SİBGATULLAH

SİBGATULLAH: Allah'ın boyası. Onun boyası ile boyanma manasına gelen bu tamlama, İslâmi ıstılahta bir deyim haline gelmiştir. Her yönüyle Müslüman olan, İslam'ın emir ve yasaklarından sakınan, kısaca Kur'an hükümlerini hayatına hakim kılan bir insan Allah'ın boyası ile boyanmıştır. Kur'an-ı Kerim'de bu tür insanlar övülmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

"Allah'ın boyası (ile boyan). Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir! Biz ancak ona kulluk ederiz." (Bakara, 2/138).

Hıristiyanlar çocuklarını "ma'mudiye" dedikleri sarımtırak bir suya daldırırlar ve buna "ta'mid" yani "vaftiz" derler. Bunun da bir temizleme olduğunu söylerler ve ne zaman birisi çocuğunu vaftiz ederse, çocuk için, "İşte şimdi hakkıyla Hıristiyan oldu." derler. Buna karşı Cenab-ı Allah, Müslümanlara buyuruyor ki, siz böyle yukarıda anlatıldığı gibi tevhid ile hiç fark gözetmeksizin iman ettiğinizi söyledikten sonra şunu da ekleyiniz ve deyiniz ki; biz, Allah boyası olan ve yaratılıştan gelen iman ile iman ettik, sudan imana, sun'î (yapay) boyaya tenezzül etmeyiz. Allah boyasına bakınız, Allah boyasına, zira Allah'ın boyasından daha güzel kimin boyası vardır? Maddiyatta, tabiatta ve bütün kâinatta, dikkat ediniz onun boyasından daha güzeli var mıdır? Ağaçlara ve otlara, bütün çiçeklere, bilhassa insanların simalarına ve göz renklerine şöyle bir göz atınız, onlardaki doğuştan boya ile insanların sonradan sürdüğü sun'î boyalar arasında kıymet ve güzellik bakımından ne kadar büyük fark olduğunu görürsünüz.

Özellikle insan bedenlerine sürülen ve yaratılışı bozan boyalar ne kadar arızî, ne kadar çirkin ve mülevves şeylerdir. İşte maneviyatta, din ve ahlakta da durum böyledir. Din fıtrî bir din, iman ilâhî bir iman, temizlik doğuştan bir temizlik, güzellik doğuştan bir güzelliktir. Sonradan elde edilen bütün temizlik ve güzellik, aslında doğuştan gelen güzellik ve temizliğin korunmasına yöneliktir, sonradan ona ârız olmuş birtakım pisliklerin giderilmesine dönüktür. İnsanları bir paçavra boyar gibi, renkli bir suya sokup çıkarmakla elde edileceği sanılan iman, sudan bir imandır, çok temelsiz bir dindir. Bunun ne kıymeti var ki? İman ile dini bir boyaya benzetmek gerekirse, biz Allah boyası olan bir fıtrî iman ile ve Allah tarafından boyanmış olmayı üstün tutarız.

Maddi ve manevi bütün temizlik çabalarımız ve güzelliklerimiz hep ilk oluştan, doğuştan gelen temelin muhafazasına yöneliktir. İslâm dini ve tevhid imanı, insanların Allah tarafından boyanmasıdır. İman en güzel Allah boyasıdır. Ve işte böylece biz ancak ona ibadet ederiz, yalnızca ona kulluk eyleriz. Onun kulları, onun köleleriyiz. Diğer bütün peygamberlere inanmamız, onun gerçek peygamberleri olmalarından ve onun emirlerini bildirmelerinden dolayıdır. Yoksa biz onları ilâhlaştırıp tanrı yerine koymayız. Hele hele hıristiyanların Hz. İsa'ya yaptığı gibi, şirke sapmayız hatta kendi peygamberimize de tapmayız. Onun hakkında da "Şahitlik ederiz ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Resulüdür." diyerek kelime-i şehadet getiririz. (bk. Elmalılı, İlgili ayetin tefsir)

Ayet-i kerimede tanımlanan Allah'ın boyası ile boyanmak, Müslüman olduğunu iddia eden bütün insanların görevidir. Rasûlüllah'ın Kur'an ahlakıyla ahlaklandığı gibi Müslümanlar da, kendi iç dünyalarını, aile hayatını, toplum hayatını, kısaca bütün yer yönü Kur'an ilkelerine göre şekillendirir, hayatlarını Kur'an'a uydururlarsa o zaman âyette tanımlanan mü'minler sınıfına dahil olurlar. Zira Allah'ın boyası ile boyanmak "ancak O'na iman ve kulluk etmekle" mümkün olur. Yalnız Allah'a kulluk gerçekleşmediği sürece, Allah'ın boyası değil; kişilerin üzerinde başka ilahların, başka güçlerin boyası vardır. Bir insan "Müslümanım" dediği halde; onun giyimi, konuşması, yeme içmesi, başkalarıyla olan ilişkileri; dünyaya, hayata, ölüme, ölüm sonrası hayata bakışı kâfirlerinkinden farklı değilse, onun Müslüman olduğu nereden anlaşılabilecektir?

"Allah'ın boyasıyla boyandım" diyenin, dışarıdan bakıldığı anda Müslüman olduğu anlaşılmalıdır. O kişi her şeyiyle diğer insanlardan farklı bir Müslüman olduğunu hissettirmelidir. Kişilerin şahsında geçerli olan bu kural, aile hayatında da kendini göstermesi gerekir. Karı-koca ilişkileri, anne-çocuk, baba-çocuk ve hatta akrabalar arası ilişkiler hangi dünya görüşüne, hangi kurallara göre yürütülüyor? O ailenin yaşantısı İslam kurallarına göre mi, yoksa gayr-i müslimlerin kültürüyle mi şekilleniyor? Evlenme, boşanma, miras hükümleri hangi hukuk kurallarına göre yürütülüyor? İslam'ın mı, yoksa beşeri düşünce sistemlerinin günübirlik değişen medeni hukukuna göre mi? Bu aile yalnız ve yalnız Allah'a mı itaat, ibadet ediyor; yoksa başka güçlerin etkisinde mi yaşıyor?

Yine insanların topluca yaşadıkları köyler, kasabalar, şehirler, ülkeler... Buralarda hangi kanunlar yürürlüktedir? Çarşı-pazar, okullar, hastahaneler, mahkemeler; ekonomi, siyaset, hukuk hangi kurallara göre işliyor? Allah'ın kitabı bu alanlarda söz sahibi mi? Ülkeyi idare eden meclisler, kendilerini kime karşı sorumlu sayıyorlar? Kendilerinin üzerinde bir Allah'ı kabul ediyorlar mı, etmiyorlar mı? Kiminle dostluk kuruluyor, düşmanlıklar kime karşı yürütülüyor?

İşte bütün bu sorulara karşı verilecek cevap o toplumun hangi boya ile boyandığını, hangi rengi aldığını gösterir. Dilleriyle Müslüman olduklarını söyleyenler, kendi hayatlarında, aile içerisinde, yaşadıkları toplumda İslam'ın kurallarını yürürlüğe koymamışlarsa, henüz o kişi ve o toplum Allah'ın boyasıyla boyanamamış, gerçek Müslüman olamamıştır. Kendi kalbini bu boya ile boyayan bir insanın bundan sonraki görevi; dış görünüşünü, tavırlarını da bu boya ile boyamaya çalışmak; sonra da içinde yaşadığı topluma yönelmektir. İnsan tek başına İslâm'ı yaşayamaz; İslâm, toplum dinidir. İnsanın içinde bulunduğu toplum İslâm'a bağlı değilse, Müslüman fert veya aile kendi dinlerini yaşamakta zorluk çekerler, hatta bunu başaramazlar. Onun için toplumun rengini kendi rengine uydurmak, Allah'ın dinini toplum içerisinde hâkim kılmak, Müslümanın temel görevi, hatta Müslüman kalabilmesinin vazgeçilmez şartıdır. Müslüman ıssız adaya çekilemeyeceğine göre; önce yaşayacağı çevreyi kendi inancı doğrultusunda şekillendirmekle yükümlüdür; yoksa inandığı gibi yaşayamaz. Allah'ın boyası ile yaşayabilmek için bulunduğu ortamı da o boya ile boyamak gerekir.(Fedakar KIZMAZ)

Şamil İ.A.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun