Namaza ağır davrananın başının taşla ezilmesi ne demektir?

Soru Detayı

Namaza ağır davrananların ahirette başının taşla ezilmesi ne demektir? Vakti içinde kılınan namaza ağır davranmak mübah değil midir?
Miraç ta Peygamber (asm)'ın gördüğü bu hadiseyi nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Vakti içinde kılınan namaz geçerlidir. Meşru bir özrü olmadan namazı kasden ve bilerek kılmayanlar ise büyük günah işlemiş olurlar, heö tövbe etmeleri hem de en ksıa zaman kaza etmeleri gerekir.

Namazı, bilerek ihmal edenlerin ahiretteki acı akıbetinin haber verildiği bu olayı Hz. Peygamber (asm) Efendimiz şöyle anlatır:

“Bu gece rüyamda iki melek gelerek beni kaldırdılar ve “haydi gidiyoruz” dediler. Ben de onlarla beraber gittim.

Yanı üzerine yatmış bir adamın yanına vardık. Başka biri de elinde kocaman bir kaya ile onun başında duruyordu. Kayayı, yatan adamın kafasına vurup eziyor, taş bir tarafa yuvarlanınca arkasından gidiyor ve taşı alıp getiriyordu. O gelinceye kadar diğerinin kafası da iyileşerek eski hâline geliyordu. Adam, önce yaptığını aynen tekrarlayarak, yerde yatanın başını her defasında ezip duruyordu.

Yanımdaki iki meleğe:

“Sübhanallah, bunların hâli nedir?” diye sordum.

“Anlatalım” dediler:

“Kafası taşla ezilen adam var ya, o, Kuran’ı öğrendiği halde onu terk eden ve uyuyarak farz namazın vaktini geçiren kimsedir…” (Buhârî, Tabîr, 48; Cenaiz, 93)

Kuran okuyarak onunla amel etme hususunda ihmalkar davranan ve uykuya yenik düşerek yatsı ve sabah namazının vaktini geçiren kimselerin ahirette göreceği çetin azap, Peygamber Efendimize rüyasında gösterilmiş, o da merhametle üzerine titrediği ümmetini îkaz buyurmuştur.

Hiç şüphesiz, peygamberlerin rüyası haktır ve sadık rüyadır. Bu sebeple rüyaya istinaden anlattığı şeyler de aynen kabul edilmelidir.

Hadis-i şeriften, ibadetlerin en şereflisi olan namazı terk eden insanların, en şerefli azaları olan başlarıyla azap göreceği anlaşılmaktadır.

Ümmü Seleme (r.a) vâlidemiz şöyle der:

“Hz. Peygamber (asm) Efendimizin son vasiyetlerinden biri şu oldu:

“Aman namaza dikkat ediniz! Aman namaza dikkat ediniz! Emriniz altındaki kişilerin haklarına riayet ediniz!”

Hz. Peygamber (asm) bu sözleri o kadar çok tekrarladı ki, mübarek lisanı söyleyemez hale gelince, bunları içten içe tekrar etmeye başladı. (Ahmed, VI, 290, 315; bk. Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124)

Ebü’d-Derdâ (r.a) anlatıyor: Canımdan çok sevdiğim Rasûlullah (asm), bana şu tavsiyede bulundu:

“Param parça edilsen, ateşlerde yakılsan bile, sakın hiçbir şeyi Allah’a şirk koşma! Hiçbir farz namazını da kasten terk etme! Kim namazı bile bile terk ederse, o kişi Allah Teâlâ’nın himâyesinden ve hıfz u emanından uzak kalır.” (İbn-i Mâce, Fiten, 23)

Bu hadisler, Allah’a kulluğun temeli ve en açık ifadesi olan namazın, ne kadar büyük bir ehemmiyet taşıdığını açıkça gözler önüne sermektedir.

Namazın önemini vurgulayan ayet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“Namazı dosdoğru kılınız, zekâtı hakkıyla veriniz, rükû edenlerle beraber rükû ediniz!” (Bakara 2/43)

“Ailene namazı emret! Kendin de ona sabırla devam et!..” (Tâhâ 20/132)

“Nefsini kötülüklerden arındıran, Rabbinin ismini zikredip namaz kılan, felâha erer.” (A’lâ 87/14-15)

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar, (gafletle kılarlar.)” (Mâûn 107/4-5)

“Defteri sağdan verilenler cennetler içindedirler. Günahkârlara: “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” diye uzaktan uzağa sorarlar. Suçlular derler ki: Biz namaz kılanlardan değildik, fukaraya yemek yedirmezdik, batıla dalanlarla birlikte dalardık, ceza gününü de yalanlardık. Biz o hal üzereyken ölüm gelip çattı.” (Müddessir 74/39-47)

Burada, cehenneme düşen insanların itiraf ettiği ilk günah, namazı terk etmeleri olmuştur. Sonra diğer günahlar gelmektedir. Bu, dikkat edilmesi gereken mühim bir husustur.

Rasûlullah (asm) Efendimiz de namazın ehemmiyetini anlatmak maksadıyla şöyle buyurmuştur:

“En hayırlı ameliniz, namazdır…” (Muvatta’, Tahâret, 6)

“Cennetin anahtarı namazdır, namazın anahtarı da temizliktir.” (Ahmed, III, 340)

“Kıyamet günü kulun hesaba çekileceği ilk amel, namazdır. Eğer kul, namazlarını Allah’ın istediği şekilde eda etmiş ise, felaha erer ve maksuduna nail olur. Namazlarını eda etmemiş veya gafletle kılmışsa, kaybeder ve hüsrana uğrar. Şayet farzlarından bir şey noksan olursa, Azîz ve Celîl olan Rabbimiz: “Kulumun nafile namazları var mı, bakınız?” buyurur. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra kul diğer amellerinden de bu minval üzere hesaba çekilir.” (Tirmizî, Salât, 188/413; Nesâî, Salât, 9/462)

Namazın ibadetler içindeki yeri ve ehemmiyeti o derece yüksektir ki, hastalık, yolculuk vb. fevkalâde durumlarda bile terk edilmesine izin verilmemiş, buna karşılık edası hususunda bazı kolaylıklar sağlanmıştır.

Ayet ve hadislerdeki ikazlar sebebiyle ashab-ı kiram, namaza çok ehemmiyet vermişlerdir. Meselâ Hz. Ömer (r.a), valilerine şöyle yazmıştır:

“Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu ahkamına riayet ederek güzelce kılar ve vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur. Kim de namazı ihmal edip yitirirse, dinin diğer emirlerini daha çok ihmal eder.” (Muvatta’, Vukûtu’s-Salât, 6)

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamber Efendimizin kabir azabıyla ilgili gördüğü rüya nasıldır ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
661 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR