Allah’ın isimleri ve sıfatları konusunda yazılan eserler nelerdir?

Soru Detayı

Sitenizde yer alan bir bilgiye göre sıfat konusu kaynaklarda çok geniş yer almış, Beyhaki ve daha başkaları bu konuda özel eserler yazmışlardır. Bu eserlerin isimlerini yazabilirmisiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnanan her insan Allah ile zihnî ve kalbî bir ilişki içinde bulunur ve bu ilişkisini geliştirmek ister. Öyle anlaşılıyor ki kelamcılar “sıfât”a dair araştırmalarıyla insanın bu zihnî ihtiyacını karşılamak istemiş, edebî ve tasavvufî literatürde ise esmâ-i hüsnâya dair az çok farklı bir üslûp ve yaklaşımla insanın Allah ile ilgili gönül ilişkisinin zenginleştirilmesi amaçlanmıştır.

Şu bir gerçek ki dinler arasında Allah’ın isimleri konusunu mistik tavsiyelerin ötesinde teoloji meselesi haline getiren sadece İslâmiyet’tir.
Kuran-ı Kerîm’in baştan sona kadar ilâhî isim ve sıfatlarla örülü olduğu görülür. Bu bakımdan Kuran nazmı (metni) bütünüyle Allah ile kul arasında cereyan eden aktif bir hitap vasıtasıdır. Bu hitap önce ilâhî âlemden emir ve irşad niteliğinde insana yönelmekte, onun nazargâh-ı ilâhî olan kalbinde teslimiyet ve niyaza bürünerek ulvî âleme yücelmektedir. Zira Kur’an’da Allah’ın emir ve tebligatını ihtiva eden ayetler yanında O’nun esmâ-i hüsnâsı ile kendisine yükselecek dua ve niyazın eğitimi de yer almakta, yeryüzünün insanla şenlendiği tarihten itibaren birçok salih kulun mânevî yücelişlerinden de bol örnekler verilmektedir.

İslâm’da Allah - kul ilişkisini en yoğun biçimde düzenleyen namazda günde kırk defa tekrar edilen Fâtiha sûresinde biri özel isim (Allah), dördü sıfat sigası (rab, rahmân, rahîm, mâlik), dördü zamir, altısı da fiillerden çıkarılabilecek sıfat ve isim (mahmûd, mâbud, müsteân, hâdî, mün‘im, gazap) olmak üzere toplam on beş kavram esmâ-i hüsnâ çerçevesine girmektedir. Yine namazda tekrar edilen tekbir, tesbih, salât ve selâm gibi metinlerde yer alan kelimelerin çoğu da Kur’an’dan alınmış ilâhî isimlerdir.

Rivayet veya dirayet metoduyla kaleme alınan tefsir kitaplarında gerek esmâ-i hüsnâ terkibinin geçtiği dört ayetin (A‘râf 7/180, Tâhâ 20/8, İsrâ 17/110, Haşr 59/24) tefsirinde, gerekse muhtelif isimlerin yer aldığı diğer birçok ayette esmâ-i hüsnâ hakkında bilgi verilir.

Taberî’nin Câmiu’l-beyân’ı ile Râzî’nin Mefâtîĥu’l-ġayb’ı her iki türdeki tefsirler içinde tatminkâr bilgi veren eserlerdendir.

Hadis kaynaklarında konuyla ilgili müstakil bir bölüme rastlanmıyorsa da Buhârî’nin “Tevhîd” ve “Daavât”, Müslim’in “Zikir”, Tirmizî’nin “Daavât” ve İbn Mâce’nin “Duâ” bölümlerinin çeşitli bablarında esmâ-i ilâhiyyeyi konu edinen birçok hadis mevcuttur.

Hadis şârihleri arasında özellikle İbn Hacer esmâ-i hüsnâ hakkında çok değerli ve doyurucu açıklamalar yapmıştır. (meselâ bk. Fetĥu’l-bârî, XI, 218-231)

Genellikle Selef âlimleri akaidin ilâhiyyât bölümüyle ilgili konulan esmâ-i hüsnânın ışığı altında açıklamayı ve karşı görüşleri eleştirmeyi tercih etmişlerdir. İbn Hazm’ın el-Faśl, Takıyyüddin İbn Teymiyye’nin Mecmûu fetâvâ’sı içinde yer alan iki ciltlik Kitâbü’l-Esmâ ve’ś-śıfât’ı (V-VI, Riyad 1381), İbnü’l-Vezîr’in Îŝârü’l-ĥaķ ale’l-ħalk’ı ve Mer‘î b. Yûsuf el-Kermî’nin Eķāvîlü’ŝ-ŝiķāt fî tevîli’l-esmâ ve’ś-śıfât’ı (nşr. Şuayb el-Arnaût [Beyrut 1406/1985]) bu hususta kayda değer örneklerdir.

Kelâmcılar da esmâ-i hüsnâya dair eserlerinde kelâm ilminin ilâhiyyât bölümüyle ilgili konularının çoğuna temas etmişlerdir. Bunun en iyi örneklerinden biri Abdülkāhir el-Bağdâdî’nin el-Esmâ ve’ś-śıfât’ıdır. Müellif eserinin mukaddimesinde kelâmcıların ve nahivcilerin metodunu birleştirdiğini, “ehl-i işaret” ve “ehl-i ibâre”nin inceliklerini bir araya getirdiğini söyledikten sonra Sünnî akîdeye bağlı kalarak tevhid, sıfat ta‘dîl - tecvîr, va‘d - vaîd, esmâ ve ahkâm konularına yer verdiğini belirtir (vr. 1b).

Ebû Hanîfe’den itibaren Allah’ın zâtına nisbet edilen kavramların isim ve sıfat şeklinde tasnife tâbi tutulduğu (bk. el-Fıķhü’l-ekber, mukaddime), konunun Eş‘arî ve Mâtürîdî’de daha açık bir şekil aldığı bilinmekle beraber (bk. Kitâbü’t-Tevĥîd, s. 25, 93; İbn Fûrek, s. 38-59) günümüze kadar ulaşan müstakil esmâ-i hüsnâ eserlerinin ilki lugat ve nahiv âlimi Ebû İshak ez-Zeccâc’a (ö. 311/923) aittir.

Kur’an ve Sünnet’teki kullanımlar dahil olmak üzere Arap dilinin gramer ve lugat özelliklerine dayanılarak kaleme alınan bu eseri, müellifin talebelerinden Ebü’l-Kāsım ez-Zeccâcî’nin aynı nitelikteki kitabı takip etmiştir (İştiķāķu esmâillâh)

Esmâ ve sıfât alanında eser telif eden âlimlerin birçoğunun faydalandığı anlaşılan Ebû Süleyman el-Hattâbî’nin hacimli eseri henüz ele geçmemiştir. Rabat’taki evkaf yazmaları arasında yer alan (el-Hizânetü’l-âmme, nr. 1142) kırk varaklık risâle (Tefsîrü’l-esmâ ve’d-daavât; krş. Şenü’d-duâ; nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk, Dımaşk 1404) kısaca esmâ-i hüsnâya ve ona bağlı olarak çeşitli durumlarda okunacak dualara yer vermektedir.

Ebû Abdullah el-Halîmî’nin, başta Beyhakī olmak üzere daha sonraki birçok müellifin kaynağını oluşturan el-Minhâc fî şuabi’l-îmân’ı esmâ-i hüsnâya münhasır olmasa da bu sahanın vazgeçilmez kaynaklarından biridir.

Ayrıca Abdülkāhir el-Bağdâdî’nin, alanında fevkalâde değer taşımakla birlikte pek tanınmayan el-Esmâ ve’ś-śıfât’ı ile Beyhakī’nin aynı adla anılan eserini de zikretmek gerekir.

Abdülkerîm el-Kuşeyrî’ye ait et-Taĥbîr fi’t-teźkîr ise Eş‘arî geleneğinin yanında tasavvufî muhtevaya da yer veren bir eserdir.

Esmâ-i hüsnâ ile ilgili müstakil telifler içinde ilk akla gelen eser, Gazzâlî’nin el-Maķśadü’l-esnâ fî şerĥi (meânî) esmâǿillâhi’l-ĥüsnâ’sıdır. Müellifin, akıcı üslûbu ve konunun inceliklerine nüfuzu yanında açıklamalarında tasavvufî neşveyi de ihmal etmemesi ve her isimden kulun alabileceği nasibi belirlemeye çalışması esere büyük değer kazandırmıştır.

el-Maķśadü’l-esnâ daha sonra telif edilen birçok eseri ismine varıncaya kadar etkilemiştir. Gazzâlî’yi Ebû Bekir İbnü’l-Arabî (el-Emedü’l-aķśâ), onu da Fahreddin er-Râzî (Levâmiu’l-beyyinât) takip etmiştir.

Râzî’nin, tefsirindeki açıklamalardan farklı bir muhteva taşımayan eseri de meşhur olmuş, buna karşılık İbnü’l-Arabî’nin zengin bir muhtevaya sahip bulunan kitabı araştırmacıların dikkatini yeni yeni çekmeye başlamıştır.

Gazzâlî ve Fahreddin er-Râzî’nin kalemiyle olgun şeklini alan esmâ-i hüsnâ telif türü müteahhir dönemlerde de devam etmiştir.

Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin genel olarak ilgilendiği esmâ-i hüsnâ konusunda kendisine nisbeti sahih olan müstakil bir eseri tesbit edilememiştir. Özellikle geniş hacimli el-Fütûĥat’ın çeşitli ciltlerinde yer alıp doğrudan veya dolaylı olarak esmâ ve sıfatı ilgilendiren açıklamalarının bir kısmı kelâm literatürüyle uyum sağlıyorsa da müellifin kendine has ve pek tutarlı görünmeyen görüşleri de mevcuttur. (bk. el-Fütûĥât, nşr. Osman Yahya, “el-Efkârü’r-reisiyye” ve “el-Müfredâtü’l-fenniyye” indeksleri)

Bu arada müfessir Kurtubî’nin el-Kitâbü’l-Esnâ fî şerĥi esmâillâhi’l-ĥüsnâ’sına da (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 691; Pertevniyal, nr. 448) ilgili çalışmalarda sık sık atıfta bulunulmaktadır.

Son dönem Türk âlimlerinden Trabzonlu Cûdî Efendi’nin el-Kenzü’l-esnâ fî şerhi’l-esmâi’l-hüsnâ adlı manzum eseri yanında (Trabzon 1325; Latin harfleriyle, nşr. Murat Yüksel, İstanbul 1989) günümüz esmâ-i hüsnâ çalışmaları içinde, Ali Osman Tatlısu tarafından büyük ölçüde Gazzâlî ile Râzî’den faydalanılarak kaleme alınan Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi (2. bs., Ankara 1957), uzun yıllardan beri Türkiye’de konuyla ilgilenenlerin ihtiyacını karşılamaktadır.

Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Ahmed eş-Şerebâsî’nin Lehü’l-esmâü’l-ĥüsnâ’sı, eski kaynakları başarılı bir şekilde özetleyen hacimli bir kitaptır. (I-II, Beyrut 1402/1981-82)

Metin Yurdagür’ün Allah’ın Sıfatları - Esmâü’l-Hüsnâ adlı doktora tezinde (İstanbul 1984) Kur’an ve Sünnet ışığında ilâhî isimler incelenmiş, kelâm literatürü açısından da Allah’ın sıfatları konusu işlenmiştir.

Halil İbrahim Şener’in Türk Edebiyatında Manzum Esmâü’l-hüsnâlar adıyla hazırladığı doktora tezi esmâ-i hüsnâ konusunda genel ve dokümanter bilgiler de içermektedir.

Mehmet Mustafa Aydın tarafından hazırlanan bir yüksek lisans çalışmasında Mâide sûresinden Mü’minûn sûresinin sonuna, Abdülvedûd Makbûl Hanîf’in yaptığı diğer bir çalışmada ise Nûr sûresinden Kur’an’ın sonuna kadar, âyetlerin bitiminde yer alan esmâ-i ilâhiyye ve bunların dahil olduğu âyetlerin muhtevasıyla olan münasebetleri üzerinde durulmuştur. (el-Esmâǿü’l-hüsnâ ve münâsebetühâ li’l-âyâti’lletî ħutimet bihâ..., Câmiatü Ümmi’l-kurâ Külliyyetü’d-Da’ve ve Usûliddîn, Mekke 1409 - 1410)

Bunlardan başka Hüseyin Şahin’in yüksek lisans tezi olarak hazırladığı Esmâ-i Hüsnâ ve Eserleri adlı çalışmada (MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) yazma veya basma yetmiş dört eser tanıtılmıştır. Yine yüksek lisans tezi olarak Musa Koçar’ın hazırladığı İmam Mâtürîdî’de Esmâ-i Hüsnâ’da (MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) Kitâbü’t-Tevĥîd ile Tevîlâtü’l-Kurân’da yer alan ilâhî isimler Mâtürîdî’nin bakış açısından işlenmiştir.

İslâm telif tarihinde birçok alim esmâ ve sıfata dair eserler yazmıştır. Ancak Arapça, Türkçe, Farsça, Urduca vb. dillerde kaleme alınan bu eserlerin hepsini ihtiva eden dokümanter bir çalışma henüz mevcut değildir.

Keşfü’ž-žunûn ve zeylinde 100 civarında kitap ismi yer almakta, çeşitli kütüphanelerin kataloglarında da birçok esmâ-i hüsnâ eserine rastlanmaktadır.

Halil İbrahim Şener Arapça, Türkçe, Farsça ve İngilizce’de otuz biri manzum olmak üzere 144 eserin mevcudiyetini tesbit etmiştir. (DÜİFD, IV, 227)

Esmâ-i hüsnâ geleneği müslümanların namazda ve namaz dışındaki dua, niyaz ve zikir ibadetleri, tarikatların kendilerine has evrâd ve zikirlerinden başka edebiyat ve sanatta da varlığını göstermiştir. Türk şiirinde ilâhî isimler üzerinde yapılan sınırlı bir çalışmada Anadolu sahası dışında kırk altı, Anadolu halk şiirinde yirmi, tekke şiirinde kırk dokuz, divan şiirinde de kırk sekiz isim kullanılışlarıyla birlikte gösterilmiştir. (Şener, Türk Edebiyatında Manzum Esmâü’l-hüsnâlar, s. 91-115)

Türbe, medrese vb. binalarda, hatta müslümanların kullandığı eşya ve âletlerde bazı isimlerin yer aldığı bilinmektedir. Özellikle cami, müze ve şahısların özel koleksiyonlarında esmâ-i hüsnâ levha ve yazıları hat sanatının nâdide örneklerini teşkil etmektedir.

Kuran-ı Kerîm’de bizzat bu ilâhî vahyin şifa olduğu ifade edilir. (bk. Yûnus 10/57; İsrâ 17/82; Fussılet 41/44)

Bu tür ayetlerin genel muhtevasına bakıldığında buradaki şifanın inkâr ve sapıklık gibi manevî hastalıklar için söz konusu olduğu anlaşılır. Bununla birlikte ilk dönemlerden itibaren Kuran’ın bedenî hastalıklara da şifa olabileceğine inanılmıştır. Büyük çoğunluğu Kuran’da yer alan esmâ-i hüsnâdan bu maksatla da faydalanılabileceği kabul edilmiş ve bazı isimlerin özel tesirleri olabileceği umulmuştur. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Esmâ-i Hüsnâ, Esma, Sıfat md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR