İmanın tadı nasıl alınır?
- Bu hadisi açıklar mısınız?
"Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:
- Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesden fazla sevmek.
- Sevdiğini Allah için sevmek.
- Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek."
Değerli kardeşimiz,
Enes İbni Mâlik (ra)’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:
« ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ : أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا ، سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ »
"Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:
- Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesden fazla sevmek.
- Sevdiğini Allah için sevmek.
- Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek." (Buhârî, Îmân 9, 14, İkrah 1, Edeb 42; Müslim, İmân 67).
Hadis-i şeriflerde imanın tadı, tatlı bir deyimle “halâvetü’l-imân” veya “ta’mü’l-imân” olarak dile getirilmiştir. Muhaddis Nesâî’nin bir rivayetinde “halâvetü’l-imân” yerine “halâvetü’l-İslâm” denilmiş, âdeta, iman ve İslâm’ın tadının birbirinden ayrılmazlığına dikkat çekilmiştir.
Peygamber Efendimiz’in (asm) amcası Hz. Abbas’dan rivayet edildiğine göre, imanın tadı ile ilgili olarak, Resûlullah (asm) şöyle buyurmuştur:
“Allah’ı rab, İslâm’ı din, Muhammed’i peygamber olarak benimseyip onlardan razı olan kimse imanın tadını tatmıştır.” (Müslim, İmân 56)
Enes İbni Mâlik (ra)’den rivayet edilen bir hadiste de Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
“Üç özellik vardır; kimde bunlar bulunursa, cehennem ona, o da cehenneme haram olur:
- Allah’a inanmak,
- Allah’ı sevmek
- Ve ateşe atılıp yanmayı, küfre dönmeye tercih etmek.” (Ahmed İbni Hanbel, Müsned III, 114).
Naklettiğimiz bu rivayetlerden çıkarılabilecek ilk ve genel sonuç, imanın tadına erebilmenin temel şartının sevgi ve hoşnutluk olduğudur.
Şimdi müminleri imanın tadına eriştirecek üç özelliği kısaca inceleyelim:
1. Allah ve Resûlünü, Herkesten (ve her şeyden) Fazla Sevmek
Âlimlerimiz tat anlamına gelen halâveti, itaattan zevk almak, Allah ve Resûlü’nün hoşnudluğu uğrunda zorluklara göğüs germek ve bunları dünyevî çıkarlara tercih etmek olarak yorumlamışlardır. Bu gerçeğin hadisteki ifadesi, “Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, Peygamber olarak da Muhammed (asm)’dan râzı olmak”tır. Rıza “bir şeyle yetinip başka bir şey aramamak” demektir.
Sevilen ve benimsenen şey, seven ve benimseyene kolay gelir. Kolay gelen şey ise, rahatlıkla yapılır; zevkle yerine getirilir. O halde Allah ve Resûlü’nü (asm) her şeyden fazla seven mümine, bütün dini görevler kolay ve zevkli gelir. Tembellik ve tereddüt göstermeden her emri gücü ölçüsünde yerine getirir. Bu da mümini “inanç adamı” seviyesine ulaştırır. Çünkü rıza, gönlünü ve özünü sevgiliye adamaktır. Başka bir ifade ile rıza, müminin, gönlünü mümin olmayana kaptırmaması demektir.
“İnandım” deyip inandıklarına karşı güvensizlik anlamına gelecek davranışlarda bulunmak zevksizliğin asıl sebebidir. Ağzının tadı bozulmuş olan insana, en usta aşçılar bile yemek beğendiremezler. Zira bozukluk içtedir. İnanç esaslarına karşı rıza seviyesinde bir güven duygusuna sahip olmayan kişi de imanından ve ibadetlerinden zevk alamaz. Bu zevksizliğinin sebebini dışta arar ve hayalî birtakım suçlular icâd eder. Oysa asıl sebep içindeki rızasızlık, güvensizlik, bir başka deyimle kalitesizlik’tir. Efendimiz’in (asm) şu beyanları bu konuda ne kadar dikkat çekicidir:
“Hiçbiriniz, duyguları benim getirdiklerime tabi olmadıkca, imanın zevkine varan kâmil mümin olamaz.” (Beğavi, Şerhu’s-sünne, I, 160).
2. Sevdiğini Allah İçin Sevmek
Sevgi, yaratılıştan sahip olduğumuz bir duygudur. Herkes bir şeyleri sever. Bir anlamda insanın gerçek kölelik zinciri sevgisidir. Zira insana kafa, kalp ve karnından nüfûz edilebilir. Kalbi kazanılmış ya da kalbini kaptırmış insan, sevdiğinin mecnûnudur.
“Allah için sevmek” bir anlamda sevgiye, sevgiden başka karşılık tanımamaktır. İşte bu anlamdaki sevgi, imana derinlik ve zevk katmaktadır. İnsan da imanın tadını böylece tatmaktadır.
Sevgide ölçüyü kaçırmak, insan için aklını yitirmek kadar kötü neticeler doğurabilir. Gönlünü ağyâra kaptırmış bir kişi, düşman istilâsına uğramış ülke gibidir. Hiçbir yerinde, hiçbir köşesinde huzur yoktur. İman izzetine ters düşen bir sevgi, mümini kendi kendisini inkara götürür. Bu da imanı ortadan kaldırır. İman olmayınca onun tadından bahsetmek zaten mümkün değildir.
3. Küfre Dönmeyi, Ateşe Atılmak Gibi Çirkin ve Tehlikeli Görmek
Bu, en kısa ifadesiyle imansızlığı düşünmemek, böyle bir şeyi aklından geçirmemek demektir. Bir şeyin tadını çıkarabilmek için ondan ayrılmayı düşünmemek gerekir. İmanın tadı da ona sürekli sahip olma isteğine bağlıdır.
Hadis-i şerifte “imandan dönmek” ile “ateşe atılmak” arasında bir bağ kurulduğu dikkatimizi çekmiş olmalıdır. Bu, imanın cennette, küfrün cehennemde olduğu temel inancının bir yansımasıdır. Yani açık şekilde, imansızın yerinin cehennem olduğu bildirilmektedir.
Ateşte yanmayı aklı başında olan hiç kimse istemez. Onun ne dayanılmaz bir acı ve elem kaynağı olduğunu bilir. İmansızlığı da böyle bilmek ve imana ne pahasına olursa olsun sahip çıkmaya çalışmak, onun zevkine ermek demektir.
Netice olarak, imanın tadını çıkarabilmek için duygusal değil, aklî bir sevgi ve tercihe sahip olmak gerekmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz’in (asm) konuya ait bir duası şöyledir:
“Allah'ım, imanı bize sevdir. Kalplerimizi imanla süsle. Küfrü, fıskı ve isyanı bize çirkin göster. Bizi doğruyu bulanlardan kıl!” (Ahmed İbni Hanbel, Müsned , III, 424).
Özetle
- İmanın tadını çıkarabilmek için Allah ve Resûlünü her şeyden fazla sevmek, sevdiklerini Allah için sevmek, imandan sonra küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi kötü görmek ve böylesi bir bilinç içinde olmak gerekmektedir.
- Bir kimseyi Allah için sevmek demek, sevdiğine karşı iyilikle artmayan kötülükle eksilmeyen bir sevgi duymak demektir.
- Küfre dönmesi için karşılaştığı baskılara ölüm pahasına da olsa sabreden kimse, böyle davranmayandan daha üstündür. (bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., Hadis No: 376.)
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet