Mescid-i Aksa kapanırsa, sinagoglar kapatılır mı?
Uluslararası hukukta Mütekabiliyet nedir? Sınırları nedir? Şeriatta yeri var mıdır? İlk kıblemiz Mescid-i aksa kapatılırsa Müslüman memleketinde mütekabiliyet sırrınca sinagoglar kapatılması İslam hukukunda caiz midir?
İslam hukukuna göre mütekabiliyet kuralları var mı?
Değerli kardeşimiz,
İslam hukukunda misilleme (mütekabiliyet) olarak mabetleri kapatmak caiz değildir.
İslam devletinde bulunan sinagogları kapatmak, o devletin zimmî (yani vatandaş veya tebaası) olan Yahudilerine zarar vermek anlamına gelir; bu, camiyi kapatan devlete değil, kendi halkınıza ceza vermektir.
Doğru yaklaşım, yarım yamalak değil, ciddi ve örgütlü boykot ve diplomatik baskı yoluyla Mescid-i Aksa’nın açılması sağlanmalıdır, eğer bu yapılsa hemen Kutsal Mescidi açarlar.
İslam Hukukuda mütekabiliyet kuraları nelerdir?
İslam devletler hukuku perspektifinden bakıldığında, diğer devletlerin adaletsiz davranmaları veya barışı zedeleyen tutumlar sergilemeleri durumunda dahi, buna aynı şekilde karşılık verme hakkı mutlak ve sınırsız değildir. Bu tür bir karşılık, insanî değerler, ahlâkî ölçüler ve hukukî ilkelerle sınırlandırılmıştır. Zira İslâm hukukunda devlet, kendi koyduğu keyfî kurallarla değil, bağlı bulunduğu ilahî hukuk düzeniyle kayıtlıdır. Bu sebeple, karşılık verme amacıyla dahi olsa bu çerçevenin dışına çıkılması meşru kabul edilmez. Devletin hareket noktası öfke veya intikam hissi değil; adalet, ölçülülük ve hakkaniyet olmalıdır.
Bu bağlamda, suçun şahsîliği ilkesi titizlikle gözetilir; suçla ilgisi olmayan kimselerin zarar görmesinden kesinlikle kaçınılır. Verilecek karşılık ise, maruz kalınan haksızlıkla orantılı (mukabele bi’l-misl) olmak zorundadır. Bu ilke, keyfî bir misillemeye değil, kontrollü ve sınırlı bir karşılığa izin verir.
İslâm hukukunun tarihî uygulamaları da bu yaklaşımı açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim klasik fıkıh eserlerinde, başka bir devlet Müslüman bir tüccarın tüm mal varlığına el koysa bile, Müslümanların buna karşılık olarak o devletin vatandaşlarının bütün mallarına el koymasının caiz olmadığı belirtilir; ancak haksızlığa denk olacak ölçüde ve zaruri sınırlar içinde müdahale edilebileceği ifade edilir.
Benzer şekilde, karşılıklı muamele (mütekabiliyet) prensibi bulunsa dahi, eğer karşı taraf Müslüman esirleri öldürürse, İslâm devleti buna aynı şekilde karşılık vererek elindeki masum esirleri öldüremez. Çünkü İslâm hukukunda temel prensip şudur: “Hiçbir kimse başkasının suçundan dolayı cezalandırılamaz.” Dolayısıyla suçsuz kimselerin cezalandırılması, misilleme gerekçesiyle dahi meşru görülmez.
Her ne kadar karşılık verme ilkesi, hukukun ihlâl edilmesini önleme ve düzeni koruma amacı taşısa da, uygulamada çoğu zaman yeni haksızlıkların doğmasına zemin hazırlayabilmektedir. Bu sebeple bu ilke, keyfî bir yaptırım aracı değil; yalnızca ihlâli ortadan kaldırmaya yönelik, sınırlı ve dikkatli bir yöntem olarak değerlendirilmelidir.
Nitekim İslâm’da, özellikle cana ve bedene yönelik kasıtlı suçlarda benimsenen yaklaşım, failin işlediği fiile denk bir karşılığın verilmesi (kısas) esasına dayanır. Bu anlayış, adalet ile ölçülülüğü birlikte korumayı hedefler ve günümüz hukuk sistemlerinde de karşılık bulan evrensel bir ilkedir.
Bununla birlikte, İslâm hukukunun temelinde Allah’ın hakîm (hikmet sahibi) ve rahîm (merhameti sonsuz) oluşu vardır. Bu çerçevede, hukukî düzenlemeler yalnızca cezalandırmayı değil, zulmü engellemeyi ve adaleti tesis etmeyi amaçlar. Bu yüzden, en zor şartlarda dahi zulme zulümle karşılık vermek meşru görülmez.
Modern uluslararası hukukta da benzer şekilde, temel insan haklarının dokunulmazlığı vurgulanmakta; hiçbir devletin veya grubun bu hakları ortadan kaldırmaya yönelik tasarruflarda bulunamayacağı kabul edilmektedir. Masum insanların yaşama hakkı, mal güvenliği ve ibadet özgürlüğü bu temel hakların başında gelir.
Devletler arası ilişkilerde, özellikle çatışma dönemlerinde duyguların aklın önüne geçmesi adaletli davranmayı zorlaştırsa da, hem İslâm hukukunun ortaya koyduğu ilkeler hem de uluslararası normlar, bu tür durumlarda yol gösterici bir çerçeve sunar. Bu prensiplere bağlı kalınması, hem zulmün yayılmasını engeller hem de daha dengeli ve barış temelli ilişkilerin kurulmasına katkı sağlar.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- İslam Tarihi'nde Filistin'in önemi nedir? Bu yaşanan olayların ilk başlangıcı ne olmuştur? Bu savaşta Filistinliler'in de hataları var mı?
- Kudüs civarında yaşayın, sözü sahih mi?
- Laiklik nedir?
- Bir Müslüman laik olabilir mi?
- Din, cihad ve zorlama: İslam barış dini midir?
- ANAYASA
- İbadetin makbul olduğu cami ve mescitler var mı?
- İbadet için kurulan ilk ev Kâbe olduğuna göre, İslam'ın ilk zamanlarında Mescid-i Aksa neden kıble olmuştur?
- MESCİD-İ HARÂM
- KUL