Bereket ve rızık için neden vakıa suresi okunur?

Tarih: 31.03.2026 - 07:47 | Güncelleme:

Soru Detayı

Vakıa suresinin mealinde bereket ve rızıkla alakalı meal bulunmadığı halde neden Vakıa suresi okunur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Vakıa suresini her gece okuyan kimse geçim sıkıntısı çekmez” mealindeki hadis rivayeti zayıftır. İmam Ahmed, İbnu’l-Cevzi, Zeylai, Darekutni, Beyhaki, Ebu Hatim gibi hadis otoriteleri tarafından bu hadis rivayetinin birçok yönden zayıf olduğu bildirilmiştir. (bk. Münavi, Feyzu’l-Kadir, hno: 8947)

Bereket ve rızık için neden Vakıa Suresi okunur?

Vakıa Suresi’nin bereket ve rızıkla ilgili olduğu yönündeki rivayetlerin zayıf olduğu doğrudur. Ancak bir rivayetin zayıf olması, o amelin tamamen faydasız veya hikmetsiz olduğu anlamına gelmez.

Çünkü Kuran’ın tamamı bereket kaynağıdır; her suresi insanın hayatına farklı yönlerden tesir eder. Vakıa Suresi de özellikle ahiret, rızık, nimet ve Allah’ın kudreti üzerinde yoğunlaştığı için, onu düzenli okuyan kişi zamanla dünyaya bakışını düzeltir, kanaat ve tevekkül kazanır. Bu da dolaylı olarak rızkın bereketlenmesine vesile olabilir.

Ayrıca “bereket” sadece maddi artış değildir; azın yetmesi, huzurun artması ve sıkıntının hafiflemesi de berekettir. Kuran’la irtibatı artan bir insanın hayatında bu tür bereketlerin görülmesi gayet tabiidir.

Sonuç olarak:

Vakıa Suresi’nin bereket getirmesi, mutlaka metninde açık bir ifade bulunmasına bağlı değildir; Kuran’ın genel bereketi ve insanın kalbinde oluşturduğu dönüşüm üzerinden bu etki anlaşılmalıdır.

Vakıa suresi neler anlatıyor?

Kuran-ı Kerîm’in her suresi ve her âyeti üzerinde derin derin tefekkür etmek gerekir. 10 Maddede Vakıa Suresi’nin nelerden bahsettiğini özetlemeye çalışalım:

Allah (c.c.) Vakıa Suresi’ne, kıyametin dehşetini anlatarak başlar. O gün bazı insanların yükselip bazılarının da alçalacağını haber verir. Hesaptan sonra insanların üç kısma ayrılacağını beyan eder.

Sonra Cenab-ı Hak, bütün hayırlarda önde koşan Hakk’a yakın kullar ile, amel defterleri sağdan verilen salihlerin nail olacağı emsalsiz nimetleri, mest edici bir güzellikte tasvir eder.

Akabinde, amel defterleri soldan verilen bedbahtların çarpılacağı acıklı ve dehşetli azabı tasvir eder. Kullarını, tüyler ürpertici azap manzaralarıyla günahlardan sakındırır.

Daha sonra Cenab-ı Hak, bu acıklı hâle düşmesinler diye kullarını tefekküre dâvet ederek şöyle ikaz buyurur:

1. İnsanın Yaratılışı

“Sizi Biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?

Rahime attığınız o nutfeyi gördünüz mü? (Bir düşünün!)

Onu yaratıp insan hâline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?” (el-Vâkıa, 57-59)

Yok kadar bir su zerresinden, son derece girift ve bir o kadar da ahenkle işleyen sistemlerle donatılmış bir insan vücudunun meydana gelmesi, ne muazzam bir ilâhî sanattır.

2. Ölüm ve Yeniden Dirilme

“Aranızda ölümü takdir eden Biz’iz. Ve Biz, irâdemizi gerçekleştirmekten âciz değiliz.

(Ölümü,) sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (takdir ettik).” (el-Vâkıa, 60-61)

Ölüm gerçeği… Kimse ölümden kaçamaz. Cenâb-ı Hak isterse inkârcıları helâk edip daha iyi bir toplum getiriverir.

“Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?” (el-Vâkıa, 62)

İlk yaratmayı böylesine mükemmel bir şekilde yapan Yüce Allah, insanı tekrar yaratmaya da kâdirdir. Bunun üzerinde tefekkür ederek ahirete ve “ba‘sü ba‘de’l-mevt”e, yani ölümden sonra dirilişe hazırlanmak icap eder.

3. Tohumlar ve Bitkiler

“Ektiğiniz o tohumu gördünüz mü? (Şimdi onu bir düşünün!)

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.

«Doğrusu biz çok ziyandayız. Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!..» (derdiniz).” (el-Vâkıa, 63-67)

Çevremizdeki ekinlere, ağaçlara, bitkilere ibretle bakarak Allah Teâlâ’nın yaratma sanatını ve nimetlerini hayranlıkla seyretmeliyiz. Cenâb-ı Hak vermezse insanların gayretleri ve tedbirleri boşa gider, bir ot bile yetişmez.

Bir an için etrafımızdaki bütün yeşilliklerin kuru bir çöp hâline geldiğini düşünelim. Hayatımız bir anda nasıl da kararıverirdi!..

4. Tatlı Su

“Ya o içtiğiniz suyu gördünüz mü? (Bir de onu düşünün!)

Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren Biz miyiz?

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” (el-Vâkıa, 68-70)

Buluttan inen tatlı su, Cenâb-ı Hakk’ın büyük bir ikramıdır. O su acı bir şekilde inse, kimse onu tatlandıramazdı. Veya bir kuraklık olsa, bulutları oluşturup yağmuru indirmeye kim güç yetirebilir ki?!.

5. Ateş

“Bir de o tutuşturduğunuz ateşi gördünüz mü? (Onu da düşünün!)

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan Biz miyiz?

Biz onu hem ibret (için) hem de çölden gelip geçenlerin, yolcuların ve muhtaçların istifâdesi için yarattık.” (el-Vâkıa, 71-73)

Hakikaten düşünmek gerekir ki hayatta insanlara pek çok faydaları olan ateşi ve onun yakacağı olan ağaçları kim yaratmıştır?

Allah’ın kudretine bakın ki yeşil ağaçtan ateş çıkarıyor!.. Bir de ateşin mâhiyetini düşünelim… Nasıl yanıyor, nasıl yakıyor?!.

Çöl yolcuları, gecenin soğuk ve karanlığında ateşe sığınırlar. Ateş, yolcular için vazgeçilmez bir ısınma, aydınlanma ve yemek pişirme vâsıtasıdır. Aslında ateşe bütün insanların ihtiyacı vardır. Ateşsiz yaşamak çok zordur.

Dolayısıyla ateş, hem ibretlik bir hâdisedir hem de toprak, su, hava gibi zarûrî bir ihtiyaçtır. Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otta ve ateşte.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 60/3477)

Diğer taraftan, dünya ateşine bakarak cehennemi hatırlamalı… Ne kadar ibretliktir ki altımızda mağma tabakası, müthiş bir ateş deryâsı; üstümüzde ise Güneş, muazzam bir alev topu… İki ateş arasında serin ve selâmet bir hayat şartlarını lûtfeden Rabbimize ne kadar şükretsek az!..

Bütün bu nîmetler karşısında insanın Allah’ı çokça tesbîh etmesi îcâb eder:

“O hâlde, Yüce Rabbinin ismini tesbîh et (yücelt)!” (el-Vâkıa, 74)

- Dilimiz; zikir, Kuran ve tebliğle meşgul olarak tesbîh etmeli,

- Kalbimiz; duygu derinliği içinde şükredip tesbîh etmeli,

- Azalarımız; nafile namazları, oruçları ve hizmetleri artırmak sûretiyle tesbîhe devam etmeli...

6. Yıldızlar veya Vahiyler

“Hayır! Yıldızların mevkîlerine yemin ederim ki, bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.” (el-Vâkıa, 75-76)

Azamet-i ilâhiyyenin nihayetsizliği… Cenâb-ı Hak tefekkürümüzü sonsuzluğa yönlendiriyor…

Semâ, âdeta bahr-i bî-pâyân / haddi hudûdu olmayan bir okyanus…

Bu ayetlerde, yıldızlar görünmez olduktan sonra başlayan seher vakitlerine ve gece ibadetlerine de dikkat çekilmektedir.

Yine bu âyet-i kerîmelerde yemin edilen hususlardan bir diğeri de Peygamber Efendimiz’e nâzil olan vahiylerdir. Bunlar ya bir âyet, ya birkaç âyet veya bütün bir sûre olurdu. Her bir vahye de “Necm: Yıldız” denilmiştir.

7. Kuran-ı Kerîm

“Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta (Levh-i Mahfûz’da) bulunan değerli bir Kur’ân’dır. Ona ancak iyice temizlenenler dokunabilir.” (el-Vâkıa, 77-79)

Kuran-ı Kerîm’e son derece tazim ve hürmet göstermek icap eder. Mushaf’a yapışık olan dış kabına ve cildine bile abdestsiz olarak dokunmak yasaktır. Abdestsiz kişi, elbisesinin yeniyle de Mushaf’ı tutamaz. Ona hürmet ve tazimi zedeleyecek tavırlar içinde bulunmak da büyük bir gaflettir. Zira:

“O, Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz, bu ilâhî kelâmı mı küçümsüyorsunuz? Allah’ın verdiği rızka (bu en büyük nimete) karşı şükrünüzü, onu yalanlamak suretiyle mi yerine getiriyorsunuz?!” (el-Vâkıa, 80-82)

Bizlere lütfedilen en büyük nimetlerden biri, Kuran-ı Kerîm’e muhâtap kılınmış olmaktır. Bu nimetin şükrü de, onu güzelce idrak edip muktezasınca yaşamaktır.

8. Ölüm

“Hele can boğaza dayandığı zaman, o vakit siz bakar durursunuz.” (el-Vâkıa, 83-84)

Kişinin vadesi dolup emr-i Hak vaki olduktan sonra onu geri döndürmek için insanoğlunun elinden hiçbir şey gelmez.

“Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

Mademki siz dinin emirlerine boyun eğmiyorsunuz ve ceza görmeyeceğinizi iddia ediyorsunuz, haydi o zaman o (canı) geri çevirin de görelim! Şâyet iddianızda doğru iseniz!” (el-Vâkıa, 85-87)

İşte Allah’ın kudreti… İşte insanın acziyeti… Bütün insanlık, ister istemez ilâhî takdire boyun eğecek ve teslim olacak… Hâl-i hayatında emr-i ilâhîye karşı çıkıp inatla diklenen zorba ve mütekebbirler bile o an hiçbir îtiraz sesi yükseltemeyecek… İdraki üzerindeki sayısız gaflet perdeleri kalkan insan, kâinattaki asıl hükümranlığın yalnızca Allah’a ait olduğunu, bütün gerçekliğiyle ancak o an anlayabilecek…

9. Ölen Kişi Üç Hâlden Biri Üzeredir

(1) “Fakat (ölen kişi Allah’a) yakın olanlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.

(2) Eğer o sağdakilerden ise, «Ey sağcılardan olan kişi, sana selâm olsun!» denir.

(3) Ancak yalanlayıcı sapıklardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır! Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.” (el-Vâkıa, 88-94)

Kâfirler ve günahkâr Müslümanlar, bu kısma dâhildir.

“Şüphesiz ki bu (anlatılanlar), kesin hakikatin ta kendisidir.” (el-Vâkıa, 95)

10. Cenâb-ı Hakk’a İlticâ

“Öyleyse haydi azîm olan Rabbinin ismini tenzîh ile an! (O’nu tesbîh et ve yücelt!)” (el-Vâkıa, 96)

Kaynak:
Osman Nuri Topbaş, Kâinat İnsan ve Kur'ân'da Tefekkür, Erkam Yayınları

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun