Allah, dünyayı Peygamberimizin yapacağı duası hürmetine mi yaratmış?

Tarih: 03.07.2026 - 15:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

Risale-i Nurda geçen bu dua bahsini açıklar mısınız? Özellikle şu cümleni daha detaylı açıklarsanız memnun olurum:
Muhammed-i Arabî (s.a.v)’in muazzam olan duası, bir sebebi hilkat-ı âlemdir. Yani: Hâlık-ı Âlem istikbalde o zâtı, nev-i beşer namına belki mevcudat hesabına bir saadet-i ebediye, bir mazhariyet-i esma-i İlahiye isteyecek bilmiş; o gelecek duayı kabul etmiş, kâinatı halk etmiş."
Dua bahsinin ilgili yeri şöyle:
“Bilhassa dua külliyet kesb ederek (artarak) devam etse; netice vermesi galiptir, belki daimîdir. Hatta denilebilir ki: Sebebi hilkat-ı âlemin birisi de duadır. Yani, kâinatın hilkatinden sonra, başta nev'-i beşer ve onun başında âlem-i İslâm ve onun başında Muhammed-i Arabî (s.a.v)’in muazzam olan duası, bir sebebi hilkat-ı âlemdir. Yani: Hâlık-ı Âlem istikbalde o zâtı, nev-i beşer namına belki mevcudat hesabına bir saadet-i ebediye, bir mazhariyet-i esma-i İlahiye isteyecek bilmiş; o gelecek duayı kabul etmiş, kâinatı halk etmiş."
"Madem duanın bu derece azîm ehemmiyeti ve vüsati vardır; hiç mümkün müdür ki: Bin üç yüz elli senede, her vakitte, nev’i beşerden üç yüz milyon, cin ve ins ve melek ve ruhanilerden had ve hesaba gelmez mübarek zâtlar ittifakla Zât-ı Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, rahmet-i uzma-yı İlahiye ve saadet-i ebediye ve husul-ü maksut için duaları nasıl kabul olmasın? Hiçbir cihetle mümkün müdür ki, o duaları reddedilsin?" (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle ifade edelim ki, Allah'ın zatı gibi bütün isim ve sıfatları da ezelî ve ebedîdir. O'nun ilmi sonsuzdur; sonradan bir şey öğrenmez. Geçmişi, hâli ve geleceği, olmuş ve olacak her şeyi ezelî ilmiyle bilir.

Bu sebeple, Allah Teâlâ, Hz. Muhammed'in (asm) ileride yapacağı o kapsamlı ve büyük duayı ezelî ilmiyle bilmiş, o duayı kabul etmiş ve kâinatı da o kabulün bir neticesi olarak yaratmıştır.

Burada geçen "dua, kâinatın yaratılış sebebidir" ifadesi, duanın yaratıcı bir güç olduğu anlamına gelmez. Çünkü yaratmanın hakikî faili yalnız Allah'tır. Buradaki "sebep", Allah'ın ezelî hikmetiyle yaratılışı bağladığı bir “vesile” anlamındadır. Nasıl ki yağmurun yaratılmasında bulutlar bir sebep olmakla birlikte yağmuru yaratan Allah ise, aynı şekilde dua da yaratmayı zorunlu kılan bir güç değil; Allah'ın ezelî ilminde ve hikmetinde yaratılışı kendisine bağladığı manevi bir sebeptir.

Bunu daha iyi anlamak için şu misal verilebilir:

Bir bahçıvan toprağa bir şeftali çekirdeği ektiğinde kendisine, "Ne ekiyorsun?" diye sorulsa, "Şeftali ekiyorum." diye cevap verir. Hâlbuki o anda ortada ne meyve vardır ne de ağaç. Fakat bahçıvan, ileride meydana gelecek meyveyi esas alarak çekirdeği toprağa bırakır. Aslında bahçıvan çekirdeği değil, çekirdeğin içinde saklı bulunan meyveyi hedeflemektedir. Çünkü çekirdeğin bütün kıymeti vereceği meyvedendir. Elbette ağacın kökleri, gövdesi, dalları, yaprakları ve çiçekleri gibi pek çok hikmeti ve faydası vardır. Ancak ağacın en önemli gayesi meyvesidir. Meyve hem ağacın özeti ve gayesidir hem de içinde taşıdığı çekirdekle ağacın devamını sağlayacak özdür.

Aynen bunun gibi Allah Teâlâ da ezelî ilmiyle, kulu Hz. Muhammed'in (asm) bütün mahlûkat adına yapacağı câmi duayı bilmiş ve kâinatı bu hikmet çerçevesinde yaratmıştır. Bu sebeple insan, kâinat ağacının en değerli ve en câmi meyvesidir. İnsanlar arasında müminler, müminler arasında peygamberler, peygamberlerin içinde ise en câmi, en mükemmel ve bütün mahlûkat adına dua eden Hz. Muhammed'dir (asm).

Demek ki, nasıl ki "Şeftali olmasaydı bu ağacı dikmezdim." denilebilirse; aynı şekilde "Hz. Muhammed (asm) olmasaydı bu kâinat yaratılmazdı." da denilebilir. Çünkü meyve, ağacın yaratılış gayesi olduğu gibi, Hz. Muhammed (asm) da kâinat ağacının en mükemmel meyvesi ve yaratılış hikmetinin en büyük tezahürüdür.

İşte Risale-i Nur'da geçen şu ifadeler bu hakikati anlatmaktadır:

"Muhammed-i Arabî (asm)'in muazzam olan duası, bir sebebi hilkat-ı âlemdir. Yani: Hâlık-ı Âlem istikbalde o zâtı, nev-i beşer namına belki mevcudat hesabına bir saadet-i ebediye, bir mazhariyet-i esma-i İlahiye isteyecek bilmiş; o gelecek duayı kabul etmiş, kâinatı halk etmiş."

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da şudur: Bu dua yalnız Hz. Muhammed'in (asm) şahsî duası olarak düşünülmemelidir. Onun duası, bütün ümmetinin, bütün peygamberlerin, salih kulların, hatta meleklerin ve mahlûkatın da iştirak ettiği küllî bir duadır.

Ayrıca burada geçen dua, sadece dil ile yapılan bir niyazdan ibaret değildir. Risale-i Nur'da dua; ihtiyaç, istidat, acz, fakr ve ubûdiyeti de içine alan geniş bir manaya sahiptir. Hz. Muhammed'in (asm) duası ise bunların tamamını kuşatan, bütün mahlûkat adına yapılan en câmi ubûdiyet ve kulluk hâlidir.

Bu yüzden Üstad Bediüzzaman, duanın külliyet kazanmasına özellikle dikkat çekerek şöyle buyurur:

“Bilhassa dua külliyet kesb ederek devam etse; netice vermesi galiptir, belki daimîdir."

Yani başlangıçta ferdî olan bir dua, arkasına ümmetin, müminlerin ve bütün mahlûkatın manevî desteğini aldığında külliyet kazanır. Külliyet kazanan böyle bir duanın kabulü ise ilâhî hikmetin bir gereğidir.

Bu hakikat şu açılardan da değerlendirilebilir:

1. Hz. Muhammed'in (asm) duası küllî bir duadır.

O'nun duası sadece kendi adına değil; bütün insanlık, hatta bütün mahlûkat adına yapılan bir duadır. Allah'ın isim ve sıfatlarının en mükemmel şekilde tecelli edeceği, O'nun tanınacağı, sevileceği ve ibadet edileceği bir âlem istemektedir. Böyle külliyet kazanmış duaların kabul edilmesi ilâhî hikmetin gereğidir.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Ben cinleri ve insanları ancak beni tanısınlar ve bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 51/56) buyrularak yaratılışın temel gayesi açıklanmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri'nin yukarıdaki ifadeleri de bu ayetin önemli bir tefsiri mahiyetindedir.

2. İnsan kâinat ağacının meyvesidir.

Bir meyvenin var olabilmesi için önce ağacın yaratılması gerekir. Aynı şekilde insan yaratılacaksa, onun yaşayacağı, istifade edeceği ve Allah'ın isimlerini okuyacağı kâinatın da yaratılması gerekir. Bu bakımdan insanın yaratılması, elbette kâinatın yaratılmasını da gerektirir.

Madem insanın yaratılış gayesi Allah'ı tanımak ve O'na kulluk etmektir; öyleyse insan için yaratılan kâinatın da aynı gayeye hizmet ettiği anlaşılır. Bu sebeple insanlığın temsilcisi ve reisi olan Hz. Muhammed'in (asm) duası, aynı zamanda bütün insanlığın, meleklerin, cinlerin ve hatta lisan-ı hâl ile tesbih eden bütün mahlûkatın duası hükmündedir.

3. "Sebebi hilkat-ı âlemin birisi de duadır." ifadesi bu çerçevede anlaşılmalıdır.

Burada kastedilen, Allah'ın sonradan yapılan bir duayı öğrenip ona göre karar vermesi değildir. Allah ezelî ilmiyle, Hz. Muhammed'in (asm) bütün mahlûkat adına yapacağı bu muazzam duayı biliyor, o duayı ezelî iradesiyle murad ediyor ve kabul ediyordu. Dolayısıyla yaratmayı da bu ezelî ilim ve iradesinin gereği olarak takdir etmiştir.

Hatta denilebilir ki, kainatı yaratmayı murad eden de, o duayı Hz. Peygamber'in (asm) lisanıyla yaptıran da Allah'tır. Çünkü dua da, duayı yapan kul da, o duaya muvaffak eden de Allah'ın yaratmasıyladır. Cenab-ı Hak, Habib-i Ekrem'ine (asm) bu duayı yaptırmakla hem ona büyük bir şeref ve keramet ihsan etmiş, hem de bütün mahlûkat adına yaptığı bu câmi ubudiyeti kainatın yaratılış hikmetlerinden biri olarak göstermiştir.

Bu bakımdan, "vermek istemeseydi istemek vermezdi" kaidesi burada da tecelli etmektedir. Allah, vermeyi murad ettiği için istemeyi ihsan etmiş; kabul etmeyi dilediği için de o büyük duayı Resul-i Ekrem'in (asm) diliyle ifade ettirmiştir. Böylece hem duanın kabulü hem de o duanın sahibi olan Hz. Muhammed'in (asm) makamı en yüksek şekilde izhar edilmiştir.

Dolayısıyla, "Hz. Muhammed'in (asm) duası kâinatın yaratılış sebeplerinden biridir." denilirken bunun, Allah'ın ezelî ilmi, ezelî iradesi ve ezelî takdiri çerçevesinde anlaşılması gerekir. Çünkü Allah için geçmiş, gelecek ve hâl diye bir zaman ayrımı yoktur; O, her şeyi ezelî ilmiyle kuşatmıştır.

Özetle, Risale-i Nur'daki bu ifadeler, Allah'ın sonradan yapılan bir duaya göre karar verdiğini değil; ezelî ilminde Hz. Muhammed'in (asm) bütün mahlûkat adına yapacağı en büyük ubudiyeti ve en câmi duayı bildiğini, yaratılışı da bu ezelî ilim ve hikmet çerçevesinde takdir ettiğini ifade etmektedir.

Böylece Hz. Muhammed'in (asm) duası, kâinatın yaratılışındaki en büyük hikmetlerden ve en önemli manevî sebeplerden biri olarak gösterilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun