Peygamber'imizin köleliği ortadan kaldırmak istediği iddiası ve İslamî anlamda "köleliğin" "İslamî" ülkelerce yasaklanması doğru mudur?

Tarih: 20.09.2012 - 12:11 | Güncelleme:

Soru Detayı

Dinimiz İslam'ın yabancı internet sitelerinde kölelik meselesi üzerinden saldırıya uğradığını gördüğümde, bu konu hakkında birkaç kitap okuyup, meseleyi tüm boyutlarıyla araştırma kararı aldım. Bu doğrultuda birkaç kitap hakkında yorumlar okudum ve anladığım kadarıyla, çoğu yazar, İslam'ın köleliği kademeli olarak ortadan kaldırmak istediğini öne sürerek, argümentasyonunu bu varsayım etrafında çerçeveliyor. Sormak istediğim sorular şunlar:

- Evet, yüce dinimiz, diğer medeniyetlere ders olacak nitelikte yeni bir "kölelik“ kavramı oluşturmuş ve "köle“ye insan muamelesi yapmıştır. Ancak; İslam Şeriatı zamansız değil mi? Nasıl Allah'ın ve Rasulu'nün koyduğu hükümler ve hududlar hakkında varsayımda bulunarak, "Bunları değiştiririz." diyebiliriz? (Nitekim "İslamî“ olarak nitelendirdiğimiz birçok ülke, köleliği tamamıyla yasaklamıştır)

-  Allah kölelik müessesesini tamamıyla kaldırmak isteseydi, Peygamber'ine bu emri vermez miydi?

- "İslam, zaten köleliği ortadan kaldırma niyetinde“ gibi bir iddiayı nasıl ortaya atarız? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuya yardımcı olacağını düşündüğümüz bazı noktaları maddeler halinde özetlemeyi uygun görmekteyiz:

a. İslam’da hükümler iki şekilde ortaya konmuştur:

- Bunlardan biri: Daha önce insanlar tarafından da kullanılan bazı hükümlerdir ki, İslam’da bunlar kıyamete kadar insanlık camiasında uygulanabilir bir hüviyete kavuşturularak tanzim edilmiştir. Bu gibi hükümlere “Şeriat-ı muaaddile = eskide var olmakla beraber yeniden tadil edilerek tanzim edilen hükümler” adı verilir.

- Bir diğeri ise: Eskiden olmayan, İslam’ın ilk defa ortaya koyduğu hükümlerdir ki, bunlara “şeriat-ı muhteria = İslam dininde ilk defa ortaya konan hükümler” denir.

- Kölelik kurumu da daha önceden var olan ve İslam tarafından şartların elverdiği nispette tadil edilen bir kurumdur.

- Kur’an’da ve İslam şeriatında köleliğin söz konusu olması, kölelerin lehine olan hükümler açısındandır. İslam bu konuyu adalet ölçüleri içerisinde, hatta kölelere –imkân nispetinde eskiye nazaran- tarihte görülmemiş şekilde pozitif ayrımcılık getirmiştir. Patron/efendi müşriklerin bazılarının “Muhammed bizi kölelerimizle eşit tutuyor… böyle bir dine nasıl gireceğiz..” şeklindeki yakınmaları bu gerçeğin açık belgesidir.

b. İslam dini, kölelik  konusunda sosyal hayatlarını iyileştiren bir çok tedbir getirmiş olmakla beraber, bütün dünyada yaygın olan ve köleliğin temel esprisi olan “bir mal/meta” olma statüsünü değiştirememiştir. Bu sebeple, İslam, köleleri hürriyetlerine kavuşturma yolunu benimsemiş, mensuplarına bunu tavsiye etmiş, köleyi hürriyetine kavuşturmayı en büyük bir sevap olarak değerlendirmiş, bazı suçlara karşılık olarak bir kefaret şeklinde fiilen de uygulamıştır.

c. İslam dininin o günkü dünyada yaygın bir fenomen olan köleliği tamamen ortadan kaldırması mümkün değildi. Her şeyden evvel, bunun Müslüman olmayan ülkeler tarafından kabul edilmesi söz konusu olamazdı. Bu durumda eğer İslam tarafından kölelik yasaklansaydı, savaşan taraflardan biri olan gayr-ı Müslimler -kendi esirlerinin köleleşmesi diye bir durum söz konusu olmadığı için- aldıkları Müslüman esirleri bırakmayacaktı. Karşılıklı esir mübadelesini sağlayan böyle bir kozu elinden kaçırmak aklın kârı olmadığı gibi, İslam dininin de yol vereceği bir şey olamazdı.

d. Bununla beraber, İslam dini -daha önce hiç görülmemiş bir şekilde- kölelik statüsünü iyileştirmiştir. Onlara insanca muamele etmiş, “yediklerinden yedirin, giydiklerinden giydirin, onlara kölem değil, yaşlarına göre, ‘amcam, kardeşim, oğlum’ diye hitap edin” diyen Hz. Peygamber (asm)'in emirleri gereğince, köleler bu tarz bir insanî muamele görmüşlerdir.

- İslam dini dünyaya gelmiş ki, kulun kula kul olduğu sistemleri kaldırıp, herkesin eşit şekilde yalnız Allah’a kul olduğu bir nizama kavuşturmaktır.

“Hiçbir Arabın Arap olmayana, hiçbir Arap olmayanın Araba, hiçbir beyazın siyahîye, hiçbir siyahînin beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva ile/Allah’a karşı gösterilen saygıyladır.”

mealindeki  hadis-i şerif bu hakikatin belgesidir.

e. Diğer taraftan, bir statüsü de babadan çocuğa geçen nesiller boyu hiç mal-mülk sahibi olmamış, emir-komutaya bağlı olarak çalışmaya alışmış, bu sebeple özgür iradesini çoğu zaman hayırlı işlerde kullanma becerisini de kaybetmiş, üstelik bağımsızlık olarak geçimini temin etmesinin çok zor olduğunu görmüş bir çok kölenin de -o günkü şartlarda- bu statüyü benimsediği de söz konusu olabilir.  Nitekim Peygamberimizin eşi Hz. Hatice’nin kölesi Zeyd, kendisini götürmek üzere gelen babasını eli boş çevirmiş ve Peygamberimizin ailesi yanında köle olarak kalmayı özgürlüğe tercih etmiştir.

- Şunu unutmamak gerekir ki, Müslümanlar -Allah’ın rızasını kazanma adına- severek azat ettikleri kölelere -dinlerinin emri gereğince- yardım etmek zorundaydı. Oysa gayri müslimler istemeyerek kölelerini azat etmek zorunda kalsaydı, onlara yardım elini uzatmayacaklardı. Çünkü istemeyerek azat ettikleri, hürriyeti benimsemiş kölelerinden dolayı mağdur olduklarını düşündükleri şartlar altında, onları tam bir düşman olarak algılamaya başlarlardı. Bu takdirde ortada fakir, işsiz, kimsesiz, bir parazit grup ortaya çıkmış olacaktı. Bu ise, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik açıdan çok ciddi bir olumsuzluk anlamına gelirdi.

f. Bu açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, kölelik, İslam’da emredilen ne bir farz-vacip, ne de bir sünnet-müstehab değildir ki, bu günkü Müslümanların köleliği yasaklaması İslam’a aykırı olsun. Ancak önceden var olduğu ve bütün dünyada geçerli olduğu için, İslam’ın köleliği bir defada ortadan kaldırması mümkün değildi. İçkiyi bile ancak üç-dört safhada yasaklayan İslam dininin, o günkü dünyada kabul görmüş ve milyonlarca insanın (patronların) huzurunu temin eden, işlerini düzenleyen bir kurumu bir defada ortadan kaldırması hikmete aykırı olduğu gibi, böyle bir şeyin gerçekleşmesi düşünülemez.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun