Hz. Ali'nin, kendisine muhabbet edenlerin namazlarını kıldığı söyleniyor. Bunun gerçek bir yönü var mıdır?

Tarih: 11.05.2006 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Böyle bir iddia ne dinen ne de aklen geçerlidir. Hz. Ali Efendimiz (ra.) en çok Hasan ve Hüseyin Efendilerimizi (ra.) sevdiği hâlde, onlar ve onlardan sonra gelen evlâtları, “Bizim namazımız kılınmıştır.” diye bir iddiada bulunmamışlar; aksine sadece farzlarını edâ etmekle kalmamış, sünnet ve nafilelere de tam anlamıyla uymuşlardır.

Hz. Ali (ra)’nin namaz kılmasıyla, Onu seven bütün müminlerden namazın kalkacağını iddia etmek, aynen, bir adamın yemek yemesiyle bütün evlâtlarının ve torunlarının da karınlarının doyacağını veya onun ilim sahibi olmasıyla bütün neslinin de âlim olacaklarını iddia etmeye benzer. Hz. Ali Efendimiz (ra.) kendisini seven bütün Müslümanların namazlarını kıldığı zannı, bir an için doğru farz edilse, ortaya şöyle bir durum çıkar:

Hariciler dışında her mümin, Hz. Ali Efendimizi candan sevdiğine göre, o zaman namaz hakkında nazil olan bütün ayet-i kerimeler ve Resulüllah Efendimizin (asm.) buyurdukları bütün hadis-i şerifler, sadece Hz. Ali’ye ve Hariciler’e hitap etmiş olur. Hâlbuki, bu gibi ayet ve hadislere muhatap olanlar, kıyamete kadar gelecek bütün müminlerdir.

Diğer taraftan, böyle bir anlayışa göre, Hz. Ali Efendimizin (ra.) vefatından sonra namaz hakkında yazılan bütün eserler ve namaz için inşâ edilen bütün cami ve mescitler, hep manasız ve gereksiz olmuş olur. Hem Hz. Ali Efendimizin, kıyamete kadar gelecek milyarlarca Müslüman’ın namazlarını kılmaya ömrünün yeterli olmayacağı açıktır.

Söz konusu iddianın aklen mümkün olmadığı hakkında bu kısa açıklamadan sonra, şunu ifade edelim ki:

“Cenâb-ı Hak, namazı, peygamberler dahil, her müminin kendi şahsına farz kılmıştır. Hiç kimse bir başkasının yerine namaz kılamaz. Zaruret hâlinde de bu böyledir. Bir kimse namaz kılamayacak kadar hasta da olsa, onun namazını bir başkası kılamaz.”

Cenâb-ı Hak, Bakara sûresinde:

“Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine ve yaptığı fenâlığın zararı da yine onadır.” (Bakara, 2/286)

buyurarak mükâfat ve cezada her Müslüman’ın bizzat kendisini sorumlu tutmuştur.

Kur’ân-ı Kerim’de namaz hakkında yüzden fazla ayet-i kerime mevcuttur. Bunlardan Nisâ sûresinde şöyle buyurulmaktadır:

“Ey müminler, namazı kılın, muhakkak namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş olarak farz kılındı.” (Nisâ, 4/103)

Peygamber Efendimiz (asm.) de:

"Namaz dinin direğidir.”

buyurmuş ve birçok hadis-i şerifleriyle namazın önemini ümmetine ders vermiştir. Kendisi (asm.) harplerin en şiddetli anlarında bile, vakit namazını kazaya bırakmadığı gibi, cemaat sevabını dahi feda etmeyerek, sahabelerine iki grup hâlinde namaz kıldırmıştır. Resulüllah (asm.) Efendimiz nafile namazlara da son derece önem vermiş, bazen sabahlara kadar namaz kılmıştır.

Bir defasında sahabe-i kirâma:

“Bana söyleyin bakalım, sizin birinizin evinin önünde bir nehir bulunsa, o nehirde her gün beş defa yıkansa, onda kir diye bir şey kalır mı?” diye sormuş ve sahabelerin,

“Hayır, ya Resulüllah, kalmaz.” demeleri üzerine, Peygamberimiz (asm.) devamla şöyle buyurmuşlardır:

“İşte beş vakit namaz da böyledir. Cenâb-ı Hak o namazlarla müminlerin hatalarını yıkar.”

Ayrıca, Hz. Peygamber (asm) Efendimizin, Hz. Fâtıma validemize ve diğer yakınlarına yaptığı şu uyarılar da sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır.

“Ey Fâtıma! Kendini ateşten kurtarmaya bak. Çünkü ben Allah katında sana hiçbir fayda sağlayamam.” (Muslim, Îmân, 348)

“Ey Resulullah’ın kızı Fâtıma! Benden dilediğini iste; fakat Allah katında sana hiçbir fayda sağlayamam.” (Muslim, Îmân, 351)

“Ey Muhammed’in kızı Fâtıma! Kendini Allah’ın azabından kurtarmaya çalış. Çünkü ben Allah katında sizin için hiçbir şeye sahip değilim.” (Buhârî, Tefsîru Sûreti’ş-Şuarâ)

Bu sahih hadislerin ortak mesajı şudur: Kurtuluş, yalnızca bir peygambere yakın olmakla veya nesep bağıyla elde edilmez; iman, ibadet ve salih amellerle Allah’ın rahmetine ulaşmaya bağlıdır.

Hakikat böyle iken, bazılarının Âl-i beyt’e olan muhabbetlerine güvenerek ibadeti terk etmelerinin ne kadar yanlış olduğu düşünülsün.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun