Allah Allah Hu Hu diye zikir olur mu?

Soru Detayı

Bazıları Allah Allah Hu Hu diye zikir etmenin manasız ve zararlı olduğunu iddia ediyor ve kardeşlerimin beynini bulandırıyor.
Güya, zikir Allah ı anma değil de beyin sporu gibiymiş; yanlış yapılan zikir beyin frekanslarını açıyormuş cinlerle iletişime geçiyormuş, o cin insana musallat oluyormuş gibi zırvalar.
Ayrıca şu iddialarda bulunuyorlar:
Allah… Allah… hu… hu… veya … Hayy … Hayy … diyerek zikrin meşruluğuna dair, Kuran’ın ve Sünnetin tertemiz sayfalarında bir delil bulunmamaktadır. Bu lafızlarla zikretmek konusunda Ayet ve Hadis de yoktur. Bununla beraber, Allah resulü s.a.v Allah’ı en çok zikreden ve bu konuda da ümmetine numune olan bir kimse olmasına rağmen, ondan da bu tip ifadelerle Allah’ı zikrettiğine dair bir delil mevcut değildir. Ve yine, Kur’an ve Sünnet çizgisinde yetişen ve bu iki kaynağı en iyi şekilde bilen sahabe ve onlara ittiba eden tabiin hayatında da böyle bir zikir yapıldığına dair delil bulunmamaktadır. Halbuki onlar, dini en iyi şekilde bilen, onu hakkıyla uygulayan ve yine ona en iyi şekilde davet edenlerdi. Değerli Müslümanlar ! bununla beraber yine bilinmesi gereken hususlardan birisi de ; Allah… Allah… hu… hu… veya … Hayy … Hayy… diyerek zikretmek Arap dili açısından da anlam ifade etmez. Çünkü Arapçada müfid cümle - yani anlamlı cümle - ancak elhamdulillah, suphanallah, Allah’u ekber gibi lafızlardır. Araplar Allah… Allah… hu… hu … Hayy … Hayy diyerek Allah’ı zikretmezler. Neden? … Çünkü bu ifadeler bir anlam ifade etmezler. Bu kelimelerle yapılan zikir Allah’ı övmediği gibi, Kur’an ve Sünnette de böyle bir tarif yoktur. Bu nedenle, Müslümanların farkında olmadan veya anlamını kavramadan, hu, hu derken, veya hay hay derken daha sonra şeytanın süslemesi ve saptırmasıyla he he veya hav hav gibi ifadeler ağızlarından çıkmaya başlıyor.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Karanlığa sövmek yerine mum yakmak en iyi çözüm olduğunu” bilenlerdeniz. Bu açıdan başkalarının ortaya koyduğu karanlıkları mum yakarak/Kur’an ve hadislerle aydınlatarak izale etmeyi daha uygun görmekteyiz.

Zaten “müspet hareket” bizim nurani, Bediane bir düsturumuzdur.  O halde şunu söyleyebiliriz ki;

Allah’ı zikretmek hem ayet hem hadislerle sabittir. Ve bunların hiç birinde Allah’ın bir isminin tek başına zikredilmeyeceğine dair bir emir yoktur.

- “Müfid/Faydalı cümle” konusuna gelince;  “Allah, Hay, Hu” kelimelerinin tek başına zikredildiği zaman, bunları zımnen faydalı bir cümle haline getiren hazfedilmiş unsurları vardır. Bu tür kısaltmaların Arap edebiyatında  yaygın kullanımı vardır.

Buna göre, “Allah, Hay” denildiği zaman, bunun aslı “Ya Allah! Ya Hay!” şeklinde Nida edatının hazfıyla yapılan bir münacattır. Bu “nida” sitilindeki münacatın diğer kısmı da münacatın şeklinden anlaşılır.

Buna göre, kişi, “Allah!” dediği zaman, “Allah’ım! Ben sana iman ediyorum-seni tanıyorum-seni seviyorum- affını diliyorum-lütuflarını istiyorum…” şeklinde bir münacatta bulunuyor.

Zeki, akıllı, şuurlu, anlayışlı kimseler için “Leb deyince hemen ‘Leblebi’ anlar” denilir.

Demek ki Sonsuz ilim sahibi olan Allah’a yapılan münacatlarda “leb” demek yeterlidir. Rabbimiz bizim içimizden geçirdiğimizi, niyetlerimizi, açığa vurduğumuzu da gizli tuttuğumuzu da çok iyi bilir.

Zikri teşvik eden ayet ve hadislerden bazıları şöyledir:

- Onlar (takva sahipleri öyle kimseler) ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah'ı zikrederler / anarlar, günahlarının affedilmesini dilerler…” (Al-i İmran, 3/135)
- “ Onlar(takva sahipleri) ayaktayken de, otururken de, yatarken de Allah'ı zikrderler/anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler..” (Al-i İmran, 3/191)
mealindeki ayetlerde, Allah’ı zikretmek, takvanın önemli bir unsuru olduğuna işret edilmiştir.

Zikir kelimesinin “hatırlamak, anmak” manasında olması,  bilinen “lisani zikre” aykırı değildir. Dille seslendirmek kalben yapılan  anmayı daha da güçlendirir. İbadetlerde niyetin dillendirilmesinin önemi de bundan kaynaklanmaktadır.

- “Onlar( o hidayete erenler), iman eden ve kalpleri Allah'ı zikretmekle/anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.” (Rad, 13/28)

 Dil kalbe eşlik ettiğinde zikrin/anmanın/hatırlamanın kalitesi daha da artar..

- “Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin.” (Ahzab, 33/41) mealindeki ayette Allah”ı çok zikredin denilmiştir. Zikretmek, anmak hatırlamak demektir. Bu zikir, kalp ile, akıl-fikir ile, davranış biçimiyle kendini gösterdiği gibi, dil ile de yapılır.  Namazda okunan ayet ve zikirlerin hem kalp hem lisan ile okunması emredilmiştir.

Demek ki, “Allah’ın zikri” yapılırken kalp ile dilin birbirine eşlik etmesi önemlidir.

- İlginçtir, bütün Mushaf’ta  Allah lafz-ı celalinin en çok “Allah’ı çok zikredin” ayetinin yer aldığı sayfada on altı defa zikredilmiştir.

Bu da “Allah” isminin tek başına zikredilmesinin de önemli olduğuna -tevafuk penceresinden- verilen bir derstir. Zira Kur’an’da tesadüf yoktur. Her şey sonsuz ilim çerçevesindedir.

- Hz. Peygamber “Amellerinizin en hayırlısı, Rabbiniz katında en makbul, derecelerinizi en fazla yükselten, sizin için altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı, boyunlarını vurduğunuz ve onların da boyunlarınız vurduğu bir savaş alanında düşmanlarınızla karşılaşmaktan daha hayırlısını size haber vereyim mi?” diye sordu; orada bulunanlar “Evet” dediler. O da “Allah’ı zikretmek” diye buyurdu.” (İbn Mace, hno: 3790)

Bediüzzaman hazretlerinin aşağıdaki ifadelerinden, onun da ehl-i tarikin “Allah, Allah” diye zikretmelerinde dinen bir sakınca görmediğini anlayabiliriz:

“Tarîkatın dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, tesirli ve hararetli vasıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal'a-i İslâmiyeden bir kal'asıdır.

Merkez-i Hilafet olan İstanbul'u beşyüz elli sene bütün âlem-i Hristiyaniyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul'da beş yüz yerde fışkıran envâr-ı tevhid ve o merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük câmilerin arkalarındaki tekyelerde "Allah Allah!" diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifet-i İlahiyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cûş u huruşlarıdır.” (Mektubat, 445- 446)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
915 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun