Gayrimüslimler, neden sıkıntılara, musibetlere maruz kalıyorlar?
Gayrimüslimler günahlarının cezasını ahirette çekecekleri halde dünyada neden sıkıntılara, musibetlere maruz kalıyorlar? Gayrimüslimler dünya hayatını seçtikleri için günahlarının cezası ahirete tehir ediliyor. Buna rağmen gayrimüslimler de Müslümanlar gibi büyük sıkıntılara ve musibetlere uğruyorlar. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Bunların ahirette faydası olur mu? Yoksa çektikleri yanlarına mı kalır?
Değerli kardeşimiz,
Öncelikle şunu belirtelim:
Musibetler sadece Müslümanlara değil, gayrimüslimlere de gelir. Bunların sebepleri bazen maddî (doğal, sosyal), bazen de manevî olabilir.
1. Ceza sadece ahirette değildir
“Bütün cezalar sadece ahirettedir” demek doğru değildir. Kuran’a göre bazı kimseler, hem dünyada hem ahirette, bazıları ise sadece ahirette ceza görür.
Nitekim “O kâfirler için dünyada rezillik vardır, ahirette ise büyük azap vardır.” (Bakara 114; ayrıca Maide 33; En‘âm 40) mealindeki ayet, bazı inkârcıların dünyada da cezalandırıldığını gösterir.
Buna karşılık, “Allah onlara ahirette bir pay bırakmamak için (onlara bu fırsatı vermiştir) ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmrân 176) ayeti, bazı kafirlerin dünyada rahat bırakılıp cezalarının ahirete bırakıldığını ifade eder.
Ayrıca, “Eğer insanlar tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman’ı inkar edenlere bol nimetler verirdik...” (Zuhruf 33–35) ayeti de dünyadaki rahatlığın bir imtihan ve istidrac (imtihan olarak verilen nimet) olabileceğine işaret eder.
2. Musibetlerin gayrimüslim için anlamı
Gayrimüslimlerin başına gelen sıkıntılar her zaman günahlarına kefaret olmaz. Çünkü kefaret ve sevap, imanla bağlantılıdır.
Ancak bu sıkıntılar uyarı, düşündürme, hakka yönelme fırsatı olabilir. Yani bu musibetlerin asıl faydası, imana vesile olma ihtimalidir.
3. İlahi hikmet açısından durum
Allah’ın hikmeti gereği insanlar farklı şekilde muamele görür:
Bazıları dünyada da cezalandırılır, bazıları dünyada rahat bırakılır (imtihan olarak). Asıl ve kesin karşılık ise ahirettedir.
Batının tasallutuyla fakirleşenler
Bediüzzaman, Müslümanların geri kalmışlığını “zühd” (dünyayı terk), ya da “dindarlık” ile açıklayan görüşü yanlış bulur. Nitekim, gayrimüslim olup da sömürge altında yaşayan toplumlar da fakirdir. Bu, fakirliğin sebebinin din değil, başka faktörler olduğunu gösterir.
Siyasi hâkimiyet ekonomik sömürü, kaynakların gasp edilmesi sebebiyle, birçok toplumun fakirliği, kendi tercihinden değil, dış baskı ve sömürünün sonucudur.
Nitekim açıkça şöyle der:
“Ya Avrupa kafir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasb eder.” (bk. Lemalar, 122)
Demek ki, sıkıntı sadece Müslümanlara ait değildir. Aynı hatta daha ağır sıkıntılar, başka milletlerde de vardır.
Bu da şu sonucu doğurur: Dünya sıkıntıları, doğrudan iman–küfür ayrımıyla açıklanamaz. Bu yüzden bir toplumun sıkıntısı bazen zulüm, sömürü ve güç dengeleriyle açıklanır.
Bununla beraber Allah Hakîm’dir (her işi hikmetlidir), Rahîm’dir (merhameti sonsuzdur).
Bu dünyada başına bela ve musibetler gelen kâfirler hakkında şunu söyleyebiliriz:
Her ne kadar inkâr üzere ölen kimseler cehennemden çıkmayacak olsalar da, bazı âlimlere göre dünyada çektikleri sıkıntılar, ahirette görecekleri azabın derecesi, şiddeti veya türü bakımından bir farklılığa sebep olabilir. Yani bu sıkıntılar tamamen karşılıksız kalmayabilir; ilahî adalet gereği bir dengeleme söz konusu olabilir.
Özellikle, mazlum olanlar, zulüm altında ezilenler, güçsüz, fakir, hasta ve mağdur olanlar çektikleri acıların, Allah katında hikmetsiz ve karşılıksız olmadığı anlaşılır.
Nitekim bazı âlimler, bu tür kimseler için çektikleri musibetlerin, işledikleri günahlara bir nevi dünyevî karşılık olabileceğini, ahirette ise azabın nispeten hafiflemesine vesile olabileceğini ifade etmişlerdir
Hatta özellikle fetret benzeri bir ortamda yaşayanlar, hakikate ulaşma imkanı zayıf olanlar, zulüm altında ezilen masumlar hakkında daha geniş bir ilâhî merhamet kapısının açık olabileceği ümit edilmiştir. (bk. Kastamonu Lahikası, 76. Mektup)
Ancak bu, kesin ve genel bir kural olarak değil; Allah’ın adaleti, rahmeti ve hikmeti çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir ihtimaldir.
Asıl olan şudur ki: Ahiretteki asıl kurtuluş ve fayda, iman ile mümkündür.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Bela ve musibetler Müslümanların başına mı gelir?
- Bela ve musibete uğramayan insanlar, uğrayanlara göre daha mı şanssızdır?
- Hadis-i şeriflere göre Müslümana bela ve musibetlerin gelmesi ve uğursuzluk sebebi nedir?
- Kaderim neden yanlış tercihime engel olmadı?
- Musibetlere maruz kalan insanlara nasıl teselli verebiliriz?
- Kuran ve hadislere göre imtihan neden vardır?
- Allah’a yaklaşan kulun bela ve musibeti artar mı?
- Zalimin işleri neden rast gidiyor?
- Kafirler neden hasta olur?
- Musibete uğramayanlar çok mu şanslılar?