bulamaç haline dönüşen her besinin doğrudan ince bağırsak sistemine boşalacağı mânâsına gelmez. Çünkü mide ile bağırsak arasına yerleştirilen otomatik sistem vasıtasıyla, yiyeceklerin kimyevî özelliği ve miktarı kontrol edilir; Yaratıcı'nın koymuş olduğu sistem uygun bulmazsa geçmesine izin verilmez. Protein yıkım ürünlerinin ve mide muhtevasının fazla, yiyeceklerin yağlı, mide sıvısının da hipertonik veya hipotonik olduğu durumlarda midedeki muhteva onikiparmak bağırsağına geçmez. Muhtevanın bu özelliği midenin çıkış kapısının refleks yoluyla kontrol edilmesinde kullanılır. O halde mideye ne kadar yiyecek alalım? Peygamber Efendimiz (asm) yemek miktarını şu iki hadîste şöyle buyurmuştur:

"İnsanoğlu, midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultması için birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekiyorsa, üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes alıp vermeye bırakmalıdır."(Tirmizi, Mâce Et’ime, Müsned)

"Mide vücudun havuzudur, damarlar mideye gelirler, mide sağlıklı ise damarlar sağlıklı, mide sağlıksızsa damarlar sağlıksız olarak çıkarlar." (K. Hafa, Bağdadî, Kayyim, Ummal Zevaid)

"Mü'min bir kimse bir bağırsağı doluncaya kadar yer, kâfir ise yedi bağırsağı doluncaya kadar yer." (Buhari, Et’ime; Müslim; Tirmizi; ibn Mace)

 Allah'a en sevgili olanınız, az yiyenleriniz, vücud bakımından da hafif olanlarınızdır. (Münavi, Feyzu'l-Kadir, 1/175)

• Ben sizin hakkınızda ancak mideleriniz ve tenasül uzuvlarınız konusundaki aşırılıktan ve nefsani sapıklıklardan korkarım.

 Peygamberlerden sonra bu ümmete arız olacak ilk bela, çok yemek ve tokluktur. Milletin karnı doyduğu zaman bedenleri yağlanır, fakat buna mukabil kalblerine zaaf arız olur, şehevi duyguları ise gemi azıya alır.

 Efendimiz (asm) Medine ahalisi için buyurmuştur:

"Buranın sakinleri karınları acıkmadıkça yemek yemezler. Yedikleri kadar yiyecekken doymadan sofradan kalkarlar. Bu yüzden de hasta olmazlar."

"Mide hastalıkların evidir; perhiz ise, tedavinin (ilâçların) başıdır. Her vücuda alışık olduğu şeyleri veriniz." (el Medhal, K. Hafa)

Midenin toplam kapasitesi 1.000-1.500 mililitre kabul edilirse, hadîslere göre bir öğünde alınması gereken yemek miktarı anatomik yapıya göre 333-500 mlt'dir. Kaba bir ölçümle mide hacmi büyük olan bir kişi yaklaşık 2,5 su bardağını geçmeyecek kadar yemek yemelidir (Ekmek, yemek, çorba, meyve ve 1/3 su ilave edilirse, içilen su ile birlikte 666-1.000 cc arasında bir miktar bir öğünde yenilecek miktardır). Bu da, çapı 4-5 santimetre, uzunluğu 20-25 santimetre olan ve "duedonum" denilen onikiparmak bağırsağının hacmine (700-1570 cm3) yaklaşık olarak eşittir. Efendimiz (asm):

"Mü'min bir kimse bir bağırsağı doluncaya kadar yer, kâfir ise yedi bağırsağı doluncaya kadar yer."

hadîsiyle ideal miktarın azlığını ifade etmiştir. Sistem yaratılırken organlara esneme özelliği verilmiş, ince bağırsağın orta kısmı (jejenum) 4 litre hacimde, fakat 10 litreye kadar esneme kapasitesinde yaratılmıştır. Bu yüzden, insan aşırı yese bile, Yaratıcı kerem ve merhametiyle bağırsak sistemine bunu tolere edebilme istidadı vermiştir. Aşırı yemeyle organların devamlı gerildiği ve şişmanlık komplikasyonlarının ortaya çıktığı göz önüne alındığında, Efendimiz'in (asm) en ideal yeme ölçüsünü koyduğu görülür.

Öğünler Arası Zaman

İnsan, fizyolojik ve psikolojik olmak üzere iki türlü açlık hisseder. Fizyolojik açlıkta, vücudun gıda ihtiyacından dolayı midede açlık krampları görülürken, psikolojik açlıkta şartlanma söz konusudur. Açlık krampları 12-24 saatlik aralıklarla gelir. Alınan son besini takiben başlayan bu kramplar yemekle susturulmazsa, 3-4 gün içinde en şiddetli seviyeye ulaşır ve ilerleyen günlerde yemek yenmese bile kramplar giderek azalır.

Psikolojik açlıkta ise, on iki saatten daha kısa sürelerde yemek saatleri belirlense ve riayet edilse, 5-7 gün sonra vücut buna şartlanır ve saati gelince insan acıktığını hisseder. İş yerlerinde genellikle saat 1200-1300 arası yemek molası verildiğinden, sabah 08.00'de evde kahvaltı yapılsa bile, dört saat sonraya yemek için şartlanıldığından, saat 12.00-13.00 olunca acıkma hissedilir. Ramazan ayı başlayıp birkaç gün geçtikten sonra öğle yemeği unutulur, saat 12.00'de acıkılmaz. İşte bu, psikolojik açlığın yeni bir şartlanmayla bastırılmasıdır. Fizyolojik açlık ise, sabah saat 08.00'de kahvaltı yapılırsa, akşam 20.00'de açlık krampları ile hissedilen açlıktır. Dolayısıyla, şeker hastalığı vb gibi istisnaî durumlar dışında, fıtrî olan, fizyolojik açlığa uygun olarak, günde iki öğün yemektir.

Tokluk Hissi ve Bir Öğünde Yemek Yeme Süresi

Yemek yerken öğün süresinin uzunluğu çok önemlidir. Yemek, midenin kapıcısı olan ağızda çok çiğnenmeli ve öğütülmelidir. Çiğneme süresi ve salgılar ne kadar çok olursa tokluk hissi de o ölçüde olur. Tokluk hissinin oluşması yemeğin miktarı ile değil de ağızda çiğneme süresiyle alâkalıdır. Bunu teyid eden deneyler yapılmıştır. Hayvanlarda yemek borusundan fistul açılarak yedikleri yiyecekler mideye değil de, dışarıya verilmiştir. Hayvanlar yemi yedikten 20-40 dakika sonra, önlerine konan yeni yemeğe karşı isteksiz davranmışlar ve yememişlerdir. Bundan da anlaşılmaktadır ki, tokluk hissi için yemeğin miktarı ve muhtevası yanında, ağızda çiğneme süresi de önemlidir. Özellikle diyet yapanların bu özellikleri dikkate alarak, düşük kalorili yiyecekleri ağızda en az 20 dakika çiğnemesi ve tokluk hissi oluşturması gerekir.

Diyette Gıda Seçimi

Kişi hasta değilse ve fazla kiloları varsa, yediği yemeğin kalori miktarını bilmelidir. Meselâ, bir öğünde 300-500 cc'nin hepsi unlu mamul olsa 1.050-1.750 kalori, salam olsa 1.420-2.545 kalori alınır. Oysa aynı miktar ıspanak yenirse, bu sadece 50-80 civarında kaloriye karşılık gelir. Normal bir insanın günlük ihtiyacı, işine göre 1.800-3.500 kalori arasındadır. 350 gram salam yiyen bir kişinin kilo almamak için 24 saat başka bir şey yememesi gerekir. Günlük öğünlerden ziyade, yenilen yemeğin miktarıyla birlikte muhtevası da önemlidir. Efendimiz (asm), Medine ahalisi için:

"Buranın sakinleri karınları acıkmadıkça yemek yemezler, daha yiyebilecekleri halde doymadan sofradan kalkarlar. Bu yüzden hasta olmazlar." buyurmuştur.

Aşırı yiyerek sofradan tok kalkmak mideyi genişletir. Buna, lezzet ve kalorisi fazla et ve yağlı şeyler de ilâve edilince, şişmanlık hastalığı ortaya çıkar. Efendimiz'in (asm) ölçülerinden hareketle şunları diyebiliriz:

1) Her öğün 350-500 cc yenmelidir.

2) Öğünler arası 8-12 saat olmalıdır.

3) Yiyecekler 20 dakikada yenmelidir.

Bugün bilhassa, gelişmiş toplumlarda şişmanlık ve buna bağlı hastalıkların görülme sıklığı çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. İslâm ise, şişmanlık hastalığına bile bile bulaşılmaması için, yiyeceğin miktarı, muhtevası, ağızda çiğnenme süresi, öğünler arası zaman gibi hususlarda insan fıtratına uygun yollar göstermiştir.

Kaynak:

- Tıbb-ı Nebevî; 

- Guytan (Medical Fizyoloji)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.